Hz.Ebu Talib (as)’ın Vefatı

0
Hz. Ebu Talib’in imanı geçmişten günümüze kadar Ehl-i Beyt mektebi ile diğer mektepler arasında tartışma konusu olmuştur.

 Bir çokları onun (Allah’a sığınırız) imansız dünyadan göçtüğüne inanmaktadır. Ama Ehl-i Beyt mektebinde onun mümin olarak dünyadan göçtüğü hususunda asla şüphe edilmemektedir.
08/07/2010 – 09:30
Şii alimleri ile bazı Ehl-i Sünnet alimleri Ebu Talib’in imanını ispat etmek için bir çok kitaplar, makaleler ve risaleler yazmışlardır. İslam araştırmacılarına göre Ebu Talib’e istinad edilen bu asılsız iddialar, Beni Ümeyye’nin, Hz. Ali’ye olan düşmanlığı yüzünden uydurulmuştur. Muhalifler Ali’ye (a.s) dil uzatamayınca babasına saldırma yoluyla Hz. Ali’nin ilahi makamını düşürmeye çalıştılar.

Ebu Talib (as)’ın Vefatı

Kureyş’in uygulamış olduğu iktisâdi ambargo, onlardan iyi düşünceli bir grubun planı sayesinde kırılmıştı. Hz. Peygamber (saa) ve ona tabi olanlar, üç yıl dışlanma ve sıkıntıdan sonra Şi’b-i Ebu Talib’den çıkmış ve evlerinin yolunu tutmuşlardı. Müslümanlarla alış veriş serbest olmuştu ve Müslümanların durumu iyiye doğru gidiyordu. Ansızın  Hz. Peygamber (saa) acı bir durumla karşı karşıya kaldı. Bu içler acısı musibet sığınmasız Müslümanların ruhiyesinde kötü bir eser bırakmıştı.

O hassas dönemde bu hadisenin  yarattığı boşluk, hiçbir şeyle kıyaslanamazdı; zira bir din veya ideolojinin gelişimi iki temel etkene bağlıdır: Beyan özgürlüğü ve namert düşmanın hamlelerini önleyebilmek için gerekli savunma gücü.

Tesadüfen Müslümanlar, beyan özgürlüğü elde ettikleri bu dönemde, ikinci etkeni kaybettiler. Yani İslam’ın yegâne hamisi olan Ebu Talib, aralarından ayrılmış ve toprağa verilmişti.

* * *

O gün, Hz. Peygamber (saa), sekiz yaşından elli yaşına kadar onun muhafaza ve himayesini üstlenen, bir kelebek misali onun etrafında dönen, Muhammed’in (saa) bir gelir elde edinceye dek, tüm masraflarını karşılayan ve onu kendi çocuklarından bile üstün tutan müdafisini kaybetmişti.

Hz. Peygamber (saa) , dedesi Abdulmuttalib’in kendisini son nefesinde ona emanet ettiği ve aşağıdaki şiirle kendisine hitap ettiği bir şahsiyeti kaybetmişti:

Ey Abdumenaf! [1] Babası gibi muvahhid olan bu şahsın himaye ve korumasını senin omuzlarına bırakıyorum.

O, Abdulmuttalib’e cevaben şöyle dedi: ” Babacığım, Muhammed’in (saa) ısmarlanmaya ihtiyacı yok, zira o kardeşimin çocuğu ve benim çocuğumdur. “

Ecel terleri Ebu Talib’in alnında belirdiği vakit, Hz. Peygamber (saa), geçmişin  acı-tatlı olaylarını anımsayarak kendi kendine şunları söylüyordu:

1- Ölüm döşeğinde  yatan bu şahıs, benim şefkatli amcamdır. O, ekonomik ambargo döneminde Şi’bde beni yatağımdan kaldırır, elimi tutar, başka bir yerde istirahat  edebileceğim vesileleri hazırlardı, ansızın Kureyş bir hamle yapıp beni uyku halinde paramparça etmek ister, düşüncesiyle ciğerparesi  oğlu Ali’yi de benim yatağımda yatırırdı, okları hedefe isabet etmesin  diye oğlu Ali’yi benim hayatım uğruna feda ederdi; hatta bir gece oğlu Ali (as) ona: “Babacığım sonunda bir gece ben bu yatakta öldürüleceğim.” dediğinde, ona sinirlenerek  şöyle dedi: “Evladım, sabır aklın alametlerinden biridir. Her canlı ölüme doğru gidecektir. Ben senin sabrını ölçtüm ve belalar çok zordur. Seni necip oğlu necip  olana (Muhammed b. Abdullah’a) adadım.”[4] Oğlu Ali (as) de babasına güzel ve iç açıcı cevaplar vererek Peygamber uğruna can vermekte iftihar edeceğini söyledi.

2- Bu ruhsuz beden, benim saygıdeğer ve vefalı amcamın bedenidir. O, benim yolumda üç yıl derbeder oldu, tüm akrabaların rahatlığını bozdu, hepsinin o derede benimle yaşamasını emretti. Kendi reislik ve efendiliğini düşmanın  ayakları altına serdi. Yani tüm dünyasını ve varlığını kaybetti. Benim yanımda yer aldı, Kureyş’e  tüm ümitlerini kesecekleri bir cevap gönderdi be onlara beni himaye etmekten asla vazgeçmeyeceğini anlattı.

Şimdi onun bildirisinin metni:

Ey Muhammed’in (saa) düşmanları! Bizim Muhammed’i (saa) yalnız bırakacağımızı sanmayın.Hayır, o her zaman bizim uzaktan akrabalarımız ve yakınlarımız arasında değerlidir. Haşimilerin güçlü bilekleri, onu her türlü tehlikeden koruyacaktır.

Amcasının ölümü kesinleşmişti, Ebu Talib’in evinden çığlık ve ağlama sesleri yükseldi.Dost ve düşman herkes onun evi etrafında toplanmış ve onun defnedilme merasimine katılmışlardı; ama Ebu Talib gibi Kureyş ‘in reisi ve kabilenin efendisi olan bir şahsiyetin ölümü ile ilgili olaylar hemen son bulur muydu?

Hz. Ebu Talib’in Duygusundan Bir Örnek

Tarih sayfalarında, insanların birbirlerine karşı şefkat ve duygusallıklarından bazı örnekler verilmiştir. Onların çoğu, maddiyata dayalı, mal ve ziynet ölçüleri etrafında döner durur. Kısa bir süre sonra bu sevgi ateşinin alevleri sönmeye yüz tutmuş ve ortadan kalkmıştır.
08/07/2010 – 11:15
Ancak, sevginin temeli; akrabalık bağı, iman, ihlas, fazilet, ruhsal ve manevi olgunluk olursa, duygusal alevler çabuk sönmez, sevgi bu kadar çabuk erimez.

Aslında Ebu Talib’in Muhammed’e (saa) olan sevgisi iki temele dayalıydı. Yani hem ona imanı vardı ve onu kâmil bir şahıs ve insanlık örneği biliyordu, hem de onun yeğeniydi. Kalbinde ona kardeş oğlu ve evlat unvanıyla yer vermişti.

Ebu Talib, onun maneviyat ve temizliğine o kadar inanmıştı ki, kuraklık dönemlerinde onu musallaya götürür, Allah’ı onun makamı ve yakınlığı adına yemin vererek belaya duçar ve rahmetinden uzak olan halk için yağmur talebinde bulunurdu ve duası da kabul olurdu. Birçok tarih yazarı aşağıdaki olayı nakletmişlerdir:

Yılların birinde Mekke halkı ve etrafındakiler, şiddetli bir kuraklık yaşamışlardı. Adeta yer ve gök onlardan bereket ve rahmetini esirgemişti.Kureyş, saflar halinde ve yaşlı gözlerle Ebu Talib’in yanına gidip, musallaya gitmesini, rububiyet makamından halk için  yağmur talebinde bulunmasını ciddi bir şekilde istemişlerdi.Ebu Talib, küçük Muhammed’in (saa) elini tutmuş, Kâbe’nin duvarına yaslanmış, gökyüzüne bakmış ve şöyle arz etmişti:

“Şefkatli Rabbim, bu gulam [1] hatırına (parmağıyla Allah Resulü’nü işaret eder halde)  rahmet yağmurunu gönder ve bizi sınırsız rahmetinden faydalananlardan eyle.

Müverrihlerin hepsi şöyle yazıyor: O, Allah’tan yağmur istediği vakit, gökyüzünde bir parça bile bulut yoktu, ama aradan fazla bir zaman geçmeden etraftan gruplar halinde bulutlar harekete geçti.Bir bulut grubu Mekke semasını ve etrafını kaplamıştı. Yıldırım ve şimşekler ortalığı gürültüye boğmuştu. Yağmur seli her yeri kaplamış, uzak ve yakın her tarafı  suya doyurmuştu. Herkes bu durumdan razı ve sevinçliydi. Ebu Talib bu sırada bazı şiirler okumuştu.[3]

Ebu Talib, yaşamının en zor anlarından biri olan, Kureyş’in Peygamber’i ele geçirmek için yaptıkları baskıları artınca, onlara Lamiye adındaki kasidesini okudu.O kasidede Muhammed’in (saa) varlığının bereketi sonucu yağmurun yağması olayı hatırlatılıyordu.

İbn Hişam, tarih kitabında (c.2, s.286) o kasideden doksan dört beyit nakletmiştir. İbn Kesir-i Şami ise kendi tarihinde, (c.3, s.52-53) ondan doksan iki beyit getirmiştir. Bu kaside cazibe, çekicilik, hoş beyan ve fesahat bakımından cahiliye Araplarının övündüğü  ve en iyi şiirleri olarak nitelediği Muallâkat-ı Seb’a’dan daha üstündür.

Ebu Hiffan-ı Abdi, bu kasideden yüz yirmi bir beyit nakletmiştir, belki de Ebu Talib divanının tamamı bu kadardır.

Ebu Talib o kasidede, Hz. Muhammed’in (saa) nurlu çehresi vesilesiyle yağmur talebinde bulunma olayına değinerek şunları söylüyor:

” Beyaz yüzlüdür, yüzü suyu hürmetine bulutlardan yağmur istenir.

Yetimlerin baharı, dulların sığınağıdır.

Beni Haşim’in çaresizleri ona sığınır.

Onun gölgesinde, saadet ve nimet içindedirler.”

——-
1-Araplar, küçük yaşta çocuğa(Gulam) derlerdi.

2-Sire-i Halebi, 1/125

3-Ebu Talib’in adı “Abdumenaf” idi ve babası ona bu isimle hitap ederdi. Onun adının “İmran” olduğu da söylenmiştir. Uzak yerlerden Hz. Peygamber (saa) için  okunması müstehap olan bir ziyaretnamede denildiği üzere şöyle hitap edilmektedir:
“Amcan İmran’a – Ebu Talib’e – selam olsun”
Bazıları onun adının Ebu Talip olduğunu  zannediyorlar. Halbuki bu onun künyesidir.

4-Menakıb-ı İbn Şehraşub, 1/27; el-Hüccet , 70.s.

Ayetullah Cafer Süphani’nin “Hz. Muhammed’in (saa) Hayatı” adlı kitabından alıntıdır.

Bunları da beğenebilirsin Diğer Yazılar