HÜSEYİN BEHİŞTİ
İslamî paradigma... | İslamî paradigma... |
|
|
|
|
Son birkaç on yıldan beri dünya gündeminde çeşitli isimlerde dillendirilen Filistin olaylarının İran İslam inkılabının peşine gelen süreçte Kudüs gününün İslam ümmeti içerisinde kabul görmesiyle birlikte Kudüs hareketi de İslam dünyası içerisinde İslamî paradigmanın şekillenmesi açısında önemli bir yere sahip oldu.
Bu aşamada İmam Humeynî’nin öne sürdüğü ince görüşler ve bunun yanında da konunun ideolojik olarak şekillenmesi için İslamî paradigmanın yeniden değerlendirilmesine verdiği önem bugünün Türkiye’sinde de coşkuyla dillendirilmeye başlayan ve hem sivil açıdan hem de bürokratik açıdan giderek önemini hissettiren Filistin sorunsalının hakiki bir reel-politik olayı olduğunu anlamamıza yardımcı olmuştur. Geçen bu zaman zarfında Türkiye’de İslamî paradigmayı anlama ve anlamlandırmada yaşanılan sorunlar Kudüs davasına verilen öneme de etki etmiştir. Şu aşamaya kadar Türkiye’de Kudüs davasını anlama ve onun arka-planına katkıda bulunma adına çok fazla bir şey ortaya konulamamıştır. Kudüs davasına verilen destek daha çok tepkisel(reaksiyonel) bir boyuta haiz olup konunun dillendiricileri de doyurucu bir hareket planı sunmaktan uzak olmuşlardır. Bu aşamada ya dünyanın gerçekliklerine sırtını dönen idealize edilmiş bir Filistin söylemiyle karşılaştık ya da dünyanın gerçekliklerine kapılıp, Makyevelist arzularla Filistin’e sırt dönmeyi öneren söylemlerle. Yine de bu problem Filistin davasına sahip çıkan kitlenin ideolojik bazdaki boşlukluklarının sonucu olarak karşımızda bulunmaktadır. Okumakta olduğunuz bu çalışmada bizlerin amacı söz konusu ideolojik boşluğun nasıl bir boşluk olduğunu tanımlamak ve bu gediği kapatmak adına neler yapılabileceğini tartışmak olacaktır. İdeolojik Karmaşa ya da Paradigmanın İflası İnsanların ideoloji kelimesiyle alıp-veremediği bir şeyler vardır yeryüzünde. Bunun sebebi de liberal düşüncenin ideolojilerin varlığına son vermek üzere başlatmış olduğu savaştır şüphesiz. Yine de her hal-û-kârda ideolojik olanı değillemek için de bir ideolojiye ihtiyaç duyulacağından ideolojilerin sonu denilerek başlatılan savaş daha başlamadan mantık-dışı olarak rafa kaldırılmıştır. Her ne kadar harekette rafa kaldırılmış olsa da liberaller ellerinde bulundurdukları spekülatif söylemin kuvvetiyle böylesi bir şeyin var olduğu yalanını kitlelere kabul ettirmişlerdir. Buna kendinden emin, aklına güvenen akedemisyenler bir inanmıştır ne yazık ki. İslam dünyasında da söz konusu kavrama karşı sıradan bir kişi ile, ileri derece kendini yetiştirmiş akademisyen ve hatta ulemadan herhangi birinin alacağı tavır yöntemsel farkılılıklar dışında temelde aynı olacaklardır. Çünkü ideoloji kelimesi dünyayı tek kutuplu bir dünyaya çevirmeye çalışan söylem tarafından lanetlenmiştir. Bu yüzden İslam ve ideoloji kelimeleri yanyana getirilemez ve getirenler ise İslam’ı dünyevîleştirmiş olmakla suçlanır. Yine de her şekilde bu ideoloji kavramının tanımı anlamamaktan ve baskın söylemin büyüsüne kapılmaktan dolayı oluşan bir yanılsamadır. Tüm diğer yaşam sistemlerinde sabit olduğu gibi İslam’da da bir ideoloji sabittir. Bu da İslam’ın dünyaya ve dünyadan sonrasına dair sunduğu düşünsel arka plandır. Ancak bunu böylece kabul etmekten uzak ve halen ortaçağ Avrupa teolojisinin diliyle konuşmaya çalışan, Müslüman akademisyenler İslam’ın dünyevileştirilmesinden bahsederek İslamî paradigmanın da iflasını sağlamaktadırlar. Çünkü onların İslam algısı bir din olarak İslam’ın kendi dışındaki ve kendinden önceki dinler gibi sadece bir ahlak sistemi önermesi dahilindedir. Ancak her ahlak sisteminin bir hareket planı ortaya koyduğunu ve her hareket planının da bir siyaset gerektirdiğini dile getirmekten her zaman imtina eder bu insanlar. Ahlakı yalnızca toplumdaki adab-ı muaşeret olarak ele alan güruhun kendi hareket paradigmaları doğal olarak liberallikten ya da sosyalistlikten biri yönünde olacaktır. Fakat bizler İslam’ın kendi başına liberalizm’e de sosyalizme de ve geri kalan unutulmuş ya da sonradan ortaya çıkacak tüm ideolojilere de mukaddem ve başat olduğunu düşünüyoruz. Dedik ki, bugün İslamî paradigmanın şekillenmesinde Kudüs davasının önemli bir yeri vardır. İşte Müslüman akademisyenlerin Kudüs davası konusunda ileri derecede bir başarı kaydememelerinin sebebi de yine İslamî paradigmayı iflasa götürmüş olmalarındandır. Çıkış noktası olarak belirledikleri İslamî şeriati daha sonralarda liberal ve sosyalist lambalarla süslemeye kalkmak İsrail’e karşı herhangi bir yanıt verememek demektir. Bu bir nevi tereciye tere satmak gibi bir şeydir. Bu açıdan da onların açtıkları düşünsel gedik yüzünden toplum Kudüs davasına karşı reaksiyoner bir tavır almış. Filistin’e desteği artık içi boşaltılmış, beylik cümlelerin bolca edildiği, bir sürü sözün edildiği ama sonradan unutulduğu mitinglere, kermeslere ve yardım kampanyalarına bırakmıştır. Halk tüm saflığıyla onların gösterdiği yolu uygularken, Müslüman akademisyenler İslamî paradigmanın iflasını sağlamış ve öylece kendilerini devekuşu timsali gizlemeye koyulmuşlardır. İhya için N’apmalı? Kudüs hareketinin bugünkü algısı aslında Müslüman kitleler için öteden beri süregelen bir başarısızlık hikayesinin tekrarı gibidir Türkiye’de. Müslüman akademisyenlerin kendi dünya algılarını düşmanlarının dünya algılarıyla birleştirmeleri, zahirde düşman kıldıklarıyla batında müttefik oluşları ve İslamî paradigmaya içiboş bir gerçeklik olarak bakışları şüphesiz bu kara tablonun önümüzdeki günlerde daha da karacağına dair savları kuvvetlendirmektedir. Yine de gerçek manada Kudüs davasının içinde barındırdığı vahdet unsuru, bizler için neler yapılmalı sorunun yanıtında önemli bir öneme haizdir. Gelelim sorumuzun derinliğine... Biz deriz ki, ilk olarak Müslüman akademisyenler arasında bir çalıştayın düzenlenip İslamî paradigmanın ihyası konusunda neler yapılabileceğine dair savlar tartışılmalı ve bu çalıştay periyodik olarak yayınlar ve forumlarla bu bilinci devam ettirmelidir. Daha sonra akademisyenler tarafından kurulacak çalıştaylarla İslamî ideolojinin temel sorunları tartışılıp akademik yayınlarla kamuoyu bu olaylardan haberdar kılınmalıdır. Bu şekilde toplum İslamî olarak nasıl düşünmesi gerektiğini, öğrenciler Müslüman bireyin nasıl olması gerektiğini kendi kafasında iyi tasarlayacak ve akademisyenlerle halk arasında bir hareket birlikteliğinin zemini atılacaktır. İflas eden İslamî paradigma düşünsel açıdan bu şekilde ortak bir çalışma programıyla diriltilebilir ancak... Öte taraftan değinilmesi gereken bir diğer yanlış algıysa Müslümanların hareket algısıdır. Küdüs davasına verilecek destek diğer her konuda olduğu gibi yine maddi açıdan dile getiriliyor Müslüman kitlede. İnsanların ölme sebepleri bir “vatan” bir milliyetçilik söylemi etrafında değerlendiriyor dünya. Filistinliler bile olaya böyle bakıyorlar. Ancak eğer Kudüs davasına bir milliyetçilik olayı olarak bakarsak, o zaman İslamî ideolojiye ihanet etmiş oluruz. Kudüs davası işte o zaman anlamsızlaşır. Çünkü Kudüs davası diğer tüm hareket sebeplerinden öteye bir yaşama ve direnme davasıdır. Bu ezilen ve güçsüz olduğu için hor görülen tüm kitlelerin dayanağıdır. O yüzden bu mazlum ve zalim arasındaki savaşın bir toprak, bir milliyet savaşından çok daha büyük anlamı vardır. Bu İslamî ideolojinin özürlük dediği ülkünün savaşıdır. Sonuç Son yarım asırda Filistin’de yaşananlar, liberal medyanın pişkin pişkin insanlık dramı olarak dillendirip daha sonra da İsrail’e gelen ilk taşı göğüslediği bu elemli günlerde, akademik dünyada görünen o ki daha yeni yeni kendine önemli bir yer edinmekte ve kendi değerini göstermektedir. Dünya merkezi olarak gerçek merkezine doğuya, orta-doğuya gözlerini dikerken, Türk entelektüelleri de Kudüs hareketinin ideolojik tasarımına katkıda bulunmak zorundadırlar. Bu İsrail’in kanlı ideolojisinin ve dünyada bir kendini savunma ideolojisi olarak insanlık tarihine ve insanlığa sürülmüş bir kara leke olarak ortaya çıkan israiliyyatın yok olması için şarttır. Eğer Türk entelektüeli gelecek dünyanın merkezi olacak ortadoğunun dünya barışında ve fikirsel güzelliğinde etken özne olmasını istiyorsa liberallerin sonu gelen ideolojisini bırakıp İslam’ın ilk günkü gibi diri ideolojisine sarılmasının vakti geldi de geçiyor bile... Vesselam... |
| Sonraki > |
|---|
| Değerli site ziyaretcileri... |
|
Sitemizin bütün bölümlerine erişmeniz için mutlaka üye olmanız gerekmektedir. Ücretsiz Üyelik işleminizi yaparak : Yardımlar Listesine,Sohbet Bölümüne,Soru ve cevap Bölümüne ve sadece üyelere açık olan bütün bölümlere ulaşabilirsiniz. Üye olmanızı önemle rica ederiz. Camimize Aşağıdaki Bankalar Aracılığıyla Bağış Yapabilirsiniz. Yapı kredi Bankası Kars Şb : 805.08.264 Web : www.isiklicamii.org ve www.karsehlibeyt.org e-mail : Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. İletişim : 0474 223 35 38 |
| Rabiü'l-Evvel |
| 14 Sali |
| 1433 Hicri |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
| Bugün | 7 |
| Dün | 600 |
| Bu Hafta | 607 |
| Bu Ay | 3729 |
| Tüm Zamanlar | 321160 |
![]() | 906 Kayıtlı Üye |
![]() | 0 Bugün |
![]() | 1 Bu Hafta |
![]() | 3 Bu Ay |
![]() | Son Üye: rahim |