Hz. Fatıma’nın Doğum Günü

0
Yüce Allah, Hz. Fatıma’nın tertemiz ve dosdoğru kişiliğinin oluşmasına elverişli ortamı hazırlamıştı. Baba, Resul-i Ekrem (s.a.v), anne de Hatice idi.

Ebu Basir, İmam Cafer-i Sadık’tan şöyle rivayet eder: “Fatıma, Peygamberimizin (s.a.v) doğumunun (milâdının) kırk beşinci senesinin cemaziyelahir ayının yirminci gününde dünyaya geldi. Mekke’de sekiz yıl, Medine’de ise on yıl kaldı. Babasının ölümünden yetmiş beş gün sonra, hicretin on birinci senesinin cemaziyel-ahir ayının üçüncü gününe denk gelen salı günü vefat etti.”

Hz.Fatıma’nın İsimleri

Sıddıka; çok tasdik eden (Allah’ın selâmı ona olsun). Hz. Fatıma babasının sözlerini tasdik eder, onları davranışlarıyla da doğrulardı. Sözlerini eksiksiz yerine getirirdi. O, es-Sıddıkatu’l-Kübra idi. Torunu İmam Sadık’tan da rivayet edildiği gibi, asırlar onun marifeti ekseninde döndüler.

Mübareke: Ondan çok hayır kaynaklandığı için bu ismi almıştır.

Kur’ân onu Kevser diye isimlendirir. Bunun nedeni de Hz. Peygamber’in (s.a.v) soyunun onun aracılığıyla devam etmesidir. Ya da Allah’ın, Resul’üne verdiği çok hayrın en önemli göstergelerinden biridir. Nitekim Kevser Suresi’nde buna değinilir.

İbn Abbas, Peygamberimizin (s.a.v) şöyle dediğini rivayet eder: “Kızım Fatıma beşerî bir huridir. Hayız kanı görmez, Allah onu ve sevenlerini ateşten koruduğu için ‘Fatıma’ adını almıştır.”[1]

Resulullah (s.a.v) bir diğer hadiste de şöyle buyuruyor: “Fatıma, insan hurilerdendir. Cenneti özlediğimde, onu öperdim.”[2]

Enes b. Malik’in annesi şöyle der: “Fatıma,  dolunay gibiydi. Ya da bulutların ardından çıkan güneş gibiydi. Kızıla çalan bir beyazlığı vardı. Saçları simsiyahtı. İnsanlar içinde Resulullah’a (s.a.a) en çok benzeyen oydu.”[3]

Her türlü kirden ve pislikten arındığı için, kendisine Tahire lakabı verilmişti. Nitekim Kur’ân-ı Kerim Tathir Ayeti’nde onun her türlü kirden temizlenmiş olduğuna tanıklık etmiştir.

Hz. Fatıma’nın bir lakabı “Raziye“, bir diğeri de “Merziyye“dir. Çünkü o, kendisi için takdir edilen dünyanın acılarına, zorluklarına, musibetlerine ve bunlardan dolayı alacağı sevaba razıydı. Kur’ân-ı Kerim’in “İnsân Suresi”nde haber verdiği gibi, Rabbinin katında razı olunmuş biriydi. Rabbi, onun çabasından razı olmuş ve onu en büyük korkudan emin kılmıştı. O, haklarında “Allah onlardan razıdır, onlar da Allah’tan razıdırlar.”[4] buyurulanlardan biridir. Rabbinden çok korktuğundan kuşku yoktur; onun hayatı bunun tanığıdır.

Resulullah (s.a.v) ona “Ümmü Ebîha” yani “Babasının Anası” lakabını takmıştı. Bu, onun değerine, saygınlığına yönelik bir işaretti. Çünkü hiç kimseyi, Peygamberimiz (s.a.v), onu sevdiği kadar sevmiyordu. Hiç kimse Peygamber (s.a.v) yanında onun derecesine ve konumuna yetişememiştir. Hz. Peygamber (s.a.v), ona, evlâdın annesine yaptığı muamelenin aynısını yapıyordu. Nitekim o da, Hz. Peygamber’e (s.a.v) annenin evlâdına davrandığı gibi davranıyordu. Çünkü Peygamber’i (s.a.v) kucaklıyor, yaralarını sarıyor ve acılarını hafifletiyordu.

————————————————————-

[1]- Tarih-i Bağdad, 12/331, Hadis no: 6772

[2]- Tarih-i Hatib el-Bağdadî, 5/87; el-Gadîr, 3/18

[3]- el-Müstedrek, Hakim, 3/161

[4]- Mâide, 119

Bunları da beğenebilirsin Diğer Yazılar