Hz.Ali (a.s)nin Hayatı

0

Ebü’l- Hasan Ali b.Ebi Talib’ el-Kureyşi el- Haşimi

( ö. 40/661 )

Hz. Peygamber’in Damadı. Mucadele Arkadaşı. İlk İmam :

 

Hz. Resulullah: Ya Ali İnsanlar ister seni İmam kabul etsinler. İsterlerse kabul
etmesinler Sen Allah taraffından insanlar üzerinde Ücetsin yani 1. ci- İmam’sın.
Hadis. Ehli’sünnet’in Tüm kaynak Kitaplarında Mevcut : İsterlerse inanmasınlar.
Şahit olarak ALLAH; YETER ?…

İMAM ALİ (A.S) IN KİMLİĞİ:

ADI: ALİ

LAKABI: EMİRÜL MÜ’MİNİN

KÜNYESİ: EBUL HASAN

BABA ADI: EBU TALİB

ANA ADI: FATIMA

DOĞUM YERİ: KÂBE

DOĞUMU: HİCRETTEN 22veya 23 YIL ÖNCE

HALİFELİĞİ: HİCRETTEN 35 YIL SONRA

HALİFELİK SÜRESİ: 5 YIL

ÖMRÜ: 63 YIL:

ŞEHADETİ: HİCRİ 40 Yılda Haricilerden “İbni Mülcen” adlı bir Şahıs Tarafından.

DEFNEDİLDİĞİ YER: IRAK- “NECEF” ŞEHRİ

Hicetten yaklaşık yirmi iki yıl önce ( M.s. 6oo yıl’larında, Kâbbe’nin içinde)
Mekke’de doğduğu rivayet edilmektedir. Aynı zamanda Kâbbe’nin için’de dünya’ya
gelen tek insanoğludur. Babası Hz.Peygamber’in amcası Ebu Tâlib,annesi de Fâtma
bint Esed b. Hâşim’dır.Ebu Tâlib’in en küçük oğludur.Mekke’de baş gösteren
kıtlık üzerine Hz. Peygamber amcası Ebu Tâlib’in yükünü hafifletmek için onu
himayesine almiş,Hz Ali beş yaşından itibaren hicrete kadar onun yanında
büyümüştür. Hz.Muhammed’in Peygamberliğine ilk inananlardan olup ilk iman etmiş
kişidir.Ancak Hz. Hatice annemiz ile aynı andamı iman eden’mi yoksa Hz.Hatice
annemizden sonra,mı iman edenlerden kesin bir delil yok.Yine’de ne bir şekilde
olursa olsun ilk iman edenlerdendir.Kimileride Hz. Ebu Bekir’den sonra iman
etmiş diyorlarsa bunun gerçekle bir bağlantısı yoktur.Çünkü Ebu Bekir daha sonra
müslüman oldu onuda belgelerle ispatliyacağız.(bk.Câhiz, el’Osmaniyye,s.3-13) Bu
sırada yaşısının dokuz veya on bir olduğu rivayet edilir.Bu durumda onun Hz.
Hatice’den sonra, yaşına göre, çocuklar arasında ilk inanan ve Hz peygamber’le
birlikte ilk namaz kılan kimse olduğu ağırlik kazanmaktadır.(Ayrıca Allah
Kurân’i kerim,de inananlara inanmak hususunda imana davet ederken hiç bir zaman
çocuk kavramını kullanmaktadır. Her nedense Ehli-sünnet iman ve katva konusunda
İmam Ali a.s.ma gelince orda çocuk kavramını kulanır.bunun nedeninide kesin
olarak anlaşilmamiştir.Ebu Bekirin müslümanlığına gelince en ön saflarda
tutarlar.Halbuki gerçekle bağlantısı yoktur.Bunlarıda belgelerle ispatliyacağız.

Hz.Ali’nin hicret’ten önceki hayatı hakkında kaynaklarda fazla bilgi yoktur.Bu
konu Diyanet islam ansiklopedisinde bu şekilde mevcuttur.Bunun gerçekle alakası
yoktur.Belkide kasten yapıyorlar. İnede Allah kendilerinden razı olsun.Biz
detaylığıyla her şeyi genişcesine işliyeceğiz.Ve öğle bir inanca saibiz’ki,
sorguya çekileceğiz.Allah onların suçunda bizleri sorunlu tutmasın.İnşallah.

Resulullah(s.a.a)İmam Ali a.s.hakkında şöyle buyurmuştur:”Şüphesiz sen benim
duyduğumu duyuyor ve benim gördüğümü de görüyorsun, fakat sen peygamber
değilsin.”Neh-ül Belaga, Suphi Salih, 192.hutbe.Yani Peygamber’e bağışlanmiş
olan melekleri görme, onların seslerini işitme kabiliyeti ve ilahi gücü ona da
verilmişti; Fakat o peygamber değildi.

Resulullah (s.a.a.)şöyle buyurmuştur.

“Şüphesiz Ali, Allah’ın kitabı ve benim Sünnetim hususunda ümmetimden hiç bir
kimsenin sahip olmadığı bir ilme sahiptir. O benim bütün bildiklerimi
biliyor.Çünkü Allah-u Teala hiçbir kimsenin bilmediği bir ilmi bana öğretti ve
onu Ali’ye de öğretmemi emretti: Bende öyle yaptım.”

Daha sonra şöyle buyurdu:

“Şüphesiz, Allah-u Teala ona hikmeti ve hak ile bâtılı ayırt eden bir bilgi
vermiştir .” Kitab-ı Süleym,s.71.

İbn-i Ebi’l-Hadid,Şerh-i Nehcü’l-Belağa’da şöyle yazıyor:

” Sahih kitaplarda rivayet edilmiştir ki, Cebrail ilk kez Peygamber’e nazil
olduğu ve onu risalet makamına getirdiği zaman Ali, Peygamber’in yanında idi.
İbn-i Ebi’l Hadid, Şerh-i Nehcü’l Belağa c.13,s.208, Daru İhyai’l- Kütübi’l-
Arabiyye, Kahire, Hicri 1378.

İmam Sadık (a.s. )’dan şöyle nakledilmiştir:

“Ali (a.s.), Resulullah (s.a.a.)’in risaletinden önce onunla beraber nübüvvet
nurunu görüyordu ve meleğin sesini işitiyordu.Resulullah (s.a.a.) ona buyurdu ki
: Eğer ben Peygamberlerin sonuncusu olmasaydım, sen nübüvvet makamına layık
idin; ancak sen benim vasi ve varisimsin,vasilerin başı, muttakilerin mevlasısın.”İbn-i
Ebi’l-Hadid, Şerh-i Nehcü-l- Belağa,c.13,s.208,Daru İhyai-l Kütübi’l- Arabiyye,
Kahire, Hicri 1378.

“…Sizden (Mekke’nin ) fethinden önce infak eden ve savaşanlar, sonra infak
eden ve savaşanlardan daha üstündürler. Allah, hepsine de iyiliği vaat
etmiştir.”Hadid Suresi/1.

İmam Ali (a.s. ) şöye buyurmuştur:

“Resulullah’ın (s.a.a.) ashabının hepsi ona soracak (ve verilen cevabı anlayacak
) kabiliyette değillerdi. Onlardan bazıları soru soruyor, ama cevabını
anlamıyorlardı… Ben günde iki defa, bir gündüz, bir de gece Peygambr’in
(s.a.a.) huzuruna gidiyordum.O vakitlerde sadece beni huzuruna kabul ediyordu.O
zamanlarda o dolaşmaya çıksa ben de onunla dolaşıyordum. Ashap, Resulullah’ın
(s.a.a.) benden başkasına böyle davranmadığını billiyordu. Sorduğumda cevabını
veriyordu; Sustuğumda veya sorularım bittiğinde kendisi benimle konuşmaya
başlıyordu. Kur’ân’dan kendisine inen her ayeti bana okuyor ve yazmamı emr
ediyordu, ben de yazıyordum. Onları düşüne bilmen ve unutmaman için Allah’a dua
ediyordu.Bunun için de Allah’ın kitabını ezberlediğim andan itibaren ondan bir
ayeti bile unutmadım.Resulullah (s.a.a. ) onların te’vilini de bana öğretti, ben
de onları belledim ve onları bana yazdırdı, ben deyazdım.Daha sonra elini
göğsümün üzerine koyarak Allah’a, kalbimi ilim idrak, fıkıh, hikmet ve nurla
doldurması ve artık cahil olmıyacağim bir şekilde bana ilim vermesi ve
unutmayacağım bir şekilde bana ezberletmesi için dua etti…”Kitab-ı
Süleyman,s.106.

Bazı kişiler Kur’ân-ı Kerim’in bazı ayetlerinin kıraatınde itilafa düşmüşlerdi.İbn-i
Mes’du onları Resulullah’ın (s.a.a. )yanına getirdi.İmam Ali (a.s. )de
Resulullah’ın(s.a.a. )yanındaydı.Onların hepsi kıraatlarını okudular.Peygamber
(s.a.a.) İmam Ali’ye gizlice bir şeyler söyledi.Bunun üzerine İmam Ali şöyle
dedi:”Resulullah (s.a.a. )sizden herbirinizin Kur’â’ı öğrendiği gibi okumasını
emrediyor.”

Haim:”Bu hadis sened açısından sahihdir” demiştir. Menakıb-i ibn-i Şehraşub,c.2,s.42;Tefsir-i
Taberi,c.1,s.10; Müustedrek-ül Hakim,c.2,s.223-224.

“Hz.Ali (a.s. ) hazır olmadığı sıralarda Resulullah (s.a.a. ) nazil olan
ayetleri onun için saklardı.”

Süleym İbn-i Kays-i Hilali şöyle diyor: Kaynak:. Necaşi; onu ilk tabakadan ve
selef-i salih zümresinden saymiştir.O,hicri 90, yılında Haccac’dan gizlemiş
olduğu halde vefat etmiştir.

“Ben Kufe Mescidi’nde Hz.Ali’nin (a.s. ) yanında oturmuş, halkda onun etrafını
sarmıştı.Bu esnada Hz. Ali (a.s. )şöyle buyurdu:” Beni kaybetmeden bana
sorun,bana Allah’ın kitabından sorun.Allah’a andolsun ki, Allah’ın kitabından
nazil olan her ayeti muhakkak resulullah (s.a.a. ) bana okuyor ve te’vilini bana
öğretiyordu…”

Bu arada İbn-ül Kevva:” Sen olmadığın zamanlarda Resulullah’a (s.a.a. ) inen
ayetler ne oluyordu?” diye sordu

İmam Ali (a.s. ) onun cevabında şöyle buyurdu:

“Evet yanında olmadığım zamanlarda nazil olan ayetleri benim için saklıyordu,
ben onun huzuruna vardığımda ” Ya Ali Allah-u Teala senden sonra şu ayetleri
şöyle nazil etti.”diyor ve onları bana okuyarak te’villerini öğretiyordu.”Kitab-ı
Süleym,s.213-214.

Şundanda anlaşıyorki diyanet ya? şu gerçeklerden heharleri yok yada? bu
gerçekleri saklıyorlardır.Tabiki henüz hepsini yansıtmadık.Yani devenin
kullağında bir kıl payı, kadar.

“KU’NEB” ve Hz: ABBAS’ın AĞZINDAN Hz:ALİ (a.s ) DOĞU’MU:

Peygamberimizin (s.a.v) hicretinden 23 yıl önce, Receb ayının 13’ünde Cuma günü
Ebu Talib aileside sadece Mekke’yi değil, tüm dünyayı nura boğan kutlu bir çocuk
dünyaya gelmişti.

Bu çocuğun doğumu hakkında, Mekke halkından biri olan “Ku’neb” şöyle diyor: Hz.
Abbas (a.s.) ile oturmuştuk.Ansızın Esed’in kızı Fatıma’yı acıdan kıvranarak
Kâbe’ye doğru giderken gördük. O şöyle diyordu.

“Ey Allahım! Sana ve peygamberine inanırım.Senin emrin ile bu evi bina eden
peygamber’e (yani İbrahim’e a.s.) ve bu karnımdaki çocuğun yüzü suyu hürmetine
bu doğumu bana kolaylaştır.

O anda, Allah’ın evinin yarıldığını, onun içeriye girdiğini ve sonra duvarın
birbirine yaklaşarak kapandığını gözlerimizle gördük.Hepimiz korkudan titrerbir
halde ayağa kalkarak (Kâbe’nin )kapısına açmak ve kadınlarımızı Fatime’ye
yardıma göndermek için süratla Kâbe’ye doğru koştuk.Ama ne kadar uğraştiysak da
kapıyı açamadık. Olay çabucak Mekke’ye yayılmış ve herkes hayretler içinde
bırakmıştı. Mekke’nin kadınları ( Fatimâ ile görüşmek için heyacanla
bekliyorlardı.Nihayet “Fatımâ” 4 gün sonra Kâbe’den kucağında nur topu bir
çocukla dışarı çıkarken şöyle diyordu.)

“Allah, kadınlar arasında beni seçti , kendi evindeyken bana cennet
yemeklerinden ve meyvelerinden gönderdi.”

Hz.Fatıma evine doğru giderken etrafını saran kadınların; çocuğun ismini ne
koyacaksın ? sorularına karşılık şöyle dedi:

diye bir ses duydum.” “Allah’ın hareminde otururken gaibten “çocuğunun adını Ali
koy”

Evet, bu sözü edilen kiş İmam Ali (a.s.)dir.O yüce şahış, süt emme çağı ve
çocukluk dönemini temiz ve pâk bir şekilde geçirdi.Nitekim, kendisi de “Nehc-ül
Belağa” da şöyle demektedir.

“Çocukluk çağımda, Peygamber beni kucağına oturtur, göğsüne dayar ve yemeği
çiğneyerek ağzıma koyardı.”

İlmin Kapısı İmam Ali ( a.s. )

Emir’ül-mü’minin ( aleyhisselâm ) Fil vakasından otuz sene sonra doğdu. Ramazan
ayının yirmi birinci gecesi , pazar günü, hicretten kırk yıl son şehit edildi.
Öldürüldüğü sırada altmış üç yaşındaydı. Nebi ( sallallahu aleyhi ve âlihi )’nin
vefatından sonra otuz yıl yaşadı. Anası, Esed b. Haşim b. Abdimenaf’ın kızı
Fâtıma’dır. Haşimiler içinde babası ve annesi Haşimî olan tek kişidir.

Muhammed b. Abdullah b. Müskan, babasından şöyle rivayet etmiştir : Ebu Abdullah
( İmam Cafer Sadık aleyhisselâm ) dedi ki : ” Esed kızı Fâtıma, Ebu Tâlib’e
geldi, Nebi ( sallallahu aleyhi ve âlihi )’nin doğduğunu müjdeledi. Ebu Tâlib
ons dedi ki : ” Bir zaman sabret, sana onun bir benzerini müjdeleyeceğim. Ancak,
bir tek peygamberliği eksik olacak . “

İmam Cafer Sadık ( aleyhisselâm ) buyurdu ki : ” Bir zaman maksat , otuz yıldır
Resûlullah ( sallallahu aleyhi ve âlihi ) ile Emir’ül-mü’minin ( aleyisselâm )
arasında otuz sene var. “

Hz. Ali’ isim konulması:

Hz. Ali (a.s. ) dünya’ya geldiğinde annesine Peygamber’imiz çocuğun ismini ne
koyacaklarını soruyor. Annesi Fatıma, kendi babasının ismini yaşatmak için ”
Esed” veya aynı anlama gelen “Haydar” ismini koymayı düşünmektedir. ( Gölpınarlı,
Müminlerin Emiri Hz. Ali, s. 12 ) Kocasıyle durumu istişare ettikten sonra,
Peygamber’imiz )s.a.a.) teklif ettiği “Ali” isminde karar kılıyor.

Bir başka anlatıma göre de Hz. Ali’nin annesi Fâtıma, bir gece rüyasında evinin
nurla dolduğunu ve etraftaki dağların Kâbe’ye secde ettiğini ve o sırada eline
verilen dört kılıçtan birinin gökyüzüne çıktığını, birinin suya ve birinin yere
düştüğünü ve birsinin arslan olup heybetinden tekmil mahlükatın korkup kaçtığını
ve tam bu sırada kendisinin Peygamber’imizin ellerinden tutuğunu görmüş ve dört
ay sonra da, Hz. Muhammed’e “Oğlum ! Hamileyim, dua et de erkek olsun.” Demiş,
Peygamber’imiz de ” Erkek bana bağışlarsan, dua ederim.” Demiş ve Fatıma binti
Esed ile kocası muvafat edince dua etmiştir. Hakikaten bir erkek çocuk doğurmuş,
Peygamber’imiz hemen koşup tükrüğünden parmağıyla çocuğun ağzına sürmüş ve ilim,
irfan keramet, kudret, kuvvet velhâsıl bütün meziyetleri toplanması için dua
etmiş ve kulağına Tekbir getirerek ismini “Ali” koymuş. Annesi de rüyasında
arslan gördüğü için ismini “Haydar” koymuş ve “Bu Allah’ın arslanıdır.”
Demiştir. ( Mehmed Gavsi, s. 147.)

Hz.Ali Kendi Dilinden Çocukluk Dönemi:

Yine İmam Ali (a.s.) bu çağını şöyle açıklıyor; “Pergamber (s.a.v.) her yıl Hirâ
dağına giderdi ve O’nu benden başka kimse görmezdi. İslam’ın daha evlere
yayılmadığı sıralarda, sadece Peygamber ile eşi Hz. Hatice müslüman idiler ve
ben vahiy ve risalet nurunu gören, Nübüvvet’in kokusunu duyan ikinci kişiydim.”

Peygamber’in arkabalaını İslam’a davet etmesi için Allah’ın emri nazil
olduğunda, Ali (a.s.) peygamberin yakınlarından kırk kişiyi, O Hazretin evine
davet etti. Yemek az olduğu halde her kes doymuştu.

Akşam yemeğinden sonra, peygamber, orada bulunanlara hitaben şöyle buyurdu:

“Ey Abdülmuttalib oğulları, Allah bana, sizleri çağırarak, islamı sizlere
tanıtmamı emretti.Kim bana yardım eder ve getirdiğim dine iman ederse, benim
kardeşim ve halifem olacaktır.”Bu konuyu detaylığıyla işleyeceğız.Çünkü Hz.
Pergamber’ in risalesinin başlangıcından beri halifelik makamına İmam Ali (a.s.)
getirilmiştır.Aynısıda Kur’ân’da mevcuttur.

“Bu benim kardeşim ve halifemdir. O’nun sözünü dinleyin ve emirlerine itaat
edin:” Yine tekrar islam kaynaklarına ve belgelerine göneceğız.

“Ey ahali…Fitne dalgalarını kurtuluş gemisi ile kırınız.

itilaf ve nefret yaratan davranışlardan kaçınınız, arınınız.

Cahiliyet döneminin övgü kaynağı olan taçları atınız.

Mutlu o kimselerdir ki, güçlü kanatlarıyla yerinden fırlar-

Veya teslim olur. Kendisi rahat ederken başkalarına da

Rahahlık bahşeder.

Bu önderlik, bayatlığından kokuşmuş bir su gibidir.

Ve yutanı boğan bir lokmadır.

Meyveyi yetişmeden toplayan kimse el verişsiz

Toprağa ekin eken gibidir…”

(Nehc’ül- Belağa 5. Hutbe….)

Yüce İslam Peygamberi kendi hakkında şöyle buyurmuştur:

“Ya Ali ! Seni yaratan ulu Allah’tan başka ve seni kucağında eğitip yetiştiren
benden başak hiç kimse seni olduğun gibi tanıyamamıştir.” buyurmaktadır.

İmam Ali (a.s.) hayatına devam edeceğız.Aslında bura kadar getirdiğimiz belgeler
sizlerce yeteli olmiya bilir.Ama biz yinede çalışmalarımıza devam edeceğiz.Ellimizdeli
belge ve kaynaklarımızı hepsini kısa bir zaman birimi içerinsinde sergilemek
imkamsız olduğu kadar,da güç bir çalişmadır.Öte yandan bizlere karşı
eleştirilere karşi açık olmamız gerekli ve zorunlu olduğu kanısındayayız.Onun
için simgelemek istediğimiz belge ve çalişmamız süzgeçten geçmesi lazım.

Hz.Ali’nin hicretten önceki hayatı hahında kaynaklarda fazla bilgi yoktur
demeleri üzerine çalişmalarımızı genişlettik.ve Hz. Peygamber’den belgeler
getirdik ve getirmeye gevam edeceğiz.Bu çalışma detaylığıyla çok geniş ve
kapsamlı olcağının inancındayız.İlk etapta Resulullah’ın doğumu,yetişmesi
sorunluğu ,büyütülmes, devresi,evlenmei,kişilik davranışları ve ilk etapta onun
kucağında onun terbiyesiy’le insanı kamil,liğe ulaşmış Hz. Alininde hayatını ele
alcağiz.

Ancak hayatı, menkıbevi ve efsanevi rivayetlerle örtülü şii kaynaklarda doğumun
itibarern en ince teferryatına kadar ve zengin kerametlerle dolu olarak
anlatılır.Bu yanlış bir tavırdır .Çünkü imam Ali (a.s.)abarmalı bir anlatıma
gerek yok dsüncesındeyim.Kur’ân’nın simgelediği şekliyle ve Resulullah’ın
kendileri hakkında!ki sarf edip söylediği hadislerin ve İslam teori ve pıratiğin
gösterdiği gerçeklere bakılarak göz önüne alınırsa ne şekilde İmam Ali’nin hakkı
su istimar edildiğini anlıyacaksınız. ( bk. A’yanü’ş-Şi’a 1.323-562;İbn Şehrâşüb,1,287
vd; ıı , 3-377; ııı,2-100.)

Mekke müşriklerinin eza ve cefalarını gittikçe artmaları ve hatta kendisini
öldürme hazırlıklarına girişmeleri üzerine Hz. Peygamber.Hz.Ali’yi, kendisini
öldürmeye gelecek müşrikleri oylamak ve yokluğunu gözlemek maksadiyle Mekke’de
bırakmiştır. O da geceyi Peygamber’in yatağında geçirek onun evde olduğunu
kanatını uyandırmıştır.Daha sonra da Hz.Peygamber’in kendisine bıraktığı
emanetleri sahiplerine iade edip yine onun emri uyarınca Resulullah’ın kızı
Hz.Fâtıma (a.s.) kendi annesi Fâtıma ve yanındakilerle Mekke’den ayrılarak
Kubâ’da Hz. Peygamber’e yetiştirmiştir.Hicretin beşinci ayında muhacırler ile
ensar arsında arasında yakınlık ve dayanışma şağlamak amacıyle kurulan muâhât
sırasında Hz Peygamber Ali’yi kendisine kardeş olarak seçmiş, hicretin 2.ci
yılının son ayında da onu kızı (Fâtima ile evlendirmiştir.)Bu evlilikten İmam
Hasan ve İmam Hüseyin ve ölü doğan Muhsin adlı erkek çocukları ile Zeynep ve
ümmü Külsüm adlı kız çocukları olmuştur.(Muhsın hakkındaki ölü doğdu demeleri
gerçeklerle bir bağlantısı yoktur.Çünkü Hz.Ali’nin evine giden ve Hz Fâtıma’nin
evini ateşe veren Ömer b. Hatap tarafından yaralanıp Muhsi’nin düşük olmasına
sebep olup daha sonra da Hz. Fâtima’nın ölümüne sebeb olan Ömer b. Hatap’tır.Bu
konu yine kendi başına bir ekoldur.Müslümanlara yanliş bir terimle enjekte
ediliyor.Belgeleriyle işlenecektır.Hz.Fâtime’nin hayatı ele aldığımız zaman
detaylığıyla işlenecek.

Hz.Ali Hz.Fâtıma’nın sağlığında başka evlilik yapmamiştır.Hz.Fâtıma’nın
vefatından sonra ise bir çok defa evlenmiş ve çok sayıda çocuğu dünyaya
gelmiştir:Bu arada Hz.Ali (a.s.) evlat’larını elle alacağız.Hz.Ali ve Alevilik
konumunu getaylığıyla genişleteceğiz.Alevi,ve Aleviyye konumunada açıklık
getirmiş olacağız.

Hz. Ali, Peygamber’in Hânesin’de:

Hz. Ali (a.s.) Hz. Peygamber’imizin (s.a.a.) evinde büyümüştür. Önce
Peygamber’imiz (s.a.a.) Hz. Ali’nin ailesindendi. Daha sonrada İmam Ali (a.s.)
Hz. Peygamber’imizin (s.aa.) eğitim ve disipliminde büyüdü ve Hz. Muhammed’in
(s.a.a.) ailesinin bir ferdi oldu.

O yıllarda Mekke’de bir kıtlık baş göstermişti. Olayı enine boyuna irdeleyen ilk
tarih kaynaklarından anlatılanlara göre, geçindirmek zorunda oldu

ğu büyük bir ailesi olan amcası Hz. Ebu Talib’in kıtlık nedeniyle büyük bir
sıkıntı içine düştüğünü gören Hz. Peygamber’imiz (s.a.a.) hali vaktı yerindeki
diğer amcası olan Hz. Abbas (a.s.) ma giderek, Hz. Ebu Talib’in (a.s.)
sıkıntısını hafifletmek içinde kendisinin Hz. Ebu Talib’in oğularından birisini
almayı düşündüğünü onun da Hz. Ebu Talib’in oğullarından birisini almasının bir
iyilik ve yükünlüğünde kaldırılması olacağını söyledi. Bunun üzerine birlikte
Hz. Ebu Talib’e gittiler. Ebu Talib onlara, “Akil’i bana bırakın , çocuklarımdan
istediklerinizi alın.” Dedi ( Abdülfettâh Abdülmaksüd, s. 75.) Akil âmâ idi. O
nedenle Hz. Ebu Talib, sıkıntı olur düşünceyle Akil’i kimseye vermek
istemiyordu. Ebu Talib’i Abbas, Ali’yi de Hz. Peygamber’imiz evlât edinerek
yanlarına aldılar. ( Taber’i, s. 1163-1164; İbni Hişam, s. 159. Hamidullah c.1,
s.66.) Hamza da Cafer’i aldı. Hz. Peygamber’imiz de Hz. Ali’nin bakımını
üstlendi. Bu sırada Hz. Peygamber’imiz şöyle dedi: “Ben öyle birisini seçtim ki,
onu Rabbim benim için seçmiştir.” ( Abdülmaksüd, s.75.)
Böylece, Hz. Ali altı yaşından itibaren ( Emini, 3-225) Peygamber’imizin
şevkatlı kollarında ve onun tebiyesiyle büyüdü. Fakat esasında o zamanlar Hz.
Ali’nin (a.s.) kaç yaşında olduğu konusunda değişik rivayetler vardır.Bu konuda
çeşitli rivayetler için Serahsi’nin Şerhu Siyeri’l Kebir’ine bakıla bilir. (
Mısır baskısı 242. Paragraf )

Kimine göre Hz. Peygamber.(s.a.a.) mın amcası Hz. Ebu Talib’in oğlu İmam Ali
(a.s.) yanına almakla, Hz. Ebu Talib’in kendisini büyütüp yetiştirmesi nedeniyle
ona olan minnet borcunu da ödemek istemiştir. Elbette insan oğlunun aklına
çeşitli fikir ve düşüncelere kapıla bilir, bunların gerçekle alakası ve
bağlantısı olamaz.Burdaki nedeninin temel amacı aile içinde aile bağlarının ne
şekilde bir birilerine bağlı olmasının nedenlerinin simgelemesidir.

Hz. ALİ EVLÂDI :

Hz . ALİ’nin Çocukları ve Torunları :
Hz.Ali’nin çocukları konusunda değişik rivayetler bulunmaktadır.Genell olarak on
dört oğlu ve on yedi kızı bulunduğu (bk. Tarihi, Taberi,5,153-155) belirtilmekle
birlikte erkek çocuklarının on yedi, kızlraının ise on sekiz (bk. Ya’kübi,
c.2,s.213), Yahut küçük yaşta ölen, Yani şehyit edilen Muhsin,veya Muhassin)
hariç erkeklerin on dört, Kızlarında on dokuz olduğunu bildiren rivayetler de
vardır.(bk. İbn Sa’d.3,19-20.) Bu arada on bir oğlu ve on altı kızının bulunduğu
da nakledilen haberler arasındadır.(bk. Mes’üdi, et-Tenbih, s.274.) Hz Ali’nin
çocuklarını annelerine göre şöylece sıralamak mümkündür.

1- Yaşadığı müddetçe üzerine başka bir kadınla evlenmediği eşi (Hz. Fâtima’dan
İmam Hasan ve İmam Hüseyin ve anne karnında şehit edilen Muhsın, ve Hz: Zeynep,
ve Ümmü külsüm . )

2- Ümmü’l- Benin bint Hızâm-dan Abbas,Cafer.Abullah ve Osman .Bunların hepsi
Kerbelâ’da şehit olmuşlardır.ve bunlardan sadece Abbas’ın nesli devam etmiştır.

3- Leylâ bint Mesut b. Halil’den Ubeydullah ve Ebu Bekir.Hişam b.Muhammed’e göre
her ikisi de Kerbela’da şeyit olmuşlardır.Muhammed b.Ömer ise Ubeydullah’ın
Muhtar es-Sekâfi tarafından öldürüldüğünü, ve ikisinin de nesli’nin devam
etmediğini belirtmektedir.(bk.Taberi,5,154.)

4- Havle bint Ca’fer b. Kays’tan Muhammed b.Hanefiyye( Muhammed el- Ekber.)

5- Esmâ bint Umeys el-Has’amiyye’den Yahya ve Muhammed el-Asgar. Her ikisininde
nesli devam etmemiştır.Aralarında Vâkıdi’nin de bulunduğu bazı tarihçilere göre
Muhammed el*Asgar Hz.Ali’nin bir ceriyesinden doğmuş ve ağabeyi İmam Hüseyin’le
birlikte kerbelâ’da şehit olmüştur. Hz.Ali’nin kardeşi Cafer ile evliydi. Hz.
Cafer’in Mute’de şehid düşmesi

üzerine, bu hanımı Ebu Bekir nikahına aldı ve bu evliliğinden Muhammed’i dünyaya
getirdi Ebu Bekir’in ölümünden sonra da Hz. Ali nikâhına aldı.

6- Ümmü Habib bint Rebiâ’dan Ömer ve Rukiy’ye .Ömer seksen yaşına kadar yaşamış
ve Yenbü’da vefat etmiştır.

7- Ümâme bint Ebü’l-Âs’tan Muhammedel Evsat.

8- Ümmü Said bint Urve’den Ümmü-l Hasanve (Büyük)Remle.

9- İsimleri bilinmiyen düğer zevcelerinden Yani diğer hanımları Ümmü Hâni,
Meymüne, (küçük) Ümmü külsüm, Fâtıma, Ümmâme, Hatice, Ümmü’l -Kirâm, ümmü seleme
,Ümmü Câfer, Cümâne ve nefise, Taberi’nin Vâkidi’den nakletiğine göre Hz Ali’nin
nesli oğulları İmam Hasan ve İmam Hüseyin,ve Muhammed b. Hanefiyye, Abbas ve
Ömer yoluyla devam etmiştir.(bk. Taberi, 5, S. 155 . )

Muhtelif Şii gruplar ( İmam Hasan ve İmam Hüseyin ) ve bir süre için Muhammed b.
Hanefiyye’ye ve bunların evlâdına biat ettiler. (Bu biaat şekik kavramsal
bağlanışı doğru ve gerçek bir islam’i harekettir. Bu konular ele alınıp
işlenecek.)

Hemen bütün Şii zümrelerin ortak kanaatine göre İmam Ali (a.s.) neslinden gelen
imamların hilâfeti nasla tayin edilmiş olup Hz. Peygamber adına İslâm ümmetinin
meşrü idarecileridir.) Asıl konu ve gerçeklik kavramları burda aramak gerekir.
Biz on iki İmam!ların Hz. Pergamber tarafından belgelerken bu konu hakkında
belger vermiştik. Ama yine,de bu konuları tekrar tekrar isleyeceğiz müslüman
kardeşlerimiz aydınlanıp haberdar olsunlar. Bu konular Halifeler kısımlarında
ele alınacak.)

Müslüman çoğunluğunun biat ettiği diğer halifeler ise “ğâsip”durumundadır. Evet
bu doğrudur ve bu ispatlamaya da hazırız, ve aynısınıda yapacağız. Siyah ile
Beyaz belli olsun. Belkide çıkarcı kimilerin işine gelmiyecek yine de olsun.

Muhammed b. Hanefiyye ve oğlu Ebu Hâşim istisna edilirse ilk Hz. Ali evlâdının
aşırılarla ilgilerinin bulunmadığı ve onların görüşlerini tasvip etmediği
görülür. Bununla beraber mutedil Şii zümreler tarafından kendi adlarına istenen
haklara ve idaa edilen hususlara da karşı çıkmamişlardır. Aslında onların
halifelik konusundaki düşünceleri babaları Hz. Ali’den intikal etmiştır. ( Zira
Peygamber ölüm döşeğinde iken onun amcası Hz. Abbas’la yaptığı konuşmada (bk.İbn
Sa’d 2, s. 245-247) hilâfeti sadece kendilerin ait bir hak olarak düşündüğü
anlaşılmaktadır. İlk halife Ebu Bekir’e biat ederkende hilafette hak sahibi
oldukları halde kendileriyle istişare edilmediğini açıkça belirtmiştir. ( bk.
Belâzüri. 1, 582 ) Abbasiler devrinde halife Mansür’a karşı Medine’de isyan eden
en-Nefsüzzekiyye Muhammed b. Adullah’ın adı geçen halifeye yazdığı mektupta da
(bk. Taberi, 7 , 567 .) bu husus açıkça ortaya konulmaktadır. Özellikle Şii
eğilimli şairlerden Kümeyt’in Hâşimiyyât’ı, Muhammed b. Hanefiyye’nin imâmet ve
Mehdiliğini savunan Küseyyir’in şiirlerinde görülen Hz.Ali evlâdı ile ilgili
motifler, 1. Yüz yıln sonu ile 2. yüz yılın başlarında mutedil Şii çevrelerde
yaygın olan düşünce vehisleri aksettirmektedir. ( Değerli müslüman kardeşlerin
ben bir araştırmacı olarak bu belgeler karşısında şoke oluyorum bu gibi
insanlarında Allah’a inanmadiklarını biliyor ve anlıyorum.Aslında bu gibi
insanlar ne Allah’ı kandıra bilirler ve nede inananları, aynısınında Kur’ân’ı
Kerim’de mevcuttur.Ömenli olan şey biz onların getirmiş olduğu belgelere karşı
gerçek ve doğru belgeler vermemiz ve sergilememiz.Bakalim onlar bu belgelerimize
ne cavap verecekler.Yoksa bizimle yemin’emi gelecekler göreceğiz.

Hz.Ali evlâdının pek çoğu felaketlere mâruz kalmış ve sıkıntılı bir hayat
yaşamışlardır.Hz. İmam Hasan babasından sonra yürüttüğü hilafet görevinde
Muâviye b. Ebü Süfyân leine feragat etti.Bir müddet sonra karısı Ca’de bint
Eş’as tarafından zehirlenerek şehid edildi (bk. Mes’üdi, Mürücü’z-zeheb,3,s.5-6;Ebü’l
Ferec el-İsfah’ani,s.73)Hz. İmam Hüseyin ise evlâtları ile yakınları birlikte
KERBELÂ’da şehid edildiler.Evet kimler tarafından ?:Müslüman’ım diyen bir yezid
zümresi tarafından. Yarın maşerde Hz. Peygamber’e diyeceklerki “Ey Allah’ın
Resulullu senin bize getirdiğin tevliğ’e karşi biz senin evlad’ını ve soyunu
katl ettik ve daha’da edeceğiz.

Evet Kur’ân’ı Kerim’de bir zat Allah’u Teala şöyle buyurur.Yanlış anlamayın bu
benim sözun değil, bir zat Allahh’ın ayetidir.Şimdi sıkı durun: Bu,Allah’ın,
inanan ve iyi işlerde bulunan kullarını müzdelemesidir işte.De ki: Sizden,
tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum, istediğim, ancak yakınlarıma sevgidir
ve kim güzel ve iyi bir iş yaparsa onun mükâfâtını arttırırız;Şüphe yok ki
ALLAH, suçları örter,iyiliği mükâfat’la karşılik verir.42.ci sürenın 23.cü ayet.Evvet…
al-Şüra:23.Bu müslümanlara bir ibret’tir duyanlar duymuyanlara duyursun.Acaba
akıl’ları karıştıran bir neden Allah Hz.Peygamber’i niye vayh’hi ile
görevlendirdi neden 23 sene arap milliyetçiliğini canlandıran Ebü Süfyan’a karşi
savaş’tırdı sonrada Hz.Peygamber’in ölümünden sonra islam devletim yönetme
şeklini tekrar Emevi evlat’larına devr etti.Bu bir gerçekle bağlantısı olurmu.Yoksa
Allah bir zat Hz.Peygamber’in soyunu kesmesi için ayetmi indirdi(Acaba KEVSER
süresi nedir.Burda bir düşünmek lazım.Gerçi bu konular detaylığıyla belgelerle
işlenecek.Yinede bir düşünmenizde yarar vardır.Çünkü sorguya çekileceksiniz eğer
inanmişseniz.)

Ayrıca Hz. İmam Hüseyi’nin hayatı anlatılınca kerbelâ inceliğiyle
işlenecek.Bakalım ne cevap vereceklerini merak ediyorum.Ayrıca İmam Hasan (a.s.)
Hz.Fâtımâ-tu Zehrâ hayatını belgelerine ne yalanlar sergileyecek yinede merak
ediyorum.

Hz.Hasan neslinden gelen ve halifelik idasinda bulunan pek çok kişi devrin hâkim
idarecileri tarafından en sert şekilde cezalandırılmiştır.145(762) yılında
Medine’de isyan eden en-Nefsüzzekiyye’den başka Basra’da kardeşi İbrâhim
(169/785-86) ve aynı dönemde Mekke’de Hüseyin b.Ali,Irak’ta Muhammed b.Tabâtabâ
(199/814-815.) ve aynı devrede Medine’de Muhammed b.Süleyman, ayrıca Basra’da
Ali b.Muhammed, Yemen’de İbrâhim b. Müsâ (bk.İbnü’l-Esir,c.6,s.305 ),Taberistan
‘daMuhammedb. Zeyd (281/ 894 )ve Hasan b.Ali (301 /913-14 ) isyan eden
bazılarıdır.Daha sonra Zeyd’iler ele alınaca ve detaylığıyla işlenecek.

Zühd ve takvâca diğerlerinden üstün olan Hz. İmam Hüseyin (a.s.) neslinin ise
daha az isyan ettiği görülmektedir.( Bir kaç satır yukarda geçen Zeyd’i lerin
kimler olduklarını bilmekmemedeler.Halbuki Medine’de baş kaldıran Hz.Ali
evlâtların İmam Hasan ve İmam Hüseyin’in kerbelâ kâliâm’ından sonra İmam Zeyn’el,ın
oğlu Hz. Zeyd’dır bu gerçeği göz önünde bulundurmak istemiyorlar.Zey’di’ler
konusunda detaylığıyla işlenecek çok ömenli bir konudur.

Nolar kerbelâ Vakkâsın da sonra daha ziyade pasif kalarak merkezden uzak Mekke
ve Medine gibi belgelerde yaşamayı terci etmişler ve bu tavrın Takkiye’ye daha
uygun olduğunu savunmuşlardır.(Asıl konu temel amacına derinliğinden inersek ve
gerçek yönüyle İslam Hukuk ve Yasasını ele alırsak Kur’ân ve Ehl-i beyt’te
Takkı’ye uygulanmaz.Sadece ve Sadece bir yönüyle Takkıye uygulana bilir.Sünn’i
ve Şiâ olarak uygulana bilinir.Bu konu hakkındaki görüşümüzüde dile getireceğiz
ve geniş kapsamlı belgelerle ispatlıyacağız.Hiç şüpheniz olmasın.

Hz. İmam Zeynel Âbidin'(a.s.)ın oğlu Hz.Zeyd (a.s.ın oğlu 122/ 740) yılında
halkın hoşlanmadığı Emevi hilafetine karşı ısyan etti.Bu görüş Diyanet’tin
görüşüdürki gerçekle bir ilgisi yoktur.ve Hz.Peygamber’ede isyandır.

Fakat hareketi en sert şekilde bastırılarak Ehl-i beyt şiâ’sı öldürüldü.Hz.Zeyd’ınde
cesedi Medin’e sokaklarında üç yıl ağaçlarda asılı kaldı.Daha sonrada Hz.Zeydi’n
oğluda Yahyâ,da aynı âkibete mâruz kalarak olduruldu.(126 /744.)

İmam Muhammed Bâkır (a.s.) ve oğlu İmam Câ’fer es- Sâdık ilimle meşgul
olmuşlardı:Çünkü İmam’lar taraftar bulamakdıkları için baş kaldıramamişlardıki.Hz.İmam
Câ’fer es-Sâdık (a.s.) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurur.Dedem Hz. İmam
Hüseyin (a.s.) Kerbelâ’da yetmiş bir can bulduğu için İslâm için baş
kaldırdı.Ben ise yirmi kişi bulsaydım baş kaldırmaya hazırım.Amca Hz.Zeyd
yaptığı hareket doğruydu ve eğer Emevi devletini yıksaydı yönetmenliği kimi
vereceğini çok iyi bilirdi.

Onun için İmam Muhammed Bâkır (a.s.) ve İmam Câ’fer es- Sâdık (a.s.) sesiz
kalmayı terci etmişlerdir.Kur’ân ve Ehl-i beyt olarak İslam tarih’i Hukuk’unu
a-dan z- ye kadar her şeyi ve Kur’ân tevsirleriyle elle alacak ve gerçekleri
inter net vasıtasıyla dünya’ya – yayacaktır.Hiç kimsenin kuşkusu olmasın.Artık
gerçeklerin saklanması imkansızdır.

Bu son İmam’ın vefatını müteakip oğulları İsmail ile İmam Musâ Kâzım’ın
(a.s.)İmamet’i konusunda Şii cemaati arasında görüş ayrılığı çıktı.(Biz kendi

görüşümüzü Hz.Peygamber’in 12. İmam hakkındaki hadisleri yukarda
simgeledik.Ayrıca kişi ve kimlikleri hakkında belgeler, ve kaynaklar
yazdık.Ayrıca konumuza daha geride tekrar devam edeceğimizi şöledik.Zaten dünya
aleminde ondört Masum pâk’ın hakkında hiç bir insan oğlunun itiraz edemiyeceği
belgeleri simgeleyeceğiz.Ehl-i sünnet alimlerinden olan Muhammed Ebu Zehra’nın
Şafak yayınları’nda derlemiş olduğu İmam Zeyd. Hayatından da belgeler
nakledeceğiz.

İsmâil adına başlatılan hareket, İsmâiliyye adıyla onun evlâtları ve bunların
taraftarları vasıtasıyla devam ettirildi.

İmam Câ’fer es-Sâdık’ın (a.s.) hayatında ismâiliyye’y yer verilecek ve tekrar
detaylığıyla geniş vekapsamlı bir şekilde işlenecektır.Bir araştırmacı bir konu
veya mesele hakkında her hangi bir şeyi gündem konusunu yapmakm isterse onun
güncel konunun belgelerini getirmek zorundadır ve kendisinin araştırmacılar
aktüelinde kabullendirmek mecburuyetinde’dır.

Daha sonra kuvvetlenen bu hareket Kuzey Afrika ve Mısır’da üç asır kadar devam
eden ve Fâtımi devleti kurmaya muafak olmuştur.Fâtımi’ler devleti kendi başina
bir devletleme şeklidir üzerinde durulması gereken ve düşünülmesi gereken bir
araştırma kaynağıdır.

İmam Musâ Kâzim (a.s.)dan sonra gelen İmam Ali er-rıza Muhammed el-el Cevâd
(a.s.) İmam Ali el- Hâdi Hasan el-Askeri (a.s.) ve on ikinci İmam Muhammed el-
Mehdi’nin Abbasiler’e karşı bir isyana katılmamaları (bu doğru değildirki
ispaklaya hazırız) rağmen hareketleri daima dikkatle takip edilmiştir.Bu arada
Ali (a.s.) evlâdına karşı Abbasi halifelerinin tutumlarının da farklı olduğu
belirtilmelidir.Mesela Me’mün’ün İmam Ali er-Rızâ’yı kendisine halef gösterecek
kadar yapıcı tutumuna karşı haleflerinin, özellikle Mütevekkil’in Hz.İmam
Hüseyin’in Kerbelâ’daki türbesini yıkıp yerle bir edecek derecede düşmanlık
gösterdiği bilnmektedir.İmam Muhammed el-Mehdi’ (a.f.)den sonra İsnâaşeriyye
adını alan bu fırka uzun müddet siyasi olmaktan çok kaybolan İmam’mı bekleyen ve
onun dönüşü ile dini ve siyasi emellerini gerçekleştirmeyi uman bir zümre
durumunu korumuştur.Bu arada Şia içinde Büveyhiler gibi bazı hânedanları tam
bağımsızlık için çare bulamdıklarından Abbasi hilafetini kabul etmek zorunda
kaldıkları da tarihi bir gerçektir.Bence bir veya bir şeyleri ezbere konuşmak
habes olurki burda da aşırı derece abeslik var kanısındayın.Çünkü ne şekilde bir
çaba harcarlarsa harcasınlar gerçekleri örtemezler Tıpkı Ömer b. Hatab’ın Hz.
Pergamber’in hadislerini yasakladığı gibi.Bunlarda hiç bir zaman gerçekleri yok
edemezler.

Hz. İmam Ali (a.s.) ve Hz. Ana Fâtıma’nın çocuklarından İmam Hasan (a.s.)’ın
nesli (Şerif ), İmam Hüseyin (a.s. )ın (seyyid ) unvanlarıyla günümüze kadar
devam etmiş ve çeşitli İslâm ülkelerine yayılmışlardır.Abbâsi halifesi
Hârünürreşid devreinde (seyyid ve şerif’lerin yeşil sarık sarmaları) kuralı
konmuştu.Me’mün ise (İmam Ali er-Rızâ’) yı kendisine halef seçtiği(Bu halif
meselesi gerçek değildir ve gerçek olmasıda münkün değildir:İmam Ali er-Rızâ’nın
hayat mücaledesin de ele alınacaktır.) zaman Abbasi rengi olan sıyah terkederek
ona ona yeşil sarık giygirmiştir.( Bunu açıklamakta yarar vardır.Hz.Peygamber
devamlı olarak sıyah sarık bağlamiştır ve onun evlâtlarıda devamlı siyah srık
bağlamişlardır.Aleviyye ve Aleviler devamlı olarak üç renk sarık bağlarlar. 1.
İmam ve imam’ın vekilleri mertebelerine göre mecburi Siyah sarık bağlarlar.Bu
İmam’e denir.2.Belirli bir aşamaya gelmiş Kermetler Tâkvasını elde etmişolan
Hacı Bektaş Veli gibi mücteyid makkamına gelen’de Yeşil sarık(İmam’e) Bağlar. 3.Bektaşılık
makkamınada gelmiş olan Ali evlâtlarıda kırmızı sarık (imam’e )
bağlarlar.Bunların dışında Ehl-i sünnet ve Şia alimleride beyaz sarık (İmam’e )
bağlarlar.Bunun dışında Hz.Peygamber ve Ali evlâdı olmıyanlar asla (
Siyah-Yeşil- ve Kırmızı sarık veya İmam’e bağliyamazlar.Onların hakkı beyaz’djr.Zaten
bu konular hepside uzun uzadıya işlenecek kimsenin şüphesi olmasın.

Osmanlılar devrinde Şerifler yeşil, Seyyidler ise sarı sarık sararlardı. 2.
Beyazid zamanında geliştirilen nakibüleşraf lık müessesesi Ali evlâdının
secerelerini araştırmak, kaydetmek ve bu konuda sahte nisbet iddasında
bulunanları cezalandırmakla ilgilenmiştir.Seyyid veya şerif’liği tastık eden
kişi sarığını ömür boyu giymek zorunda idi.Bir suç işlediği zaman önce sarık
çıkarılır sonra ceza uygulanırdı (ayrıca b.k.Seyyid,ve Şerif.)

Ali evlâdına mensup olduklarını iddia eden şahıslar tarafından kurulan büyük,
küçük pek çok hânedan vardır.Bunlar arasında İdrisiler (Kuzey Afrika,789-974);
Ressiler (Yemen, 897-1300 ), Zeydiler (Taberistan,864-928 ); Fâtımiler, (İfrikıyye
ve Mısır,909-1171 );Hammüdiler, (Kurtuba ve Malaka, 1016-1057 ); Sa’diler,
(Kuzey Afrika, 1509-1658 ); ve Filâliler, Kuzey Afrika, 1075-1664′ ten
zamanımıza kadar. ) zikredilebilir. (İbn Sa’d, et-Tabak’at, 2,245-247;3,19-20;
Ya’kübi, Tarih,2,213; Bel’azüri, Ens’ab, 1, 582; Dineveri, el-Ahbârü’t-tıv’al (nşr.
Abdülmün’im Âmir ), Kaire 1960- Bağdat, ts. ( Mektebe’tül-Müsenn’a ),s.216-221,
243- 251; Taberi, Târih ( Ebü’l- Fazl ),5. 153- 155; 7, 567 ; Mes’üdi,
Mürücü’zeheb (Abdülhamid ), 3, 5-6 , 70-71, 217-219; a. mlf., et- Tenbih, s.
274; Ebü’l- Ferec el-İsfâhâni, Mekâtilü’t- tâlibiyyin (nşr . Ahmet Sakr ), Kaire
1949- beyrut, ts.(Dârü’l- Ma’rife ),s.46-77, 78- 122, 127-151, 152- 158,
179-229, 561-572 ;Shaykh al- Mufid, Kitab al-İrshad (trc.I.K.A. Howard ), London
1981; İbn Hazm Cemhere, s.37- 67; İbnü’l- Esir, el- Kâmil, 3, 397-398; 6, 305;
A’ yânü’ş-Şi-a, 1, 326-327; Necdet Sakaoğlu, ” Seyyidlik Sarığı Sarmak”,TT, sy.5(1985),s.107-
108;CL. Huart, “Ali Evlâdı”,İ.A, 1, 319- 320;B. Levis, “Alids” , EL 2 (İng.) 1,
400-403; W. Kadi, “Alawi”, Elr.,1, 804-806.

Ali evlâdi’yle belgelemiş olduğumuz kaynaklarımızı Türkiye Diyanet Vakfı İslam
Ansıklopedisinin 2.ci Cilt’in 392. Sayfasından İmam Ali a.s. Alevilerle ilgili
belgeleriydi.Elbetteki hepsini kabulenmemiz imkansızdır. Ama yinede kendilerine
Teşekkürlerimi bir borç bilirimki bizi böyle bir araştırma içine zorladikları
için.Elbet’te sadece bunlarla yetinmiyeceğiz ve konularımız daha da genişletmeye
çalışacağız.Simgelemiş olcağımız belgelere karşılikta o değerli mütebir
insanlardan cevap almaya gayret etmeye çalışacağız.

Bundan sonra İmam Ali (a.s. )mın hayatına bir az ara vereceğiz ve tekrar Hz.
Peygamber’in hayatına döneceğiz.Çünkü Hz. Muhammed’ı (s.a.v.) ve İmam Ali (a.s.)
mı bir birlerinde ayırmak İslâm’a hakaret ve küfürdur.Çün bunlar bir birinden
ayrılmıya matematiksel birer Fizik’sel kavramlardır. A, eşit’tir B.
Birbirisindeki boşluk mesafesi gibi.Gök yüzü ile yer yüzünün bir birine
bağlılığı gibi. ALLAH İNANAN’LARIN YARDIMCISIDIR:

Hz. PEYGAMBER (s.a.v.)’İN KEFALETİ:

İlahi takdir gereği Hz. Peygamber s.a.a.) henüz dünyaya gelmeden ve bir diğer
rivayete göre bebeklik döneminde babasını kaybetti.Birinci görüsün daha doğru
söylenmektedir. Eğer bu nakil doğru olursa, Halime-i Sadiyye’nin (Hz.
Pergamber’in süt annesi ) Hazreti emzirmek için tereddüt etmesinin de sebebi Hz.
Peygamber’in öksüz olması ola bilir.
Resulullah (s.a.a.) Beni Sa’d kabilesinden ayrılıp Mekke’ye döndüğü sırada
annesini kaybett; rivayetlere göre o zamanlar Peygamber, dört,altı veya büyük
bir yaşta idi.

( İşte bu nakile göre, Keşf ‘ul- Gumme’de (c.1, s.16. ) nakledilen: “Resulullah
(s.a.a.) iki yıl dört ay babasıyla birlikte yaşadı diye var olan rivayetin ”
doğru olmadığını ortaya çıkar. Gerçi Keşf ‘ul-Gumme kitabının müellifi Erbili
yine aynı eserde o sözden bir kaç sayfa sonra (s.22.de )söyle diyor:”Hz.
Peygamber’in babası, annesi hamile iken vafat ett.” Bu konuda şu kaynaklara
müracaat edebilirsiniz: Tarih’ul -Hamis.c.1,s.285; Tarih-iTaberi,c.2,s.33; Sire-i
İbn-i Hişam, C.1,s.193.)

Müslim kendi sahihind Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

“Annemi ziyaret etme hususunda Rabbinden izin aldım; Rabbim de bana izin verdi.
Öyleyse kabirleri ziyaret ediniz; zira bu amel ölümü size hatırlatır.( Keşf ‘ul-Gumme,
c.1,s.16

Müslim’den nakletmekte; Sahih-i Müslim s.65.Bu hadis bir kaynak kitaplarda
nakledilmiştir.

Bu hadis , kabir ziyaretine mani olanlara karşı açık bir delildir.Bu hadisi
teyit eden bir çok hadis ve rivayet vardır. Örneğin: Hz.Fatıma (a.s.)’ın, Hz.
Hamza’nın kabrini ziyaret etmesi vb.hadisler.

Resulullah (s.a.a.), bir süre ceddi Abdulmuttalib’in himayesinde yaşadı.
Abdulmuttalib Peygamber’i gereğince koruyor ve ona çok ilgi duyuyordu;hatta Hz.
Muhmammed gelmedikçe yemek yemiyordu. Onun Peygamber olacağini biliyordu.;hatta
şöyle rivayet edilmiştir:

“Hz. Muhammed emeklediği sırada, Abdulmuttalib, onun yaklaşmasına engel olmak
istiyen birisine şöyle dedi: Oğlumu bırak; şüphesiz mülk ( saltanat ) ona
yönelmiştir.( Usul-u Kafi, c.1,s. 372; 1388 yılının baskısı.

Bu rivayet zahiren muteberdir.Bu başka bir de Seyf b. Ziyezin’in Yemen’de
Abulmuttalib ile Hz. Peygamber hakkında görüşme olayı vardır. Ve diğer bir çok
delil ve alametler, onun (hakkındaki itikadını daha da güçlendirmiş ve Hazretin
onun yanında özel bir mevkiye sahip Resulullah) olmasına sebep olmuştur.

Resulullah (s.a.a.) sekiz yaşına ayak bastığında ceddi Abdulmuttalib vefat
etmeden önce, oğlu Ebu Talib’i Hz. Peygamber’i korumakla görevlevdirdi ve daha
sonra vefat etti. Ebu Talib kardeşlerinin zengini ve yaş açısında da onların
büyüğü değildi; Abdulmuttalib’in en büyük oğlu Haris’ti, mal açısından en zengin
olanı Abbas’tı.Fakat Abbas yaş açışından küçüktü; zira Abbas Hz. Peygamberden
sadece iki yaş büyüktü…(Gerçi bizim itikadımıza göre, eğer Hz. Abbas’ın yaşı
Hz. Peygamber’in sorumluluğunu üstlenecek kadar büyük de olsaydı, yine de Hz.
Abdulmutta böyle bir sorumluluğu ona vermezdi.Çünkü o hacılara mali yardımda
bulunmayı ve onları konaklamayı kabul etmıyordu.Yine onun, Ömer’den bir mal
koparmak için bazı yöntemlere baş vurduğu tarihte kayıtlıdır.)

Ebu Talib Hz. Peygamberin babası Abdullah ile öz kardeş idi; bunların annesının
ismi ise Fatimet’ul- Mahzume idi. Bu sebeple de Ebu Talib’in Hazreti daha çok
sevmesi ve O’na daha çok ilgi göstermesi doğaldır.

Her halukârda Abdulmuttalib Hz. Peygamber’in kefalet ve sorumluluğunu oğlu Ebu
Talib’e verdi.Çünkü Ebu Talib kardeşlerinin en cömedi,en sahsiyetlisi, en
vakarlısı ve Kureyş arasında da en sayılanı idi. Ebu Talib (a.s.)da
Hz.Peygamberi iyi bir şekilde himaye edip gözetti, sürekli ona ikramda bulundu
ve daha ilerdeki bölümlerde değineceğimiz gibi hayatı boyunca da onu bütün
gücüyle destekledi.(Değerli Müslüman kardeşlerim burda kelime oyunları yapmak
istemiyorm.İnsanların Allah’la inanç bağlantılarınıda körertmek istemediğimden
dolayı insanları ve değerli araştırmacı ve yazarlarıda karamsarlığa da itmek
istemediğimdende dolayı sizlere simgelemiş olduğum konuların ayreten belge ve
kaynaklarını vermek istiyotum.Ehl-i sünnek kardeşlerimizin görüşlerine göre Hz.
Ebu Talib müslüman olmadan vefat etmiştir. Bunun her hangi bir gerçekle ilgisi
ve bağlantısı yoktur.Bu tamamıyle bir yalandır ve büyük bir iftiradır.Emevi
hanedanlığına dal kavukluk yapan bazı şahıslar islamı tamamıyle başka bir eksene
çekmişlerdir.Ama şimdilik bu konu ve mevzuların yeri olmadığı için bu konuların
altını kazmıyacağız. Zamanı gelince her şeyi detaylığıyla açıklıyacağız. Hz. Ebu
Talib hakkında çok sayıda belge vereceğiz, kabullenmek ve kabul etmemek sizlerin
elinde olan bir şey.
ŞAM’A İLK YOLCULUK ve BUHEYRA:

Şöyle naklediyorlar: Hz. Peygamber (s.a.a.) amcası Ebu Talib’le birlikte Şam’a
yolculuk yaptı.” Bursa ” rahibi olan Buheyra onu görerek, onun bu ümmetin
Peygamber’i olduğunu

amcasına müjdeledi. Buheyra, Yaudilerin kendi kitaplarında yazılı olan
alâmetlerle Hz. Peygamber’i görünce tanıyabileceklerini düşünerek Yaudiler
tarafından bir telikeye maruz kalmaması için Ebu talib’in onu hemen Mekke’ye
geri götürmesi hususunda ısrar etti. Ebu Talib de ( onun bu sözü üzerine )
kafileden ayırarak onu Mekke’ye geri çevirdi.

SAHTE BİR RİVAYET:

Ebu Musa Eş’ari’nin rivayetinde nakl edilmiştır.

“Buheyra durmadan, Ebu Talib’in Hz. Peygamberi geri çevirmesi konusunda ısrar
ediyordu.Bunun üzerine Ebu Talib, Hz. Peygamber’i geri götürdü ve Ebu Bekir de
Bilalı onlarla birlikte gönderdi. Rahip bir miktar yiyecek ve zeytin yağı da
onlara verdi.”( İbn-i Habban, “Es-Sıkat”,c.1,s.44; el- Bidaye Ve’n- Nihaye,
c.2,s.285; Tarih-i Taberi,c.2,s.34 istikamet baskısı.; Tarih’il- Hamis,
c.2,s.285; Sire-i Halebi,c.1,s.120; Müstedrek-i Hakim; Beyheki; İbn-i Asakir ve
Tirmizi. Tirmizi;”Bu söz güzel ve gariptir (ilginçtir )” demiştir. Dehlan’ın
Siresin’de’de ( c.1,s.49 ) Hz. Peygamberin Ebu Bekir ve Bilal’le Mekke’ye
döndüğünü nakledilmiştir.”)

Ama bu rivayet kesinlikle doğru değildir. Çünkü:

İlk olarak: Hz. Peygamber (s.a.a.) o zaman 12, bir görüşe görede 9, yaşında
idi.( Tarih-i Taberi, c.2,s. 33; el- Bidaye ve’n Nihaye, c.2,s.286; Siret’ul-Halebiyye,c.1,s.120;
Son zikrettiğimiz kitabın müellifi: “Huda kitabının sahibi bu kavle terci
etmiştir” diyor.

Ebu Bekir ise Hz.Peygamber’den iki yaş daha küçük idi(Evet müslüman kardeşlerim
buda şoke olmamak elde değil.Nedenini sorarsanız bir insan kendisinden küçük
olan bir şahısa teslim edilmesi insanın aptal olması gerekir.Nedense bazı karazı
olan kişilerin Hz. Peygamber’in ve onun Ehl-i beyt’inden ve evlâtlarından hiç
doymiyacasına intikam almak istiyor.Elbet’teki gerçek belgelerimze devam
edeceğiz.Bilal da Ebu Bekir’den, çeşitli rivayetlere göre beş ila on yaşküçüktü.(Elbette
İbn-i Habban ve”el-İsabe” ( c.1,s.168), Ebi Nuaym’den, Bilal’ın Ebu Bekir’le
aynı yaşta olduğunun zikredilmektedir.Ama Ebu Bekr’in, Bilal’den bir kaç yaş
büyük olduğunu daha meşhurdur; nitekin biz de onun büyük olduğunu zikrettik;
bkz. Sire-i Halebi’ye(c.1,s.120.)Bu ne şekilde değerlendireceğinize siz
araştırmacılara bırakıyorum,artık bu gibi oyunlara son verelim.

Acaba Ebu Bekir’in böyle bir yaşta Şam’a yolculuk yapması ve böyle ömenli bir
meselede bir karar alıp sorumluluk üstlenmesi münkün müdür ?*?*!

Acaba yürümeğe kadir olmayan veya henüz doğmamış olan Bilal’ın böyle uzun bir
yolculukta Ebu Bekir’le birlikte olması ve Hz. Peygamber’in ondan yaşça büyük
olmasına rağmen Busra’dan Mekke’ye kadar Peygamberi geri döndürme sorumluluğunu
üstlenebilmesi makbul mudur.( Yoksa Hz. Ebu Talib Hz. Muhammed’in canını çöldemi
bulduki Ebu Bekir’e teslin etsin,gerçek insanlık düsüncesine sahip olan akıl’lı
bir insan’ı düsünce bunu kabul edermi.)?!

İkicisi:Acaba Ebu Bekir’in Bilal’e emir verebilmesi için, aralarındaki ilişkinin
düzeyi nedir?(Bilhasa Ehl-i Sünnette bunu sormak istiyorum,bu sorumun cevabını
verebilirlermi )?Şüphesiz Ebu Bekir Bilal’ın efendisi değildi!!! Bilal’ın maliki
(yani sahibi ) Ümmeyye b. Halef idi.Nitekim bir nakle göre Ebu Bekir, bu olaydan
(30 yıl sonra ), geçtikten sonra onu almış azat etmiştir. Oysa bize göre bu
rivayet bile doğru değildir; Hz. Peygamber’in bizzat kendisi onu alıp azat
etmiştir.ve Ebu Bekir kesinlikle ona sahip olmamiştır ( Kimin hakkını alıp kime
veriyorsunuz.Bir deyimle Sezer’in hakkı sezer’e , İsa’nın hakkı İsa’ya deyince
böyle gerçeklerle bağlantısı olmıyan gerçek meselelere neden kanaat detirip
inaniyorsunuz.Acaba Hz. Resulullahın huzurunda Allah’a ne biçimde bir cevap
vereceksiniz.???!!)? Yeri gelinve bu konuyada değineceği inşaallah.

Üçüncüsü: Bu rivayetin ravisi olan Ebu Musa, o zaman kesinlikle doğmamiştı. Zira
denildiğine göre o, bi’setren 8 veya 10 yıl önce dünya’ya gelmiş ve o, hicretin
7 .ci yılında yani hayber savaşının vuku bulduğu yılda Medine’ye
gelmiştir.Meşhur olay ise bi’setten 30 yıl önce vuku bulmuştur.Zehebi de bu
hadis hususunda şöyle diyor:” Zannedersem bu uyduruk ve onun bir kısmı da
batıldır Yani yalan ve dolandırıcılıştır.(Tarih’ul- Hmis, c.1,s.259; Sire-i
Halebi,c.1,s.120.)

Şayet değindiğimiz şeylerin tümü veya bazısından dolayı Tirmizi meşhur hadisin
garip (ilginç ) olduğunu hükmetmiştir. İbn-i Kesir, Dimyati ve Muğultay da o
hadis hakkında şekketmişlerdir.( Yani kendileride inanmamişlardır ve
inanmalarınada karşı çıkmişlardir.)
BU HADİSİN UYDURULUŞ GAYESİ:

Bu hadisin uydurulmasının sırrı ise Ebu Bekir’in Hz. Muhammed’in Peygamberliğine
iman etmesini ispatlamak ve onun bu konuda butün insanlardan, hatta Hz, Ali, Hz.
Hative ve Hz. Resulullah’ın kendisinden bile öne geçirmektir.(Bunun ne şekil bir
değerlendirme yapacağınızı inanan insanların takdırıne bırakmak istiyorum.Çünkü
yorumlanacak bir yönü yoktur.!!!

Nevevi şöyle diyor: ” Ebu Bekir, herkesten önce iman getirdi?( Gerçekle bir
bağlantısı yoktur.Bu ve bu gibi gerçek olaylarıda ispatlamaya hazızır.); Ebu
Bekir o zaman 20 veya 15 yaşında idi.”El- Gadir, c.7,s.278.)

Safuri-ye Şafii de şöyle diyor: “Ebu Bekr’in İslamı kabul etmesi (yani iman
etmesi),Hz.Ali b.Ebu Talib’indoğumundan önce idi.”( Nuzhet-ul-Mecalis,
c.3,s.147.)

Diyarbekri de Buheyra kaziyesi hakkında İbn-i Abbas’tan bir rivayet naklederek
şöyle demiştir: “Hz. Muhammed (s.a.a.) Peygamber olmadan önce, Ebu Bekir’in
kalbinde (onun Peygamberliğine dair ) bir yakin ve tastik oluştu.”(Tarih’ul-Hamis,c.1,s.261.)

Burada şu soru akla geliyor: Acaba neden onlar, orada hazır bulunan Buheyra,
Bilal ve Harıs gibi diğer kimseleri de İslam’ı ilk kabul eden kimselerden
saymadılar ??!! Acaba onlardan önce Ebu Bekr’in kalbinde İslam’ın yerleşmesini
onlara haber veren kimdir.?!Bu konu hakında detaylı bir belge serisini
getireceğiz. Ebu Bekir’in kaçıncı müslüman olduğunu ispatlıyacağız.)

Buheyra kısasında tartışılacak daha bir çok nükteler de baki kaldı, fakat bizim
bundan daha fazla bu konu üzerinde durmamıza gerekli ve yararlı görmüyorum…

Hz. PEYGAMBER (s.a.a.)’in FÜCCAR SAVAŞİNA KATILMASI

Tarihçilerin naklettiğine göre, Kays kabilesi ile Kureyş ve Kenane kabileleri
arasında, haram aylarda ( Haram aylar, hac ayları olan Zilkade, Zilhice,
Muharrem ve Recep ayıdır.) savaşa çoktı; bundan dolayı bu savaşa, Füccar (yani
facir ve kötü insanların ) savaşı denildi.

Resulullah (s.a.a.)in de bazı günler amelen bu savaşa katıldığı
söylenilmektedir. Ama biz bu naklin doğruluğu onaylamıyoruz; aksine, bu konu
hakkındaki kuşkularımızın delillerini şöyle sıralayabiliriz:

1-Füccar savaşı haram aylarda vuku bulmuştur. Biz Ebu Talib ve Hz. Peygamber’in
o ayların itiramını yok etmesine bir cevaz göremiyoruz. Eğer bir adam bu iki
büyük şahsiyetin sire ve hayatına göz atmiş olursa, onların makamlarının bu gibi
işlere bulaşmaktan çok yüce olduğunu ve onların bu çeşit meselerden ne kadar
titizlikle kaçındıklarını açıkça görmüş olacaktır.Zira onlar Hanif (Hz.
İbrahim’in a.s. dini üzere idi) ler; hatta Kafi kitabının bazı rivayetlerinde,
Hz. Peygamber’in vasiyetlerinin Hz. Ebu Talib’in yanında emanet olarak
bulunduğunu nakletmektedirler.El-Gadir gibi bir çok kitaplarda, Ebu Talib’in
azamet ve dindeki sebatını gösteren diğer bir çok deliller de vardır. Bu sebeble
Hz. Peygamber’in böyle bir savaşa katılması düşünülemez.

Ama buna şöyle bir yorum getirilebilir: Füccar Savaşı” nesiy” ayların vaki olmuş
veya o savaşın sebebi haram aylarda, fakat savaşın kendisi ise Şaban veya Şevval
aylarda gerçekleşmiştir.” İslam’dan önceki cahiliyet döneminde bir gelenek üzere
uygulanan toplu bir karar gereğince bazı çıkarlar uğruna gerçek Haram aylarının
yerine kabul edilen diğer aylara nesi ayları denir.

Sire-i Halebi, c.1, s.128’e müracaat edebilirsiniz; o kitapta şöyle diyor.
Füccar savaşınnın meydana gelmesine sebep olan olaylar haram aylarda olmuştur,
ama savaş Şaban ayında baş göstermiştir.”Ama bu rivayetin doğruluğuna gölge
düşüren konu ise acaba bu savaşa neden Füccar-azgınlar- savaşı denilmiştir ?
Diğer yandan Yakubi bu savaşın Recep ayında vuku bulduğunu açıkça
vurgulamaktadir.)

Ama böyle bir yorumun tarihi bir dayanağı yoktur; bu yüzden itimat edilemez.

2-Yakubi ismiyle meşhur olan İbn-i Vazıh şöyle diyor: “Rivayete göre Ebu Talib,
Füccar Savaşına katılmayı Beni Haşim’in hepsine yasakliyarak söyle dedi:”Bu
(savaş), zulüm, tecavuz, akrabalık bağını kesmek ve haram ayların saygını
çiğnemektir; ne kendim ve nede ailemden olan hiç bir kimse bu savaşa
katılmıyacaktır.”

Hz. Ebu Talib, savaşa katılmiş olan Zübeyr b. Abdulmuttalib’i de zorla o
savaştan çıkardı.Böyle bir insanı müslüman olmadan ölmüş demeleri acaba yalandan
başka ne olabilir, yinede yeri gelince ispatliyacağız.Abdullah b. Cez’an-i Neymi
ve Harb b.Ümmeyye de; Beni Haşim’in katılmadığı bir savaşa biz de iştiraketmeyiz,
diyerek kendilerini bir kenara çekmişler.( Tarih-i Yakubi,c.2,s.15, Sadır
baskısı.

3- Hz. Peygamber (s.a.a.)’in o savaşa katıldığına dair nakl olunan
rivayetler,Hazretin o savaşta rolünün ne olduğu hususunda tezat
içerisindedir.Bazıları şöyle rivayet ediyor:” Resulullah’ın ameli sadece
amcalarına ok ulaştırmaktı;Hazret düşmanın attığı okları onlara veriyor ve
onların meta ve mallarını koruyordu.”(Sire-i İbn-i Hişam, c.1,s. 198. Tarih’ul-
Hamis, c.1,s. 259.)”

Diğer bir grup da şöyle demiştir: ” Resulullah (s.a.a.) o savaşta bir kaç ok (
düşmana ) attı; Hazret hiç ok atmamayı sevmiyordu.”( Dehlan’ın Sire-i Nebevisi,
c. 1, s.5. Siret’ul- Halebiyye, c.1, s.127.)

Üçüncü bir grup da şöyle rivayet edyor:” Resulullah (s.a.a.) on dört yaşında
veya daha genç olmasına rağmen ok ile, Ebu Bura’yı hedef alarak atın üzerinden
yere serdi.”(Aynı kaynaklar; Sire-i İbn-i Hişam,s. 195. Sire-i Nebevi li’d-Dehlan
veSire-i Halebi.)”

Ben bilmiyorum acaba Araplar, buluğ çağına ermemiş gencecik birinin savaş
alanına ayak basmalarına izin veriyorlar mıydi ? Üstelik bu rivayetler arasında
çelişki de vardır. Örneğin:

Bir rivayet şöyle diyor:”Resulullah (s.a.a.) Fil yılında doğdu, 14 yaşinda da
Füccar Savaşına katıldı…”daha sonra şöyle ekliyor:” Füccar Savaşı, Fil
Yılından 20 yıl sonra vuku bulmuştur.”

Burada diğer bir çelişkiye de değiniyoruz; o da şu ki, Yakibi’den naklettiğimiz
söz, Harb b. Ümmeyye’nin bu savaşa katılmadığını açıkça vurgulamaktadır; oysa
diğer rivayetler, onun meşhur savaşa katılarak Kureyş ve Kenane ordusunun
komutanlığını üstlenmiş olduğunu ortaya koymaktadır.

 

Bunları da beğenebilirsin Diğer Yazılar