Ehlibeyt İnancına Göre Bir Müslümanın Görevleri (2)

0

Fasık birisinin getirdiği haberi inceleyip araştırmak farzdır. İster haber dini hükümlerde olsun. —Örneğin Masum (imamların) birinden bir hüküm veya hikmet aktarımında yahut her hangi bir fakihten bir fetva nakledilmesinde- İsterse dış ve hariç konularda olsun, örneğin her hangi ölmüş birisinin vasiyetinin nakledilmesinde. Bu farza, şartlı farz denir. Yani şart, araştırmak ve itminandır, ancak eğer şart yerine getirilmez ise hüccet ve delil olmaz.

Ameli Farzlar ve Haramlar (Münasip ve Gayri Münasip Davranışlar)

Dini Bilgiler Konusu ve Diğer İlimler

31- Her baliğ ve akıl sahibi insan, Usul-ü Dini[1] ikrar ettikten ve Usul-ü Mezhebin kalbi inançlarını elde ettikten sonra, İslam’ın pratik amellerini ve dinin feri farz ve haramlarını öğrenmesi farzdır.

32- Kim Usul-ü Dine inanırsa, din tarafından ameli aşamada bazı farzların amel etmesi için onun uhdesine konulduğunu, terk etmesi için ise bazı haramların belirlendiğini icmali kesin bir ilimle anlar. Bu hükümlere füruu ilzami din (Dinin zorunlu ferleri) denir. Ve ayrıca cevarihi (uzuv ve bedensel) programlar olarak adlandırılmaktadır.

33- Yukarıdaki hükümler hakkında bilgi sahibi olan mükellef için (yani yapılması gereken ameli hükümleri ve Allah’ın ondan istediği amelleri anladığında) akli hüccet onun için tamamlanmış ve onları her ne yolla olursa olsun öğrenmesi ve yerine getirmesi için koşturması farz olur. Eğer yapmazsa Ahirette mesul olacak ve cezalandırılacaktır.[2]

34- Dolayısıyla yukarıdaki mesele gereği her mükellef için ameli konularda içtihat ve fıkıh öğrenmesi farzdır. Şu anlamdaki her şeyi Allah’ın kitabından, Peygamber efendimiz ve Masum Ehlibeyt İmamlarının sünnet ve hadislerinden istinbat ve istihraç[3] etmesi gerekir. Ve onlara amel etmesi için ya kendi zihnine ya da bir yere yazması ve bazen de başkalarının rücu etmesi için kaydetme işlemine içtihat ve fakahet (fıkıh) denir. Bu yolu öğrenmek uzun, şartları çok ve takat üstündeki zahmetlerinden dolayı az bir grup dışında herkes için müyesser olmamaktadır.

35- Her kim içtihat yolunu seçmez veya seçemezse, o kişinin (her hangi a’lem bir müçtehide tabi olması ve onu) taklit etmesi farzdır. Yani yukarıdaki yolu kat etmiş, feri ve şer’i ahkamda uzmanlaşmış şartlara haiz bir müçtehit ve fakihe müracaat etmesi ve kendi gerçek hükümlerini onun fetvaları aracılığı ile elde etmesi gerekir. Dolayısıyla içtihat ve taklit mükellefin ameli ahkama ulaşmasında iki bağımsız yoldur ve o (mükellef) bu iki yol arasında ihtiyar sahibi ve seçme hakkına sahiptir.[4]

36- Söylenmektedir ki müçtehit olmayan ve taklit etmekte istemeyen mükellef için dini hükümlere ulaşması için üçüncü bir yolu seçmesi farzdır. O yol, amelde ihtiyat etmektir. Şöyle ki hükmünü bilmediği her hangi bir amelin farz olması ihtimal dahilinde ise onu yerine getirmesi ve eğer haram olması ihtimal dahilinde ise onu terk etmesi gerekir. Lakin meselelerde ihtiyat yolunu elde etmenin kendisi de içtihadı gerekli kılmaktadır. Dolayısıyla dini hükümleri elde etmenin yolu içtihat ve taklitten başkası değildir.[5]

37- Taklit etmenin yeri; mükellefin şer’i hükmünü bilmediği her amelin etkileşim mahalli vardır. İster söz, davranış, ibadet ve isterse muamele ve alış veriş olsun. Dolayısıyla amel etmeden önce fakihe müracaat etmeli ve kendi teklif ve görevini aydınlatmalıdır. Eğer taklit etmeden amel edecek olursa, gerçekte farz olduğu halde o ameli terk etmesi veya haram olduğu halde onu yaparak günaha düşmesi mümkündür.

38- Eğer bir zaman diliminde çok sayıda fakih ve müçtehit olursa, taklit etmesi farz olan kişiye onlar hakkında araştırma yapması farzdır. Eğer hepsi ilmi açıdan aynı veya bir birlerine yakınlarsa hangisini isterse taklit edebilir ve eğer içlerinden birisi ötekilerden daha alim ise onu taklit etmelidir.

39- Mükellefin, taklit şartlarına haiz olmayan müçtehitten udul etmesi (onu taklit etmekten vazgeçmesi) ve şartlara haiz bir müçtehidi taklit etmesi farzdır. İster bilerek onu taklit etmiş olsun, ister yanlışlıkla etmiş olsun, ister ilkinden şartlara haiz olmamış veya sonradan şartları yitirmiş olsun ve hatta isterse sonradan birisi ondan daha alim olmuş olsun. (Tüm bu şartlar alında yeni müçtehide tabi olması gerekir.)

40- Mükellefin, taklit ettiği müçtehidin ölmesi halinde yaşayan başka bir müçtehide tüm meselelerde rücu etmesi farzdır. Ancak yaşayan müçtehidin ölü müçtehitten (daha) alim olması gerekir. Ölü müçtehitte baki kalmak istenmesi halinde ölünün diriden daha alim olması gerekir. Ve eğer ölü ve diri müçtehidin her ikisi de eşit ise, mukallit beka meselesi dışında ölü müçtehitte baki kalabilir veya yaşayan bir müçtehide geçebilir veya bazı meselelerde birinci müçtehidi ve bazı meselelerde ikinci müçtehidi taklit edebilir.

41- Her bölgeden fikri istidat ve mali imkana sahip bir grubun usulü ahkam, füruu din, ulum ve İslami maariflerde fakih ve alim olması, hem dini ve mezhebi görevlerini yerine getirmesi ve hem de başkalarına öğretmesi ve milletlerin hidayet ve uyarılması maksadıyla ilmi merkezlere doğru göç etmesi kifai farzdır[6].

42- İnsanların dini kompleksler ve ilmi havzalar (medreseler) teşkil etmesi ve bir güruh ve ümmetin aşağıdaki üç amacı gerçekleştirmesi için tayin edilmesi tekitle farzdır:

a) Cahil ve bilgisizlerin hayra yani dine davet edilmesi; onun usul, füruu ve ahlaki ütopya ve insanın manevi tekamülüne ve maddi refahına neden olan bilimsel ilimlere davet edilmesi.

b) Emri bil maruf ve her hayırlı ve güzel işe davet etmek.

c) Nahyi anil münker ve her çirkin amelden uzak tutmak.

Bu farzlar kifai farzlardır, muhatapları tüm Müslümanlardır veya tüm mükelleflerdir. Güruh ve ümmetten maksat, ilim havzalarında (medreselerde) meşgul olanlar ve dini marifetleri öğrenenlerdir. Dolayısıyla Müslüman toplumlar, medrese üyelerini kendilerinden, maliyatını ise kendi mallarından temin etmeleri ve karşılamaları kifai farzdır, lakin toplum doğal ve rasyonel olarak bir veli ve koruyucuya ihtiyaç duyduğundan, zorunlu olarak bu farz, muhatapların velilerine dönmektedir. Örneğin milletin velisinin onların umumi mallarına olan tasallutu gibi.

43- Cahil ve bilgisizleri irşat etmek farzdır. Yani insanların hidayeti ve onlara dini hükümleri öğretmek, imkân dâhilinde, ister itikadi hükümler olsun ve isterse füruu ve onların mukaddimesinde olsun farzdır. Bu farz, ilmi havza ve medreselerin en önemli getirilerinden birisidir.

44- Fasık birisinin getirdiği haberi inceleyip araştırmak farzdır. İster haber dini hükümlerde olsun. —Örneğin Masum (imamların) birinden bir hüküm veya hikmet aktarmakta yahut her hangi bir fakihten bir fetva nakletmektedir- İsterse dışsal konularda olsun, örneğin her hangi ölmüş birisinin vasiyetinden bahsetmektedir. Bu farza, şartlı farz denir. Yani şart, araştırmak ve itminandır. Şart yerine getirilmezse hüccet ve delil olmaz.

45- Şer’i ahkâmı öğrenmek farz olduğu gibi, onun mevzularını da öğrenmek farzdır. Yani şeriat tarafından ortaya konulan namaz, oruç, zekât, hac, kefaret ve sair ibadetler gibi. Aynı şekilde ibadetlerin cüzlerini, şartlarını, mani ve engellerini de öğrenmek farzdır. Namazın cüzünden maksat “tekbiretu’l ihram” , “rükû”, “secde” gibi; onun şartlarından maksat, beden ve elbisenin pak olması, abdestli olmak, kıbleye doğru olmak; mani ve engellerinden maksat namaz esnasında konuşmak, bir şey yemek gibi. Haccın cüzünden maksat ise, ihram bağlamak, vukuf, tavaf ve sa’y. Öteki farzların ecza ve şartları da bu şekildedir. Ayrıca olağandışı mevzuları öğrenmekte farzdır. Yani şer’i hükmün hakkında hüküm belirlediği harici şeyler. Örneğin az su (mau kalil), maden, enfal-i yolculuk, kasr, itmam, ikamet, vatan, said… ki bunların her birisinin şer’i hükümleri vardır.

46- Tüm mükelleflere yaşamında müptela olduğu ameli farz ve haram konuları öğrenmeleri farzdır. İster şahsi, akraba ve toplumla ilgili konularda olsun, ister ibadet konularında yahut muamele ve alış veriş konularında olsun. Aynı şekilde inançsal ve usulü konuları da öğrenmesi farzdır, lakin füruu din, şer’i ve akli, usul-u din konularını öğrenmek genellikle mutlak olarak aklen farzdır.

47- Dinde bidat çıkarmak haramdır. Yani dinde olmayan veya dinde olduğu sabit olmayan bir ameli din adına yapmak veya başkalarına öğretmek. İster itikatta olsun, isterse ibadet ve gayrısında olsun. Örneğin her hangi bir ağaç yahut bir mekânın kutsal olduğuna yahut her hangi bir yemeğin falan gün veya falan mekânda pişirilmesi veya falan bir şahsın adına pişirilmesi veya visal orucu veya sükut orucu tutmak gibi.

48- İlimsiz ve bilgisiz olarak şer’i hüküm vermek ve açıklamak haramdır. İster şahıs, fetva ehlinden olsun isterse olmasın. Aynı şekilde şer’i bir suale yanlış cevap vermekte haramdır.

49- Din âlimine, ilmini saklayıp gizlemesi haramdır. İster usul-u akait konularında mütekellim olsun, ister feri ahkâmda fakih olsun, ister ahlak konularında arif olsun, ister Kur’an ilimlerinde müfessir olsun, isterse hadis ve sünnetin naklinde muhaddis olsun. Başka bir ifade ile İslam fenlerinden her hangi birine sahip olan birisinin dili ve kalemiyle nazar ve görüşlerini izhar etmesi, onda bu güç olması, toplumun ona ihtiyaç duyması ve ondan da başka kimsenin olmaması halinde farzdır. Bu meselede eğer ondan başka ilim sahibi yoksa ilmini izhar etmesi ve beyan etmesi “aynî farz” ve eğer başkaları da olursa “kifai farz” olur.

50- Dünyevi işlerde her hangi bir fen ve teknik konularında uzman birisinin bilgi ve ilmini gizlemesi, toplumun acil ihtiyacı olması halinde haramdır. Örneğin çeşitli dallarda doktorluk ve mühendislik, çeşitli sanatlarda uzmanlık, hatta tüm bunların tamamı kendi uzmanlığı alanında ihtiyaçların giderileceği miktarda öğrenilmesi kifai farzdır. Aynı şekilde insanlar için fazla uzmanlık gerektirmeyen konuların herkes tarafından öğrenilmesi kifai farzdır. Örneğin insanların ihtiyacı halinde bakkalcılık, attariye, ticaret, fırıncılık, çiftçilik, hayvancılık gibi. Hatta İslam ülkesinde umumi ve zaruri olan ihtiyaçların terk edilmesi halinde sosyal yaşamda ihlaller yaşanıyorsa işçilikten, memurluğa ülkenin yüksek makamlarına kadar çalışılması kifai farz ve bazen de aynı farz olmaktadır. Lakin bunun anlamı bedava çalışmak değildir, bilakis asıl olan çalışmadır, ister ücret alınsın isterse alınmasın.

İbadet Konuları, Namaz, Zekât, Humus, Oruç, Hac, Emir ve Nehiy, Kefaret Ve Onların Mukaddimeleri

51- Taharetsiz birisinin aşağıdaki dört ameli yerine getirmesi için taharetli olması ve abdest alması farzdır:

1. Namaz.

2. Farz tavaf.

3. Kur’an-ı Kerim’in hatlarına dokunmak için.

4. Müstehase kadının beş vakit namaz için günlük beş defa abdest alması. İster gusül alması farz olsun isterse olmasın.

52- Cünüplü birinin, aşağıdaki altı ameli yerine getirmesi için cenabet guslü alması farzdır:

1. Namaz,

2. Kabe’yi tavaf,

3. Kur’an-ı Kerim’in hattıyla temas,

4. Secde ayetlerini okumak,

5. Camilerde tevakkuf etmek,

6. Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebi’den geçmek için.

53- Namaz kılmak ve farz tavafı yerine getirmek için idrar çıkış yerini su ile yıkamak, gaita çıkış yerini ise üç temizleyici parça su ile yıkamak farzdır.

54- Aylık âdetinden (hayız) temizlenen kadının yukarıda zikredilen altı ameli yerine getirmesi için hayız guslü alması farzdır.

55. Doğum yapıp, nifas kanı gören kadınların yukarıdaki altı ameli yerine getirmesi için nifas guslü alması farzdır.

56- Nifas ve hayız kanı dışında kan gören kadınların yukarıdaki amelleri yapması için istihaze guslü alması farzdır.

57- Ölü bir insanın bedenine el veya başka bir azasını değdiren kimsenin meyyite dokunma guslü alması farzdır. Bunun şartı ise ölünün bedeni soğumuş olmalı (yani insan öldüğünde belli bir süre bedeni sıcaktır. O sıcaklık esnasında değdirirse bir sakıncası yoktur) ve ölüye verilmesi gereken üç gusülden önce olmalıdır. (Eğer üç gusül verildikten sonra dokunursa gusül alması gerekmez) Bu durumlar dışında gusül almasına gerek yoktur. Üstünde kemik bulunan kesilmiş insan vücudunun hükmü de tüm vücut hükmündedir. (yani kesik bir bedene dokunulduğu zaman şartların hasıl olması durumunda gusül alınması farz olur.)

58- Abdest ve gusül şartıyla yapılan amellerde, abdest ve gusül almanın mümkün olmadığı durumlarda abdeste karşılık teyemmüm ve gusle karşılık teyemmüm alınması farzdır.

59- İhtizar[7] halindeki her Müslümanın, ister kadın olsun ister erkek, ister büyük olsun ister çocuk hatta Müslümanlardan olma veledi zina çocuk bile olsa kıbleye doğru uzatılması kifai farzdır. Kıbleye doğru uzatmadan maksat ayakları kıbleye gelecek şekilde sırt üstü uzatmaktır.[8]

60- Müslüman birisinin öldüğünü öğrenen her mükellefe, ilk önce ölünün vücudundaki necasetleri temizlemesi sonra üç gusülle gusül vermesi kifai farzdır. İlk önce sidirle karışık su ile. Yani birazcık sidir suya karıştırılmalıdır. İkinci olarak kâfurla karışık su ile. Üçüncü olarak halis (karışımsız) su ile gusül verilmelidir.

61- Her Müslümanın pak ve temiz üç parça ile kefenlenmesi farzdır. İlk olarak izar, ikinci olarak kamis, üçüncü olarak lifafe ile. Yukarıdaki üç şey yani gusül, hanut ve kefenleme savaş meydanında savaşarak şehit düşenlerden sakıt olur.

62- Altı yaşını tamamlamış her ölü Müslümana meyyit namazı kılmak farzdır. İsterse Müslüman zina zade olsun. Vakti ise gusül, kefen ve hanut işlemi bittikten sonradır.

63- Müslüman meyyitin, toprağa kıbleye gelecek şekilde defnedilmesi farzdır. Şöyle ki sağ yanına yatırılmalı ve ön tarafı kıbleye gelecek şekilde olmalıdır. Yukarıdaki beş işlem, yani gusül, hanut, namaz, defin herkese kifai farzdır. Yukarıdaki işlemleri kâfirler için yapmak ve Müslüman kabristanına defnetmek haramdır.

64- Beş şeyin yerine getirilmesi için meyyitin velisinden izin almak farzdır. Eğer meyyitin şer’i velisi olmazsa bu durumda kayıtsız ve şartsız olarak tüm insanlara kifai farz olur. Veliden maksat bu konuya has derecelendirme esasına göre baba, oğul, kardeş ve eş gibi meyyitin varisleridir.

66- Müslüman meyyitin, gasp edilmiş bir mekâna defnedilmesi veya haram bir kefenle veya gusüllerden birinin yapılmaması veya hanut veya kefensiz defnedilmesi halinde yahut kâfir kabristanında veya saygısızlığa uğrayacağı bir mekanda veya vasiyet ettiği yerin dışında defnedilmesi durumlarında kabrin açılarak eksikliklerin tamamlanarak uygun bir mekanda defnedilmesi farzdır.

67- Tüm ibadetlerde gurbet kastı (Allah’a yakınlaşma ve Onun rızası) ve niyet etmek farzdır. Şöyle ki insanı ibadetlere sevk edecek yegane unsur, Allah kastı olmalıdır ne Allah’tan gayrısı. Velev zımni ve dolaylı olarak olmuş olsun. Gurbet ve yakınlık kastının tahakkuku için aşağıdakilerden birinin yerine getirilmesi yeterlidir. Gerçi derece ve mertebeleri birbirinden farklıdır.

1) Allah’ın emrini yerine getirmek için.

2) Allah’a manevi ve ruhi olarak yakınlaşmak için.

3) Allah, ibadete layık ve tapınmaya müstahak olduğu için.

4) Allah’ın nimetlerine karşılık şükran için.

5) O’nun dostluk ve muhabbeti için.

6) İbadette yatan maslahatların idraki için.

7) Ahirette cenneti kazanmak için.

8) Ahirette cehennem azabından kurtulmak için.

9) Allah’ın dünyevi nimetlerinin celbi için.

10) Dünyevi musibetlerden kaçmak için.

Bunlardan en üstün ve faziletli olanı beşincisi ve daha sonra üçüncüsüdür. En düşük olanı ise sonuncusudur.

68- Sabah, öğlen, ikindi, akşam ve yatsı namazlarından oluşan günlük namazları kendi vakitlerinde ve şartlarıyla yerine getirmek tekitle farzdır. Bu namazları terk etmek ve kaza olmasına neden olacak geciktirmeler haramdır.

69- Veliyi Emri Müslim’ine veya onun tarafından Cuma imamı olarak atanan kişiye şartların oluşması durumunda Cuma namazının ikame edilmesi ve halkın bu nidaya davet edilmesi tekitle farzdır. Cuma namazı ile öğlen namazının vacip olması “tahyiri” farzdır.[9]

70- Şartların tamamının oluşması durumunda, Cuma namazına davetle (ezan) birlikte Cuma namazına katılmak farzdır. Bu farz, tahyiri farzdır. Yani mükellef iki rekât Cuma namazı ile dört rekatlık öğlen namazı arasında muhayyerdir, lakin Cuma namazı daha efdaldir. (meselede ihtilaf vardır)

71- Havf (Korku) Namazı kılmak farzdır. Yani savaş meydanında, düşmanın saldırısından korkulduğu ve düşman kıbleye ters istikamette olduğu vakitlerde bu namaz kılınır. Bu namaz dört rekatlık namazlarda cemaatle kılındığında seferi olur. İsterse savaşçılar seferde olmamış olsunlar. Havf (korku) namazı şu şekildedir: Örneğin cemaat imamı, öğlen namazına başlar, bir grup savaşçı imamla birinci rekâtlarını birlikte ve ikinci rekâtlarını kendileri (furada) olarak kılarlar ve savaş meydanına dönerler. Daha sonra ikinci grup savaşçı gelerek ikinci rekâtta olan imama bağlanarak birinci rekâtlarını kılarlar. İkinci rekâtlarını ise kendileri furada olarak kılarlar.

72- Mutarede (peşine düşme, kovalamaca) namazını kılmak farzdır. Yani savaş cephesinde düşmanın şiddetli saldırısında -oturarak bile olsa- kılınan namaza denir. Bu namazda tekbirden sonra, şartların el verdiği kadarıyla namazın ecza ve şartları isterse rükû ve secdeyi göz ve kaşlarıyla işaret yoluyla bile olsa yerine getirmesi farz ve yeterlidir. Namazlarda olması gereken standart istikrar, kıble, rükû, secde, taharet, elbise ve diğer şartlar bu namazda sakıt olur.

73- Namaz kılmak ve kıbleyi gerektiren ibadet ve amelleri yerine getirmek için kıblenin yönü bilinmeyen yerlerde kıbleyi araştırmak ve tahkik etmek farzdır. Örneğin ölmek üzere olan muhtezer için, meyyiti kıbleye doğru gömmek için, kıbleye doğru hayvan kesmek ve kıbleye doğru tuvaletten içtinap etmek için.

74- Dört rekatlı namazların misafir ve yolcular için seferi kılınması farzdır. Yani öğlen, ikindi ve yatsı namazlarını iki rekat olarak kılmalıdırlar.

75- Ayet namazını eda etmek farzdır. Yani ay ve güneş tutulmasında, depremde ve korkutucu tüm zemini olaylarda yerine getirilmelidir.

76- Kabe’yi tavaf ettikten sonra tavaf namazını eda etmek farzdır. Tavaf namazı, sabah namazı gibi iki rekattır ve Makam-ı İbrahim (a.s) nezdinde kılınmalıdır.

77- Büyük oğula, babasının ölüm döşeğine kadar kılmadığı ve kazaya bıraktığı namazlarını kılması farzdır. Ya kendisi yerine getirmelidir ya da ecir tutarak kıldırmalıdır.[10] Aynı şekilde babanın orucu ve annenin namazı büyük oğula farzdır. İkinci (annenin namazı) konusunda ihtilaf vardır.

78- Her mükellefe vaktinde kılmadığı farz namazları ve batıl olarak kıldığı namazları kaza etmesi farzdır. Mürtet[11] olduğu dönemlerde kazaya kalan namazları da kaza etmelidir. İster günlük yevmiye namazlar olsun, isterse ayet namazı ve gayrısı olsun. İstisna yerler dışında farz namazları terk etmek veya muayyen vaktinden tehir etmek haramdır.

79- Nezir, ahit, yemin ve ecir[12] vasıtasıyla üstlenilen namazların yerine getirilmesi farzdır. İsterse o namaz gerçekte müstahap olsun. Aynı şekilde şart ve akit zımnında insana farz olan namazları da yerine getirmek gerekir.

80- Her bir namaz ve hayırlı bir işin baba veya anne tarafından talep edilmesi durumunda o namaz ve işi yerine getirmek farzdır. Şöyle ki onların isteklerine muhalefet etmek, onların rahatsız olmasına ve rencide olmasına neden olur. Zira bu durumda onlara muhalefet etmek, onlara karşı gelmeyi icap eder.

81- Dört secde ayetinden birisini okuyan veya dinleyen birisine secde etmesi farzdır. Yani Secde Suresi, 15. ayet; Fussilet Suresi, 37. Ayet; Necm Suresinin ve Alak Suresinin son ayeti.

Devam edecek…

Ayetullah Ali Mişkini

———————————————-
[1] — Usul-ü Din: Tevhit, Nübüvvet, Adalet, Mead ve İmamet. Şia’da sayılmasa bile meleklere ve kitaplara iman etmekte vardır… Ehli sünnette ise İmanın şartları olarak geçmektedir: 1- Allah’ın birliğine inanmak. 2- Meleklere inanmak. 3- Kitaplara inanmak. 4- Peygamberlere inanmak. 5- Ahiret hayatına inanmak. 6- (Kadere) Hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmak.

[2] – Yani ben bilmiyordum, duymamıştım bahanesi söz konusu değildir. Allah burada her mükelleften bunları öğrenmesini istemekte ve amel etmesini istemektedir. Bunun için de her türlü imkan ve koşulları hazırlamıştır.

[3] — Elde bulunan prensipler ve bilgileri inceleme ve etraflı bilgi edinme, araştırma ve düzeltme ve karşılaştırarak yeni bir bilgi ortaya çıkarmaya istinbat ve istihraç denilir. Ayet ve hadislerden hüküm çıkarma işlemi.

[4] — Yani ister kendisi bu yolu kat eder ve müçtehit olarak kendisi yapması gereken amelleri istihraç ederek amel eder veya bu yolu kat etmiş ve uzmanlaşmış bir müçtehide müracaat ederek onun fetvaları ile ameli ahkâma uyar.

[5] — Eğer mükellefin kendisi müçtehit seviyesinde olmazsa amellerin farz ve haram olma ihtimalini anlaması söz konusu olamaz. Önce onları anlayacak ve öğrenecek kapasiteye ermesi gerekir. Zaten bu aşamaya gelirse içtihat sahibi olmuş olur. Dolayısıyla artık taklit etme evresinden dışarı çıkmış olur.

[6] — Farzlar “Aynî Farz/Vaci” ve “Kifâî Farz/Vacip” olmak üzere ikiye ayrılır. Birincisi her mükellefin yapması vacip olan, terkinde azaba müstahak olan vaciplerdir. Namaz, zekât, oruç… gibi hususlar bunlardandır. Kifâi Fraz/Vâcip ise sosyal hayata ve topluma bakar. Bir kısım mükellefler yaptıkları zaman diğerlerinden mükellefiyet kalkar. Toplumda hiç kimse yapmazsa o zaman bütün Müslümanlar sorumlu olurlar ve günaha girerler. Emri bil maruf ve cenaze namazı gibi emirler böyledir. Kifâî Farzda vazifeyi ifa edenler başkalarının yerine de yapmış olurlar.

[7] — İnsanın ölüm anındaki son lahzaları.

[8] — Bu konuda ihtilaf vardır.

[9] — Yani iki amelden biri seçilebilir. İsteyen öğlen namazını isteyen Cuma namazını kılabilir.

[10] — Kendisi babasının adına bu namazı niyabeten kılmalıdır. Eğer imkanı varsa başkasına ücret karşılığı kıldırabilir.

[11] — Eğer hayatının bir döneminde mürtet olmuşsa.

[12] — Örneğin ölmüş birilerinin namazlarını ücret karşılığı kılmak için ölünün varisleri tarafından anlaşma yapmışsa.

 

Bunları da beğenebilirsin Diğer Yazılar