Günah’tan Kaçmanın Metotları

0
Bir tavuğu kesmek, bir koyunu veya bir deveyi kesmeye ortam hazırladığı gibi küçük günahlar da büyük günahlara ortam hazırlar.
Haram olan bir bakış da insanın o şeye ilgi ve alaka duymasına ortam hazırlar. İlgi duymak da insanın diğer günahlara düşmesine ve kötü niyet taşımasına sebep hazırlar.

Namahremlerle halvet etmekte günaha ortam hazırlar. Kötü arkadaş, kötü kitap, kötü film de insanın günah deryasına boğulmasına ortam hazırlar. Bu yüzden İslam günahın önkoşullarını ve ortamını da yasaklamıştır. Dolayısıyla da münkerden sakındırmak içlin bir takım ayırt etme programlarını uygulamak gerekir.
 

1- İnsandan günah vesilelerini uzaklaştırmak. Tıpkı sizin bıçağı çocuğun elinden uzak tutmanız gibi.

2- Birlikte oldukları taktirde günah işleyen iki kişiyi birbirinden ayırmak. Bu konuda “falan kimselerle dost olmayınız” diye bir takım rivayetler vardır.
3- İnsanı günah mahallinden uzaklaştırmak. (Bazı meclislere ve toplantılara katılmak haramdır)
4- İnsanı günah zamanından uzaklaştırmak. (Bu işinde doğru bir programlamaya ihtiyacı vardır. )
5- İnsanı günah dellallarından uzak kılmak.
Boş Vakitlerini Doldurmak
Günahtan alıkoymanın yolarlından biri de boş vakitlerini doldurmaktır. Peygamberin eşi Ümmü Seleme’ye şöyle dediklerinde: “Siz artık yaşlandınız neden çalışıyorsunuz? ” O şöyle dedi: “Eğer insan işsiz kalırsa fitneye bulaşır.
a- Ayna Gibi Olma Metodu
Peygamberi Erkem (s.a.a) nakledilen bir hadiste şöyle buyurmuştur: “Mümin müminin aynasıdır.”
Eğer bu kısa hadise dikkat edecek olursak marufu emretme hususunda bir taktım önemli hususları elde ederiz:
1- Ayna sahip olduğu sefa ve saflık üzere ayıbı söyler, garaz üzere değil.
2- Ayna kirlenmediği ve tozlanmadığı zaman ayıpları gösterir.
3- Ayna makam ve madalyalara riayet etmez.
4- Ayna ayıpları olduğundan daha büyük göstermez.
5- Ayna insana ayıplarını göstermekle insanın kuvvet noktalarını da göstermektedir.
6- Ayna insanın ayıplarını yüzüne söyler, arkasından değil.
7- Ayna insanın ayıplarını sessiz sedasız söyler.
8- Aynayı kıracak ve parçalarını alacak olursan yine o parçalarıyla çirkinliği ve güzelliği gösterir. Mümini de kıracak ve aşağılayacak olursan yine de hak sözünü söyler.
9- Ayna ayıpları içinde tutmaz. Yanından geçince hemen ayıplar aynadan silinir.
10- Eğer ayıbını söylerse kendini ispat etmeli ve bu aynayı kırman gerekmez.
Eğer bir Müslüman münkerden nehyedecek olursa sizlerde günahlardan uzak durun ve eleştiren kimseye itiraz etmeyin.
Gençlik dönemimde hatırladığım kadarıyla bu hadis hakkında yirmi altı önemli nükte kaydetmiştim, ama şimdi bu kadarı zihnimde kalmıştır.
Eğer tekrar olmazsa şu iki rubaiyi konumuzla ilgisinden dolayı burada nakletmek istiyorum:
“Eğer nasihat edersen halvette et, bunun dışındaki nasihat metodu değildir.
Açıkta söylenen her nasihat o nasihat rezaletten başka bir şey değildir.
Ey Gazali! O yarden kaçıyorum ki
Kötülük edersem güzel söyler
Ona halisi olurum ki aybımı
ayna gibi karşımda söyler.
Tarak gibi bin dille
Arkama gidip her şeyi söylemez.
O dostun sohbetine üzülürüm ki
Kötü ahlakımı güzel gösterir.
Aybımı sanat ve kemal görür
Dikenimi gül ve yasemin gösterir.
Pis gözlü düşman nerede
Ta ki ayıbımı bana göstersin. [1]
Hazırlamak
Hak sözler tıpkı şeker gibidir. Şekeri çocuğun ağzına dökecek olursak boğulma imkanı vardır. Dolayısıyla şekeri şerbet haline getirmeliyiz ki bütün herkes tarafından istifade ve tahammül edilebilsin. Bazen hakkı beyan etmenin de mukaddimelere ve münkerden sakındırmanın da ortam hazırlamaya ihtiyacı cardır.

Bir Hatıra
Bendeniz Allah’ın lütfüyle İslam cumhuriyetinin radyo ve televizyonlarında yaklaşık ikibin saatten fazla konuşma yaptım. Bazı konuları açıklamak için ortam hazırlamaktayım. Hiç unutamıyorum bir ara kefen rivayetleri hakkında sohbet etmek istiyordum, ama bazı insanların bu tür sözleri işitmeye sabrının olmadığını da biliyordum. Bu yüzden ortamı öyle bir hazırladım ki insanların genel ihtiyaçlarından birinin de elbise olduğunu söyledim. İslam her mevsim zaman ve iş için bir elbise göz önünde bulundurmuş ve bu konuda bir takım emirler vermiştir. Örneğin çocuk elbisesi, iş elbisesi, savaş elbisesi, bayram namazı elbisesi, yağmur namazı elbisesi, hac, elbisesi, gelinlik elbisesi, çıplak kimselere verilen elbise, elbise temizliği, elbise yamamak, elbise boyamak, elbise dikmek, elbise cinsi…
Bu başlıklardan her biri hakkında bir takım hadis ve bir takım nükteler açıkladım. Yavaş yavaş insanları son elbise olan kefen konusunu işitmeye hazırladım ve kefen rivayetlerini konumun arasına sıkıştırdım. Eğer önceden “bugünkü konumuz kefendir” diyecek olsaydım belki de milyonlarca insan televizyonlarını kapatırlardı.
Bir Başka Hatıra

Konuşmak için bir seminere davet edilmiştim. Yol esnasında seminerin sorumlusu bana şöyle dedi: Bu seminere katılanların çoğu üniversite hocalarından ve ilmi şahsiyetlerdendir. Dolayısıyla da yapacağınız konuşma onların eğitimiyle uyumlu bir konuşma olmalıdır.
Benden sadece sıradan bir konuşma yapmaktan kaçınmamı istedi. Ona şöyle söyledim: Sade söz nedir? Büyüklerimizin sade konuları hatırlamaya ihtiyacı yok mudur? Elbette konuşma metoduna dikkat etmeliyiz ve bu konuda ölçülü davranmalıyız. Ama konunun aslını söylemekten kaçınmamalıyız.
Daha sonra ona şöyle dedim: “En kolay konuşmaları bile bir takım mukaddimeler ve ortam sağlamakla büyükler için de söylemek mümkündür. Hatta tuvalete gitme adabı gibi bir takım konuları bile söylemek mümkündür.” O bu sözleri işitince bilginlerin seminerindeki konuşmamın kötü olmasından endişeye kapıldı.
Velhasıl seminere girdim ve sözümü şöyle başlattım: “En iyi doktor her organ ve hastalık için ayrı bir reçete yazan kimsedir. Doktor bütün organları ve aralarındaki ilişkiyi göz önünde bulundurmalıdır. Böbrekler için bir ilaç yazarken, bu kalbe ve sinirlere zarar vermemelidir. Kalp ilacı da diğer organlara zara vermemelidir.” Daha sonra şöyle dedim: “En iyi doktor İslam’dır ki her konu için bir reçete yazmıştır ve yaratılış sistemine teveccüh ederek ve bütün terbiye boyutlarını göz önünde bulundurarak reçete yazmıştır.
Daha sonrada orada hazır bulunanlardan izin alarak şu şekilde bir örnek verdim: “Örneğin idrar etmenin İslam’da bir adabı vardır ve tabiat düzenine teveccüh ile beyan edilmiştir. İslam bizlere def-i hacet hakkında şöyle buyurmuştur:
1- Güneşe ve aya karşı olmamalıdır.
2- Ön ve arka taraf kıbleye doğru olmamalıdır.
3- Rüzgara doğru olmamalıdır
4- Nehir suyunda olmamalıdır.
5- Meyve ağacının altında olmamalıdır.
6- İnsanların gelip gittiği ve istirahat ettiği yerde olmamalıdır.
7- Gözler önünde olmamalıdır.
8- Ayakta olmamalıdır.
9- Sert toprak üzerinde olmamalıdır.
10- Gasbedilen bir topraklar üzerinde olmamalıdır. .
11- Haşerelerin deliğine yakın olmamalıdır.
12- Su ile temizlenilmelidir.
Sizler bu cüzi ve sade konuda bile İslam’ın kapsamlılığını görmektesiniz. Gördüğümüz gibi İslam idrar etmek hususunda bile böyle bir reçete yazmıştır ve her şeyi göz önünde bulundurmuştur. Hem doğal meseleleri hem toplumsal, hem tıbbi, hem ahlaki ve hem de dini meseleleri…
Daha sonra da konuşmamı devam ettirdim. Geri dönünce seminer sorumlusuna şöyle sordum: “Gördüğün gibi idrar etmenin adabını bile söyledim ve oysa dinleyicilerin çoğu tahsilleri yüksek kimselerdi.”
O şöyle dedi: “Sen buna ortam sağlayarak onları işitmeye hazırladın.”
Evet bir çok kelimeler ortam olduğu taktirde güzelleşmekte, ortam olmadığı taktirde ise nefret edilir bir hale gelmektedir.
Bir başka örnek:

Eğer sebzelerinin güzel temizlenmediği bir sofraya oturacak ve, “neden bu sebzeler temizlenmemiştir? ” diyecek olursak, sebzeleri temizleyen kimse rahatsız olabilir ve kendisinden bir tepki ortaya koyabilir. Ama ev sahibinin zahmetlerini, yemeklerinin lezzetli olduğunu ve sofranın temizliğini beyan ederek teşekkür edecek ve, “Evet! Sebzeleri yıkamaya da biraz dikkat gösterilseydi daha iyi olurdu.” diyecek olursak bu sözler hem onu etkiler, hem de olumsuz yanlarını ortadan kaldırır.
Eleştirmek; olumlu yönleri ve değerleri taktir ettiğimiz ve hizmetlerden gafil olmadığımız zaman etkili olur.
Telkin Metodu

Bir çok kimse marufu yapmak hususunda korkuya kapılmaktadır. Onları, hayırlı işler telkin ederek hayra yönlendirmek mümkündür. Birçok kimse ise bir takım münkerlerden ayrı olmayı imkansız saymaktadırlar ve bir suça adet edindikleri sebebiyle artık durumlarının asla değişmeyeceğini düşünmektedirler. Oysa doğru bir telkin ve bu konudaki örnekleri beyan ederek sorunu çözmek mümkündür.
C: Hikâye, Marş ve Şiir gibi farklı sanatlardan istifade etme metodu

Yukarıdaki başlıklardan her birini, hakka davet, marufa emretmek ve münkerden sakındırmak yolunda istifade etmek mümkündür. Kur’an’ın cezzabiyeti, ezan şiarlarının kafiyeli oluşu, cemaat ve bayram namazlarının söz konusu edilmesi, haccın konuşulması, elbise değiştirmek, cemaat saflarının düzeni, müezzinin sesinin güzel olmasının tavsiye edilmesi, namaz kılan kimsenin elbisesinin temizliği, cami güzelliği, en iyi elbiseyi ve güzel kokuları kullanmak, insanların marufa yönelişinde sanat ve güzelliklere teveccühün nişanesidir.
Fesada davette sanatın rolü hiç kimse için örtülü değildir. Samiri heykeltıraşlık sanatıyla insanları kandırabilmiştir.
Güzel konuşmak, fesahat ve belagat da insanları cezb etmek için en iyi metotlardan biridir. Güzel ve dengeli bir tipe sahip olmanın da sözün etkili olmasında çok büyük önemi vardır. Bu yüzden peygamberlerden hiç birisi kötü kıyafetli değildi. Nübüvvetin şartlarından biri de peygamberlerin insanların genelinin nefretine sebep olacak hastalıklardan korunmuş olmasıdır.
İnsan fıtri olarak güzelliği sever, Allah yaratılışı güzel yaratmıştır, Kur’an tilavetinde güzel ses defalarca İslam’da tavsiye edilmiştir. İslam insanın süslenmesi için de bir takım emirler vermiştir.
Kur’an-ı Kerim de camilere gidince insanın ziynetlerini üzerine almasını emretmiştir. Güzel ses ve güzel tartışma da Kur’an-ı Kerim’in tavsiyelerinden biridir.
Kur’an’ın adlarından biri de en güzel hikayelere sahip olmasıdır. Hikaye söylemek de bir sanattır ve Kur’an’da yaklaşık olarak 250 gerçek kıssa vardır.
İmamlarımız da kendi çocuklarına Ebu Talib’in şiirlerini tıpkı Kur’an gibi ezberlemelerini emretmiştir.
Şairler kendi şiirleriyle en iyi role sahip olabilirler.
Marş ve koro halinde okumanın da tek başına okumakta olmayan bir cazibesi vardır. Güzel yazının etkisinden de gaflet etmemek gerekir.
Evet Peygamber-i Ekrem’in çeşitli işler için on yedi sekreteri vardı. Onlardan en güzeli ise Peygamber-i Ekrem’in yabancı kimselerle irtibatından sorumluydu.
Bugün sömürgecilik dünyası da uygunsuz ama güzel resimler vasıtasıyla kendi hedeflerine ulaşmaktadır. Uluslararası ajanlar güzel kadınlar vasıtasıyla gizli sırları casusluk ederek keşfetmektedirler.
Dünyada en çok satılan kitaplar ise roman kitaplarıdır. Kıssa söylemek öyle sade bir iş değildir. İlahi bir iştir. Allah şöyle buyurmaktadır: “Biz sizin için kıssa nakletmekteyiz.” En önemli ağır, ilmi, fikri ve kültürel konuları hikaye kalıbında insanlara nakletmek mümkünüdür. Velhasıl bu sanat, şiir, film, fotoğraf, grafik, hat ve hikaye dünyası sapıkların içine girdiği ve onunla uğursuz maksatlarına ulaştığı bir dünyadır. Biz de doğru bir yönlendirmeyle en iyi ve en fazla bu dünyaya yönelmeliyiz.
İyilikleri de Söyleyelim
Eleştiri ve münkerden sakındırmak hususunda sadece zayıf noktaları söz konusu etmeyiniz, iyilikleri de dile getiriniz.
Kur’an-ı Kerim şaraptan sakındırma hususunda önce onun menfaatlerinden bahsetmiştir ve sonra şöyle buyurmuştur: “Zararı menfaatinden daha çoktur.” Zira şarap yapmak vasıtasıyla bir çok kimseye menfaat elde etmektedir.
Örneğin çiftçiler, şişe fabrikaları, perakende ve toptan satıcılar, komisyoncular, dellallar ve servis veren hizmetçiler bundan istifade etmektedirler. Ama şarabın kötü etkilerini görmemek de mümkün değildir. Şarabın beyin ve sindirim organını üzerinde yarattığı kötü etkileri, sebeb olduğu birçok trafik kazalarını, intiharları ve sarhoş insanların aldığı cahilce bir takım kararları şarabın faydalarıyla mukayese etmek mümkün değildir. Burada önemli olan şey, Kur’an’ın var olan tüm menfaatlerine rağmen şarabı haram kılmış olmasıdır.
Sizler de nehy ederken önce kuvvet noktalarını dile getirmeli, sonra da hatırlatmada bulunmalısınız: “Bu kemalatlara sahip olan insan neden bu münkeri yapsın? ”

 
Ruhsal Yapılanma Metodu:

Ümitlendirmek

Bazen günahkar insan kendisini talihsiz ve mahrum olarak düşünür ve kendi kendine şöyle der:
“Çünkü bütün boyumuz batmış durumda
Onun azlığı ve çokluğunun ne önemi var”
Bu gibi kimseler her gün daha fazla günaha düşerler. Dolayısıyla münkerden nehyeden kimseler önce bu bireyleri onarmak ve yeniden hayata döndürmek ile mükelleftirler. Onlara Allah’ın affını, tövbeleri kabul edişini ve Allah’ın bütün kullarına var olan lütfünü dile getirmelidirler. Tövbe edenlerin bir takım hatıralarını onları nakletmelidirler ki günah onları ümitsizliğe sürüklemesin. Onlara ümitsizliğin en büyük günahlardan olduğu hatırlatılmalıdır ve böylece şahsiyet kazandırmalıdır. Böylece geçmişini unutması sağlanmalıdır. Unutmamak gerekir ki bizler de onlar gibi bir takım suçlara bulaşmış durumdayız. Bulaştığımız halde Allah onları gizlemiştir ve dolayısıyla ona şöyle demek gerekir: “Musa’yı (a.s) yenmek için Firavun’un sarayında toplanan sihirbazlar ve onun hediyelerine göz dikmiş ve onun izzetine ant içiyorlardı. Ama Musa’nın (a.s) mucizesini görünce, ideoloji ve dünya görüşleri değişti. Firavun’a, kudretine ve malına yüz çevirerek her türlü tehdit ve tehlikeye göğüs gerdiler, sonra da şehit oldular.
Evet, ziyafet vermek, kamp kurmak, hediye, ziyaret, mektup, kitap, istidlal veya duygusal bir ilişki icat ederek bir çok insanın üzerinde etki yaratabiliriz. Onların suçlarını görmezlikten gelmeli, saygı göstererek ve yücelterek sarsılan şahsiyetini onarılmalı ve onları hakka davet etmeliyiz.
Görmezlikten Gelme Metodu

Suç işleme ortamlarından biri de insanların toplumda yüz suyu ve yüceliği olmadığını, özrünün kabul edilmeyeceğini ve hiç kimsenin kendisine itina etmediğini hissetmesidir. Bu durumda aşağılık ve saygısını yitirmişlik kompleksi onu her türlü günaha sürükler. İslam şöyle diyor: “Bazen insan görmezlikten gelmeli ve şöyle tezahür etmelidir: “Ben senin suçunun farkına varmadım” Bu yolla insanların yüceliği korunmalı, şahsiyeti zedelenmemelidir.
Bir Hatıra
Kur’an şöyle buyuruyor: “Yusuf’un kardeşleri Yusuf’u on yıl sonra gördükleri halde onu tanımadılar ve Yusuf’a şöyle dediler: “Bizim daha önce hırsız olan Yusuf adında bir kardeşimiz vardı.”
Yusuf (a.s) görmezlikten geldi ve, “O kardeşiniz benim! Neden bana hırsızlık isnat ediyorsunuz? ” demedi. [2]
Eğer birisi, “ben şarap içmedim” derse özrünü kabul et. Her ne kadar yalan söylese de ağzını koklama.
Eğer çocuk, “ben cebinden para almadım” derse onun sözüne itimat et.
Elbette bu görmezlikten gelme metodu daha çok şahsi, cüzi ve ferdi hususlardadır. Aksi taktirde İslam düzenini ortadan kaldırmak isteyen kafir ve düşmanların önemli komploları hususunda görmezlikten gelmek düşmanın en büyük isteğidir. [3]
Fertlerin kapasitesine teveccüh etmek
İmam Sadık (a.s) bir şahsı bir görev için bir bölgeye gönderdi. O İmam’a yazdığı raporunda bölge halkını şiddetle kınadı. İmam ona şöyle yazdı: “Ey Sirac! İmanın on derecesi vardır. Bazı kimseler imanın bir derecesine sahiptir, bazıları iki derecesine, bazıları yedi derecesine, bazıları da on derecesine. Dolayısıyla imanı kamil olan kimseler, diğerlerinden kapasitesinden daha fazlasını beklememelidir.” Maruf’u emretmek ve münkerden sakındırmak hususunda bireylerin kapasitesine bakmak oldukça lazım ve zaruridir. Örneğin yeni sigara içen bir kimsenin hesabı, uyuşturucu kullanan yaşlı birinin hesabından ayrıdır. Gence oranla fazla sıkıcı olmamak gerekir. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Keşke, Şii gençlerin başına kırbaç vurulsaydı da böylece dini tanıma hususunda çaba gösterselerdi.”[4]
Oysa İmam Sadık (a.s) asla bu tabiri yaşlılar hakkında kullanmamıştır. Masum imamlar tüm konuları ve dini öğretileri bütün insanlara söylemiyorlardı. Örneğin İmam Bakır’ın (a.s) ashabından biri olan Cabir-i Cufi binlerce hadis bildiği halde onların tümünü söyleme hakkına sahip değildi. Selman-i Farsi de Ebuzer’in bilmediği bir çok konuları biliyordu. Peygamberlerin terbiye metodu hakkında şöyle buyurdukları okumaktayız: “Biz insanların kapasitesi oranında onlarla sohbet etmekle görevliyiz.”[5] İnsanların kapasitesine ve haletlerine teveccüh etmek, hatta şahsi işlerinde dahi buna riayet etmek gerekir. Bir hadiste şöyle okumaktayız: “İnsanın ruhu bazen ilgi duyar, bazen ise nefret eder.”[6]
Ruhi hazırlık içinde olduğunda zaman işlerin peşice git! İbadetlerde tembelleşmek hususu ise dualarda Allah’a sığınılan hususlardan biridir: “Allah’ım! Ben ibadetlerin hususunda tembellik göstermekten sana sığınırım.” Hakeza ibadetlerde neşat ve sevinç içinde olmak da imamlarınızın dualarında Allah’tan istediği ilahi hediyedir. Nitekim rivayette şöyle okumaktayız: “Her kimin bir çocuğu varsa, kendisiyle çocuklaşmalıdır.”
Bu da insanın kendisini çocuklarıyla uyarlaması ve kapasitelerini göz önüne alması sebebiyledir.
Bütün Ayıpları Bir Anda Söylemeyelim

münkerden sakındırma ve eleştiride karşı tarafı adeta kurşuna dizmemek gerekir. Eğer bir anne kızının okumasından rahatsız ise bunu ona hatırlatırken, “dersten geri kaldın, terzilikte kötü diktin, yemeği tuzlu yaptın, elbiseyi yıkamadın…” dememelidir. Bu tür münkerden sakındırmalar bir çok kimseler için tahammül edilemeyen hususlardır. İslam 23 yıl boyunca kendi emirlerini insanlara tebliğ etmiştir.
Bir Hatıra

Söylendiği üzere İsa (a.s) bir grupla birlikte bir köpek leşinin yanından geçince onlardan biri şöyle dedi: “Bu leş ne kadar da kötü kokmaktadır.” Bir başkası şöyle dedi: “Ne kadar da siyah ve kötü görünüşlüdür.” Ama Hz. İsa (a.s) şöyle buyurdu: “Ne kadar da beyaz dişleri vardır!”
Bu metodun da bizlere öğrettiği üzere münkerden nehy ederken bütün boyutlarına dikkat etmek gerekir.
Özetle söyleme metodunda çok dikkat etmek gerekir. Bazen bir öğrenciye şöyle denilebilir: “Eğer çalışırsan daha iyi bir not alırsın.” Bazen de şöyle denilebilir: “Senin kabiliyetin yoktur, boşuna ders okuma.” Bu cümlelerin her birisi de öğrencinin ruhunda özel bir etki yaratır.
İnsanları davet hususunda onların kendisine hazırlıklı olup olmadıklarını sormak gerekir. Hz. Musa (a.s) Firavun’a şöyle diyor: “Sana hatırlatmada bulunayım mı? ”[7]
Peygamber-i Ekrem (s.a.a) hac mevsiminde insanlara şöyle soruyordu: “Sizler için sohbet etmemi ister misiniz? ” İnsanların hazırlıklı olduğunu hissedince de onlar için Kur’an ayetlerini tilavet ediyor ve onları etkiliyordu. Bazen insanlar hakkı kabule hazır bir takım şartlarda bulunmaktadırlar. Bir hadiste şöyle okumaktayız: “Kalbin bir yönelişi ve sırt çevirişi vardır.” Dolayısıyla hazırlıklar hususunda da şartlar eşit değildir. Bazen kısa cümleleri işitmeye hazırdır, bazen de detaylı istidlalleri işitmeye hazırdır. Marufu emretmek ve münkerden sakındırmak hususunda ise bütün bu zamansal, mekansal, ruhsal ve toplumsal şartları göz önünde bulunduran kimseler daha başarılı olurlar ve de sözleri daha fazla etki yaratır.
Bir Hatıra

Alimlerden birisi cenaze namazı kıldırınca şöyle dedi: “Eğer ölü erkek ise kefenin üzerini açınız ve ölünün yüzünü insanlara gösteriniz.” Kefeni açtıkları zaman o alim beraberindekilere şöyle dedi: “Müşahede ettiğiniz gibi merhumun gözleri kapalıdır. Sizin gözleriniz daha henüz daha açıkken kötü yerlere bakmayınız. Ölünün ayakları hareket etmemektedir. O halde sizin ayaklarınız henüz hareket ediyorken kötü yerlere gitmeyiniz. Ölünün dili de konuşmamaktadır. Siz de konuşmaya gücünüz varken aksi şeyler söylemeyiniz.
İşte o duygusal şartlar altında birkaç dakikalık öğüt, özellikle de ölünün yakınları üzerinde çok faydalı etkiler yaratır. Bu şartlar olmadığı taktirde de bu etkiler ortaya çıkmaz.
Dolaylı Konuşmak

Kur’an Hz. İsa’ya (a.s) şöyle buyurmaktadır: “Sen mi insanlara beni ve anneni ilah edinin dedin? ” [8]
Burada şirk ve düalizm şiddetle kınanmıştır. Ama başkalarının muhatab olduğu bir kalıp içinde bu kınanma gerçekleştirilmiştir. Başka bir yerde ise Allah Peygamber-i Ekrem’i (s.a.a) muhatab karar kılmış ve şöyle buyurmuştur: “Eğer annen ve baban senin yanında yaşlılık çağına erişecek olursa onlara kabalık etme.”[9]
Oysa bilindiği gibi Peygamber henüz çocukken annesini ve babasını kaybetmiştir. Velhasıl bazen dolaylı olarak konuşmak da başarılı metotlardan biridir.
ABNA

——————————————————————————–

[1] Gülistan-i Sadi, dördüncü bölüm

[2] Yusuf, 77

[3] “Küfredenler nefret etmenizi bile isterler.” (Nisa, 102)

[4] Bihar, c. 1, s. 213

[5] “Biz Peygamberler topluluğu insanlara akılları miktarınca konuşmakla emrolunduk.” (Bihar, c. 2, s. 69)

[6] “Şüphesiz kalbin yönelişi ve yüz çevirişi vardır.”

[7] Naziat, 18

[8] Maide, 116

[9] İsra, 23

Bunları da beğenebilirsin Diğer Yazılar