Ahiret aleminde doğurma, çocuk ve neslin üremesi söz konusu olmadığından cinsel zevkin bu dünyanın özelliklerinden olduğu, sadece insan türünün yeryüzünde kalıcılığını sürdürmesi için olduğu ve ahiret aleminde böyle bir meylin artık bulunmayacağı düşünülebilir; ama Kur’an’da birçok ayetin orada da böyle bir meylin bulunduğuna açıkça söylemesek de zahiri olarak delalet ettiğini söyleyebiliriz.
Elbette, iki alemdeki insan hayatının düzeni köklüce fark etmektedir ve dünyada olan her şey tam anlamıyla aynı şekilde ahirette de vardır ve ahirette olan her şey, dünyada gördüğümüz şeyin aynısıdır, diye bir şey söyleyemeyiz. Bu iki alem arasında sadece benzerlikler bulunmaktadır ve bazı tümel mefhumlar, iki alemdeki olgulara uyarlanabilir özelliktedir; ama onlar özellik ve hususiyetlerde birbirlerinin aynısı değildir.
Başka bir deyişle, kullanılan tabirler, tümel mefhumları hasebiyle dünyevî reel örneği ve uhrevî reel örneği kapsayabilir. Nitekim “yemek” ve “içmek”ten ibaret olan iki genel tabir, hem dünyevî reel örneği ve hem de uhrevî reel örneği kapsamaktadır.
Yemek ve içmek eylemi, hem dünyada vardır ve hem de ahirette vardır; ama ahiretteki yemek ve içmek tıpkı burada bulunan yemek ve içmek gibi olmayabilir ve sindirme, çekme ve atma özellikleri taşımayabilir. Lakin her haliyle yemek ve içmek mefhumunun o ikisine yönelik kullanımı doğru olacaktır.
Evlilik ve cinsel meyil hakkında da Kur’an-ı Kerim’de müminleri temiz eşleri olacağına dair müjdeleyen tabirler bulunmaktadır. O halde o alemde de eşten zevk almanın mevcut olduğu ortaya çıkmaktadır. Öyle ki bu meyil ile ilgili genel tabirler ve tümel mefhumlar o alemdeki reel örneklere de uyarlanmaktadır.
Bu konuyla uyumlu Kur’ansal tabirler üç bölüme ayrılabilir.
Bir grup ayette müminlerin cennette temiz eşlere sahip olacağını bildiren tabirler mevcuttur. Lakin bu cennetlik eşlerin onların dünyevî eşleri mi yoksa onların dışında olan başka kimseler mi oldukları belli değildir. Acaba cennette müminlerin eşi olacak olanlar bu türden yani insan olan eşlerler mi yoksa esas olarak cennetlik eşler başka bir türden midir? Aşağıdaki ayetler bunun örneklerindendir:
“İnananlar ve yararlı işler yapanlara, kendilerine altlarından ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Onlara buranın bir ürünü rızk olarak verildiğinde, "Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bunlar, söylediklerinin benzerleri olarak sunulmuştur. Onlara orada tertemiz eşler vardır ve orada temelli kalırlar.”[1]
“Bundan daha iyisini size haber vereyim mi? Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rab’lerinin katında, altlarından ırmaklar akan ve orada temelli kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır. Allah kullarını hakkıyla görücüdür.”[2] “İnanıp yararlı iş işleyenleri içinde temelli ve ebedî kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları en koyu gölgeliklere yerleştireceğiz.”[3]
Diğer grup ayetlerde müminlerin cennette de dünyada beraber oldukları eşler ile birlikte ve eş olacaklarını bildiren tabirler mevcuttur; şu ayet gibi:
“İste onlara bu dünyanın iyi sonucu, girecekleri Adn cennetleri vardır; babalarının, eşlerinin, çocuklarının iyi olanları da oraya girerler. Melekler her kapıdan yanlarına girip: "Sabretmenize karşılık size selam olsun; burası dünyanın ne güzel bir sonucudur!" derler.”[4]
Öyleyse müminlerin eşleri de erdemli olurlarsa, onlarla birlikte cennete girer, cennetin nimetlerinden ve kendi eşleriyle birlikteliklerinden yararlanırlar. Şu örnekteki gibi:
“Onlar ve eşleri gölgeliklerde, tahtlar üzerine yaslanmışlardır.”[5]
Ve şu örnekteki gibi:
“Siz ve eşleriniz, ağırlanmış olarak cennete giriniz.”[6]
Bundan dolayı, Kur’an’ın yukarıdaki ayetlerde mümin erkek ve kadınlara verdiği müjdelerden biri, cennette de eşleriyle birlikte ve eş olacaklarıdır.
Kur’an ayetlerinin üçüncü grubunda da cennet ehli eşlerin bu dünyevi eşlerle sınırlı olmadığını, aksine “Hur-u Ayn” diye meşhur olan ilahî yaratıkların başka bir türünün de cennette bulunduğunu bildiren tabirler geçmektedir.
Bu düzlemde de birçok Kur’an ayetine rastlıyoruz:
“Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine cevirmiş güzel gözlüler vardır.”[7]
“Yanlarında, gözlerini eşlerine dikmiş yaşıt güzeller vardır.”[8]
“Bu böyledir; onları iri siyah gözlü hurilerle eşlendiririz.”[9] “Onlara şöyle denir: "İşlediklerinizden ötürü, dizi dizi tahtlara yaslanarak afiyetle yiyin için." Onlara, ceylan gözlü eşler veririz.”[10]
“Orada, bakışlarını yalnız eşlerine çevirmiş, daha önce ne insan ve ne de cinlerin dokunmuş olduğu eşler vardır… Onlar yakut ve mercan gibidirler.”[11]
“Oralarda iyi huylu güzel kadınlar vardır. Öyleyken, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız? Çadırlar içinde ceylan gözlüler vardır…Onlara daha önce insan da, cin de dokunmamıştır.”[12]
“İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır.”[13]
“Ve yükseltilmiş döşekler üstündedirler. Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.”[14]
“Göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar”[15]
Burada kendilerini üç gruba ayırdığımız ilgili ayetler topluluğundan şöyle istifade edilmektedir: Birincisi, cennette de cinsel zevk mevcuttur ve ikincisi, bu alandaki müminlerin zevki, hem dünyadaki mümin eşlerinden ve hem de Allah’ın güzelliğin zirvesinde bu hedef doğrultusunda onlar için yarattığı hurulayn, varlıklar ve yaratıklardandır.
Bundan dolayı, cinsel meylin bu dünya alemine ve maddî hayata özgü olmadığı neticesi alınabilir ve sonuç olarak şöyle söylenebilir: Bu meyil, insanî sabit bir meyil ve insanın varlıksal yönlerindendir; dünyada bu aleme özgü maslahatların sağlanması ve yeryüzünde insan neslinin sürmesi hedefiyle bu meyilden istifade edilmektedir. Nitekim dünyada yeme ve içmeye olan meyil ve onlardan alınan zevk de insan varlığının, bekâsının ve sağlığının korunması hedefiyle istifadeye tabi tutulmakta ve insan tarafından kendilerinden yararlanılmaktadır. Belirtilen iki meyil ahiret aleminde de mevcuttur ve cennette insanın zevk almasının ve faydalanmasının kaynağıdır. Ama bu, kesinlikle cisimsel gelişim veya neslin üremesi açısından olmayacak, bilakis eşlerden ve onlardaki ilahî tecellilerden zevk almanın bizzat kendisi hedef ve gaye olacaktır.
Kaynaklar: [1] Bakara / 25 [2] Ali İmran / 15 [3] Nisa / 57 [4] Ra’d / 23-24 [5] Yasin / 56 [6] Zuhruf / 70 [7] Saffat / 48-49 [8] Sad / 52 [9] Duhan / 54 [10] Tur / 19-20 [11] Rahman / 56-58 [12] Rahman / 70-74 [13] Vakıa / 22 [14] Vakıa / 34, 35, 36, 37 ve 38 [15] Nebe / 33 |