GENÇLERİN DÜNYASI
Diğer Konular
İsmailik! | İsmailik! |
|
|
|
![]() İsmaililer Allahu Teâlâ’nın iki âlemi yarattığına inanmaktadırlar. Akaidleri Muhakkik Tusi, İsmaililerin itikatlarını Kavaidu’l Akaid adlı eserinde şöyle açıklamaktadır: Emr ve Halk Âlemlerinin Yaratılışı
İmamet ve Nübüvvet
Nübüvvet ve İmametin Mertebeleri
Bâtınilik ve Tevil
İsmaili Âlimler
2- Hatem bin İbrahim (ö. 612 h.k) 3- Ali bin Muhammed el-Velid (ö. 612 h.k), yazdığı birçok eserin yanında Gazali’nin kaleme aldığı el-Mustezhiriye adlı esere cevap niteliğinde Dameğu’l Batıl adlı kitabı kaleme aldı. 4- Hüseyin bin Ali (ö. 657 h.k). İsmaililerin ilahiyatı ve kıyamet düşüncesi hakkında özet bir kitabı basılmıştır. 5- İdris Amaduddin Yemeni, (ö. 872 h.k), Önemli bir İsmaili tarihçi ve filozof unvanıyla kendisinden sonraya çok önemli eserler bırakmıştır. Bu dönemden sonra Hindi dönemi gelmektedir ki bu dönemin en önemli şahsiyeti yedi büyük ciltte kitabını kaleme alan Hasan bin Nuh Hindi Behruşi’dir. Bu dönemde kaleme alınan onlarca kitap ismi kaydedilmiştir ki maalesef bunlar bulunamadığı için araştırmacılar için unvan olmaktan öteye geçememiştir.Alamut İsmaililerinin Eserleri Alamut İsmaililerinin mezhebi (İran’da Nezari İsmailileri) hakkında kaleme alınan eserlerin geneli İmamiye mezhebinin tabilerinin kaleme aldığı eserlerdir. Bunlar arasında Hacı Nasrettin Tusi’nin kaleme aldığı iki risalesi de göze çarpmaktadır ki bunların en önemlisi “Revdetu’l-Teslim” adlı eseridir. Alamut’un düşmesinden sonra İsmaili mezhebi tasavvuf kisvesi altında varlığını sürdürdü. Bu dönemden sonra tasavvuf edebiyatında bir tür müphemlik oluştu. Görünüşe göre Kahistani (ö. 720 h.k) tasavvufi ıstılahları kullanarak İsmaili inancı anlatan ilk kişidir. Seyyid Suhrab Veli Bedehşani (ki Hicri 856’da yazmakla meşgul oldu) ve Ebu İshak Kahistani’den İsmaililerin felsefeleri hakkında çok önemli eserler geriye kalmıştır. Hayr Khah Herevi (Hicri 660’tan sonra vefat etti) aktif bir yazardı. En önemli eseri “Kelamı Pir”dir. Bu eser Ebu İshak Kahistani’nin “Haft Fasl” adlı eserinin şerhi mesabesindedir ve Hacı Nasrettin Tusi’nin Revdetu’l-Teslim adlı eseriyle Alamut İsmaililerin klasik felsefelerini açıklayan en iyi eserlerdir. İkinci Ağahan Şah Ali Şah Hüseyni’nin büyük oğlu Pir Şahabettin Şah Hüseyni’den (1850–1881) geriye birkaç risale kalmıştır ki bunlar İsmaili tasavvufu çok güzel bir şekilde özetlemiştir.[9]Fatımiler ve Karametiler Fatımiler ve Karametiler İsmaili mezhebinin iki fırkasıdır. Karametilerin ortaya çıkışı hususunda daha önceki derslerimizde gerekli bilgileri vermiştik. Bu dersimizde Fatımilerin ortaya çıkışı Karametilerin geçmişleri ve bu ikisinin birbiriyle olan ilişkisini ele alacağız.Fatımilerin Nesepleri Fatımi fırkasının ve Fatımi devletinin kurucusu Ebu Muhammed Übeydullah el-Mehdi’dir (ö. 322 h.k). Karşımıza çıkan ilk soru onlara neden Fatımi denildiğidir. Zira bu ıstılah onların Peygamber efendimiz (s.a.a)’in kızı Hz. Fatıma’ya mensup olduklarını göstermektedir. Bu hususta farklı görüşler dile getirilmiştir. Bazıları kesin bir dil ile onların Hz. Fatıma ile olan nispetlerini inkâr etmişlerdir. Duhuviye bunların önde gelenlerindendir. O, Yadi ez Karamete-i Bahreyn ve Fatımiyan adlı eserinde bu hususta birçok delil zikretmiştir. Delillerinden biri de şudur; Bağdat’taki Abbasi halifeleri ve Kurtuba Emevileri birincisi Hicri 402’de diğeri de Hicri 444’te olmak üzere iki defa bu hanedanın Hz. Fatıma ile olan nispetlerini inkâr ettiler. Öbür taraftan Durzilerin mukaddes kitaplarında Abdullah bin Meymun’un Fatımi halifelerinin ceddi olduğu açıkça belirtilmiştir.[10] Bazıları da bu hanedanın Hz. Fatıma ile olan nispetlerinin doğru olduğunu söylemişlerdir. Nitekim Corci Zeydan bu hususta şöyle demektedir: “Fatımi hâkimler önceleri Afrika’da yönetimi elerinde bulunduruyorlardı ve devlet merkezleri Mehdiye idi. Bu Şii hâkimler kendilerini Hz. Fatıma’nın oğlu Hz. Hüseyin’in nesebinden biliyorlardı. Fakat Abbasi halifelerinin taraftarları olan tarihçiler onların Hz. Fatıma ile olan nispetlerini inkâr ediyorlardı. Ancak bize göre büyük bir ihtimalle bu hanedan Hz. Fatıma’nın soyundan geliyordu ve bazı tarihçilerin bunu yalanlamalarının tek nedeni Abbasi taraftarlığı dışında başka bir şey değildi.”[11] Bazıları bu hususta kesin bir görüş belirmenin imkânsız olduğuna inanmaktadırlar. Nitekim S. M. Stern bu hususta şöyle demektedir: “Fatımilerin resmi bir senedine göre Fatımi halifelerinin nesepleri Muhammed bin İsmail’e ulaşmaktadır. Fakat konu hakkındaki farklı ve çelişkili beyanlar bu meseleyi girift bir meseleye dönüştürmüştür. Fatımi halifelerinin muhalifleri bu hanedanın nesebinin Hz. Fatıma’ya ulaştığını kabul etmemişlerdir. Bilakis bu fırkanın kurucusunun Abdullah bin Meymun Kaddah olduğunu söylemişlerdir. Bazı imamlar da Fatımilerin yalandan kendilerini Hz. Ali’ye nispet verdiklerini dile getirmişlerdir. Tabi bu görüşün kindarların uydurması olduğunu kabul etmemiz gerekir. Ancak İsmaili hareketinin farklı fırkalarının yanında Kadahi fırkasının da olduğunu gözden kaçırmamak gerekir. Bundan ötürü bu gibi farklı karineler inceledikten sonra tek ve kesin bir görüşe varmak mümkün değildir. Zira konu hakkında kesin ve ikna edici herhangi bir senet elimizde bulunmamaktadır.”[12] Bir grup da Müstevdi imam ile Mustakar imam arasındaki ayrımdan yola çıkarak bu sorunu çözmüş ve şunları söylemişlerdir; Her ne kadar Fatımi silsilesinin kurucusu Übeydullah el-Mehdi Hz. Fatıma’nın soyundan gelmiyorsa da ondan sonra iş başına gelen Fatımi halifeleri gerçekten Fatımidir ve Übeydullah, Said bin Hüseyin bin Abdullah bin Kaddah’ın kendisidir. Meymun Kaddah ve evlatları Müstedvi imamlar idiler. Übeydullah el-Mehdi de Müstedvi imam idi ve imamet görevini evlatlığı el-Kaim’e (ikinci Fatımi halifesi) bıraktı. Bunun nedeni İsmaililerin gerçek imamlarının Mutezid Abbasi’nin korkusundan Şam’ın Selemiye’sinde mahsur kalmalarıydı. Bundan ötürü Müstedvi imam olan Hüseyin imamet emanetini gerçek sahibi el-Kaim Biemrullah Fatımiye ulaştırması için imamet görevini oğlu ve hücceti olan Said’e teslim etti.[13] Fatımi Halifelerinin Sayısı Fatımi devleti Hicri 292’de kuruldu ve Hicri 567’de Eyyubiler tarafından ortadan kaldırıldı. Onlar bu süre zarfında Afrika ve diğer bazı bölgeleri yönettiler. Fatımi devletinin yıkıldığı güne kadar 14 halifesi oldu ki bunların isimleri aşağıda verilmiştir: 1- Übeydullah el-Mehdi (ö. 322 h.k) 2- El-Kaim Biemrullah (ö. 334 h.k) 3- El-Mansur (ö. 341 h.k) 4- El-Muazuddinullah (ö. 365 h.k). O, Hicri 362’de Kahire’yi ele geçirdi ve Fatımilerin merkezini Mehdiye’den Mısır’a taşıdı. Böylece Ahşidiyanlıların ve Abbasilerin Mısır’daki etkilerine son verdi. 5- El-Azizbillah (ö. 386 h.k) 6- Hâkim Biemrullah (ö. 411 h.k) 7- Zahir Liizazidinillah (ö. 427 h.k) 8- Mustensir Billah (ö. 487 h.k). Atmış yıla yakın Fatımiler devletini yönetti. Zehebi “Bu kadar uzun süre bir devleti yöneten hiçbir halife ve yöneticiye rastlamadım” demiştir. 9- Musteli Billah (ö. 495 h.k) 10- Amir Biâhkamillah (ö. 524 h.k). O, beş yaşında saltanat tahtına oturdu ve kendisinden sonra bu makama oturacak oğlu olmadığı için amcasının oğlu saltanat tahtına oturdu. 11- Hafız Lidinillah (ö. 544 h.k). (Abdülmecit bin Muhammed bin Mustensir Billah, Amir’in amcasının oğlu idi.” 12- Zafer Billah (ö. 549 h.k) 13- Faiz Binesrullah (ö. 555 h.k) Fatımiler ve Şia Öğretilerinin Yayılması
Şia öğretilerine saygı hususunda da çok titizdiler. Aşura gününü genel tatil ilan etmiş ve bugünde yas merasimleri tutuyorlardı. Hatta bazen halife çıplak ayaklarla matem tutanların arasına katılıyor ve herkese yemek veriyordu. Aynı şekilde Gadir-i Hum gününü de resmi bayram ilan ettiler. Bugünde devlet büyükleri ve halk halifenin meclisinde toplanıyor ve hatip, peygamberin Gadir-i Hum’da okuduğu hutbeyi okuyordu. Bugünde evlilik ve nişan merasimleri yapılıyordu ve fakirlere yemekler veriliyordu. Halife ve devlet büyükleri tarafında bayramlık olarak çok büyük meblağlar dağıtılıyordu. Buna benzer merasimler Peygamber Efendimiz (s.a.a)’in, İmam Ali’nin, Hz. Fatıma’nın, İmam Hasan’ın ve İmam Hüseyin’in doğum günlerinde de gerçekleşiyordu. Bazıları şunları söylemişlerdir; Fatımiler, Hafız Lidinullah’ın (ö. 544, Amir Biâhkamillah’ın amcasının oğlu) hilafeti ve Ebi Ala Efzeli’nin vezareti döneminde Şia’nın İmamiye mezhebine geçtiler. Fakat 526’da vezirin öldürülmesiyle tekrar İsmaili mezhebine döndüler. Her halükarda İmamiye mezhebi Fatımi halifeleri zamanında hiçbir sınırlamayla karşı karşıya kalmadı ve onların hem İmamiye ve hem İsmailiye mezheplerine bağlı olmaları hususunda delil ve karineler vardır. Tabi bazı kimseler onların İmami olmalarını daha önemli bilmişlerdir.[15]Karametilerin Geçmişi Karametiler isyancı ve maceracı bir gruptu. İsyanlarının iki boyutu vardı. İlk başlarda sadece Abbasi devletine saldırıyorlardı. Sonraları normal halka da saldırmaya başladılar ve feci katliamlar gerçekleştirdiler. Tarihçilerin naklettikleri bu isyanlar aşağıda zikredilmiştir: Hemdan Karamet, Alevi önderlerinden biri tarafında halkı İsmaili mezhebe davet etmek için Vasıt bölgesinin civarlarına gönderilmişti. Bölge halkını oluşturan Nıbti Arapları ve Sudanlıların hepsi fakirdiler ve Abbasi devletine ve zenginlere muhalif idiler. Bu yüzden bölge halkı Karametilerin davetini kabul ettiler. Hemdan Karamet Kufe’ye yakın bir yerde bir merkez kurdu ve buraya Daru’l-Hicre adını verip tebliğ merkezi unvanıyla kullandı. Taraftarlarından topladığı paralarla fakirlikle mücadele etti ve umumi müesseseler kurdu. Sloganı taraftarları arasında vahdet ve eşitlikti. O, bu yolda cinsiyeti, sınıfı ve dini engel görmüyordu. Nihayet daveti Vasıt’ı aştı ve uzak ve yakın Arap beldelerine ulaştı. Aynı şekilde Ebu Said Cennai adı bir şahıs Hicri 286’da Bahreyn’in Ahsa bölgesinde ayaklandı ve halkı Abbasi devletine karşı isyana davet etti. Hatta Bağdat’ta bile bir grup gizlice onu savundu. Mutezid kendi hilafeti döneminde Bahreyn’de Karameti hareketi çok yayıldığından bu grubu ortadan kaldırmak amacıyla bir orduyu Bahreyn’e gönderdi. Fakat bu ordu yenilgiye uğradı. Ebu Tahir (Ebu Said’in oğlu 301–332) Karametilerin önderliğini ele geçirdiği zaman Karametiler daha da güçlendiler. Bazen Kufe, Basra ve Hicaz’a saldırılar düzenlediler. Ebu Tahir bütün bu saldırılarda galip geliyordu. Mekke’ye yaptığı saldırılarının birinde Kabe’nin saygınlığını görmezlikten geldi ve hacıları öldürdü. Tarihçilerin dediklerini göre açlıktan ölenler dışında ölülerin sayısı üç bin kişi idi. Bu ölümlerden dolayı halk güvenliklerini kaybetmiş ve yollar emniyetsiz hale gelmişti. Ebu Tahir Mekke’ye yaptığı diğer saldırıda feci katliamlar yaptı ve Karametiler on iki gün boyunca şehri yağmaladılar. Hatta Haceru’l Esved’i bile çaldılar. Hicri 327’de Ebu Tahir ile Abbasi devleti arasında barış anlaşması imzalandı. Bu anlaşmaya göre Ebu Tahir hacıları koruyacağını söz verdi. Bunun karşılığında hacılardan yıllık haraç alacaktı. Bu anlaşmadan sonra Karametilerin saldırıları bitti. Ebu Tahir’in 332’de ölmesinden sonra kardeşi tahta oturdu ve barışçıl bir siyaset izledi. Hicri 339’da Abbasi devletinden aldıkları yüksek meblağ ve değişik istekler karşılığında Haceru’l-Esved’i Mekke’ye geri gönderdiler.[16] Karametilerin Yenilgisi ve Ortadan Kalkmaları Önceden de belirttiğimiz gibi Karameti hareketi Hemdan Karamet tarafında Irak’ın Vasıt şehrinin yakınlarında ortaya çıktı. Ardında bu hareketin bir kolu Ebu Said Cennayi’nin önderliğinde Bahreyn’de güç kazandı. Karametiler hareketi Bahreyn’de Hicri dördüncü yüzyıla kadar etkin idiler. Hicri 378’de Beni Muntefik Akili kabilesinin reisi Asgar, Karametileri ağır bir yenilgiye uğrattı. Ahsa’yı muhasara etti, Katifi yağmaladı ve buradan elde ettiği ganimetleri Basra’ya götürdü. Bundan sonra ziyaret yollarının hâkimiyeti diğer kabile reislerinin eline geçti ve onlar bu yollardan vergiler almaya başladılar. Karametiler ise bu olayla birlikte sınırlı mahalli bir güç oldular. Devletin yıkılmasından sonra Karametiler, Fatımilerin İsmaili inançlarını benimsediler ve ortadan kalktılar. Elimize ulaşan bazı senetlere göre Şebaş adlı biri ve hanedanı Basra’nın etraflarında ve dağınık kabileler arasındaki Karametilerin içinde birçok taraftara sahipti. Bu da o zamana kadar Güney Irak’ta henüz Karametili İsmaililerin olduğunu göstermektedir. Fakat Hicri 378’den sonra bu grup hakkında elimize ulaşan kesin bilgiler yoktur. Bahreyn Karametileri Hicri 459’da Eval adası sakinlerinin ayaklanmasından ve Karameti deniz kuvvetlerinin yenilgisinden sonra bu ada üzerindeki hâkimiyetlerini kaybettiler. Beni Amir bin Rebi kabilesi Hicri 470’te Karametiler devletine tamamen son verdiler.[17] Karametilerin etkin oldukları diğer bölgelerden biri de Suriye idi. Hicri 277’de Zekereviye, Suriye çöllerinde ve Beni Alihas kabilesi içinde Karametilerin ortaya çıkışını ilan etti. O, Hicri 289’da Dımeşk muhasarasında öldürüldü ve Ebu Abdullah Ahmet adıyla meşhur kardeşi onun halifesi oldu. O da Hicri 291’de Bağdat’ta yakalanıp öldürüldü. Görünüşe göre Karametilerin Suriye’deki merkezleri Selemiye şehri idi. Fakat Ehl-i Sünnet’in eserleri dışında Hicri 288’de Karametilerden sonra bu bölgede gelişen olaylar hakkında hiçbir bilgimiz yoktur. Suriye Karametileri herhangi bir faaliyet göstermeden veya ilişki içinde oldukları Durzilerle herhangi bir çatışmaya girmeden durduruldular. Karametiler içindeki küçük bir grubun kaleme aldıkları nash hattı dışında bir şey elimize ulaşmamıştır. Sadece Karametilerin dini faaliyetleri hakkında -bizlere herhangi bir bilgi vermese de- Raşididdin Senan Suri’nin (Hicri sekizinci yüzyıl), Mahmud Fani Hindi’nin (Hicri on birinci yüzyıl) yazıları ve Hurufilerden geriye kalan Türkçe ve Farsça metinler bugüne kadar gelmiştir. Karametileri Hicri 266’da Mansur Yemeni tarafında Yemen’de faaliyete başladılar. Fakat Zeydi mahalli yöneticilerin duruşları karşısında yetersiz kaldılar. Sadece Sena’nın Selihi ve Necran’ın Mukrimi gibi küçük emirliklerini ele geçirebildiler. Karametiler hareketi Hicri 260’ta İran’da Half adındaki şahsın önderliğinde Rey şehrinde faaliyetlere başladı. Sonraları bu hareketin faaliyetleri Merv, Talakan ve Gorgan’a uzandı ve bu bölgelerin yöneticileri Karametiliği benimsediler. Sonraları Nezari İsmaililerinin merkezi olacak olan Dilmestan, Muhammed Nesefi Berzegi’nin hâkimiyetine geçti. O, Samani yöneticilerini Karametiler hareketine davet etti. Ölümü Karametilerin siyasi ümitlerini yok etti.Fatımiler ve Karametiler İlişkisi Araştırmacılar ve dinler tarihi uzmanları arasındaki ihtilaflı konulardan biri Fatımiler ile Karametiler arasındaki ilişkinin incelenmesidir. İbni Rezam (İsmaili düşmanlığı temayülleri vardır) ve onun yolundan giden kimseler iki grup arasında fark görmemişlerdir. Onunla aynı dönemlerde yaşayan Taberi gibi Müslüman tarihçiler de bu konu hakkında açık bir görüş belirtmemişlerdir. Fakat yeni İsmaililer, Karametilerle her türlü ilişki kurulmasının yanlış olduğunu söylemişlerdir. Fatımiler ile Karametilerin bir olduğunu veya en azından bunların birbirine çok yakın iki grup olduklarını dile getiren en eski eser Sabit bin Senan Sabii’nin kitabıdır. Sabit’in mutaassıp olduğunu veya Fatımileri kötülemek için onları Karametiler gibi bidatçi fırkalara mensup kıldığını söylemek doğru değildir. Zira Fatımilere karşı hiçbir husumet içine girmemektedir; daima Ubeydullah’a Alevi Fatımi demekte ve bu durum hususunda şüphe içinde olduğuna dair bir şey söylememektedir. Sabit bu iki grubun bir olduğunu kesin bir şekilde dile getirmemektedir ve sadece karineler ve olası ihtimallerle yetinmektedir.[18] Her halükarda araştırmacıların görüşlerine ve tarihi beyanlara dikkat ettiğimizde bu iki dini ve siyasi grubu aynı görmek doğru değildir. Onlar imamet meselesinde birbirleriyle ihtilaf etmişlerdir. Zira Karametiler Muhammed bin İsmail’in son imam olduğuna, hayatta olduğuna, gaybete çekildiğine ve bir gün tekrar geri döneceğine inanıyorlardı. Fakat Fatımiler bu akideyi reddedip imametin İsmail’in evlatlarından devam edeceğine inanıyorlardı. Bu iki mezhebî grup arasındaki bir diğer ihtilaf da bunların devrim algılarında yatan farklılıklardadır. Fatımiler Afrika’ya ve bilhassa Mısır’a hâkim olduktan sonra tarihi düşmanları olan Abbasi devleti ile düşmanlıklarını bir tarafa bırakmış ve hatta bazen yakın ilişkiler kurmuşlardır. Böylece devrimci yöntemlerinden geri adım atmışlardır. Halbuki Karametiler Abbasi hilafetinin toprakları içinde yer aldıkları için daima Abbasi devleti ile mücadele etmek zorunda kalmış bu yüzden başlangıçtaki devrimci yapılarını koruyup hedefleri uğruna mücadeleye devam etmişlerdir.[19] Öbür taraftan, her ne kadar Fatımiler, Karametilerin Abbasilerle olan mücadelelerinden rahatsız değillerdiyse de onların halka saldırılarını ve yağmalarını hiçbir şekilde benimsememişlerdir. Fatımiler böylesi vahşice saldırıları kınıyorlardı. Tarihçiler Fatımiler ile Karametiler arasında askeri çatışma olduğunu nakletmişlerdir. Nitekim Hicri 358’de Zilhicce ayında Fatımilerin Mısır’ı ele geçirmelerinden üç ay sonra Asım’ın, Kesri ve Suhar adlı amca çocuklarının komutası altındaki Karameti ordusu Remleh’e saldırdı. Ahşidiyanları yendiler ve aralarında yaptıkları anlaşmaya binaen Karameti kuvvetleri geri çekildiler. Hicri 359’da Karametilerden geriye kalanlar ile Ahşidiyanlar Fatımi ordusuna karşı yenildiler. Asım Hicri 360’ta Azludevlet ve Ebu Tağlab Hemdani’nin yardımına koştu ve Dımeşk ile Remleh’i bir defa daha ele geçirdi. Fatımi ordusunu oradan kovdu ve her yerde Abbasileri savundu. O hatta Kahire’yi de muhasara etti ama Hicri 361’de ortaya çıkan bir sorundan dolayı Ahsa’ya geri döndü…[20]
[2] Tarih-i Felsefe-i İslami, C. 1, s. 125–126. [3] Tarihu el-Firak el-İslamiye, s. 186. [5] El-Fark Beyn el-Firak, s. 282. [6] Aşinayi ba Ulume İslami, Kelam ve İrfan, s. 21. [7] Tarih-i Felsefe İslami, C. 1, s. 135, 136. [8] Şia der İslam, s. 69. [9] Tarih-i Felsefe İslami, Henry Corben, C. 1, s. 107–109 ve s. 122–125 ayrıca Bkz: Murteza Mutahari, Aşinayi ba Ulume İslami, Kelam ve İrfan, s. 22. [10] Tarih-i Şii, s. 213. [11] Tarih-i Temedune İslami, s. 846. [12] Nehzete Karamete, s. 28–29. [13] Tarih-i Şia ve Fırkahaye İslami, s. 213–214. [14] Corci Zeydan, Tarih-i Temedune İslami, s. 448–449. [15] Tarih ek-Şia, Şeyh Muhammed Hüseyin Muzaffer, s. 188–191. [16] Zuhuru’l-İslam, C. 4, s. 132–134, Nehzete Karameti, s. 81–82 ve s. 44–47, Tarih-i Şii ve Fırkahaye İslam, s. 216–217, Tarih-i Edebiyate İran, C. 1, s. 582–585. [17] Nehzete Karameti, s. 51–52. Dehaviye Karameti devletinin Hicri 474’te ortadan kalktığını söylemektedir. A.g.e, s. 71. [18] Nezhete Karameti, s. 10, Dr. Yakup Ajendi’nin önsözü. [19] A.g.s, s. 49–50. [20] A.g.e. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Değerli site ziyaretcileri... |
|
Sitemizin bütün bölümlerine erişmeniz için mutlaka üye olmanız gerekmektedir. Ücretsiz Üyelik işleminizi yaparak : Yardımlar Listesine,Sohbet Bölümüne,Soru ve cevap Bölümüne ve sadece üyelere açık olan bütün bölümlere ulaşabilirsiniz. Üye olmanızı önemle rica ederiz. Camimize Aşağıdaki Bankalar Aracılığıyla Bağış Yapabilirsiniz. Yapı kredi Bankası Kars Şb : 805.08.264 Web : www.isiklicamii.org ve www.karsehlibeyt.org e-mail : Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. İletişim : 0474 223 35 38 |
| Cemaziye'l-Ahir |
| 28 Pazar |
| 1433 Hicri |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
| Bugün | 75 |
| Dün | 510 |
| Bu Hafta | 3415 |
| Bu Ay | 9071 |
| Tüm Zamanlar | 381255 |
![]() | 1000 Kayıtlı Üye |
![]() | 0 Bugün |
![]() | 0 Bu Hafta |
![]() | 6 Bu Ay |
![]() | Son Üye: abdulkerım |