| Sünni ve Şia Nezdinde Sünnet-i Nebevi |
|
|
|
Sünnet-i Nebevı ResuluIlah (s.a.a)'in dediği, yaptığı ve açıkladığı şeylere denir. Sünnet-i Nebevi müslümanlar nezdinde, hüküm, ibadet ve inançlardan sonra gelen ikinci kaynağı konumundadır. Ehl-i Sünnet Sünnet-i Nebeviye, Hulefa-i Raşidin yani Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali(a.s)'nin sünnetini de eklemektedirler. Bunu da naklettikleri şu hadise dayandırmaktadırlar. bir şekilde sanrılınız. (1) "Ehl-i Beyt'imin imamlan yildızlar gibidir.Hangisine uysanız hidayet bulursunuz." (4) Ve bu hadis daha makuldur. Zira Ehl-i Beyt imamları ver'a, zühd, ilim ve takvada en büyük örnek ve numune idiler. Buna Ehl-i Beyt'in takipçilerinin yanısıra düşmanları bile itiraf etmekte ve tarih tümüyle bu hakikate şah id bulunmaktadır. Ama "Ashabırn yıldızlar gibidir..." hadisi akl-ı selimin kabul edemeyeceği bir şeydir. Zira ashab içerisinde peygamberden sonra dinden dönenC!) Sahabeler de vardı. Üstelik onlar birbiriyle bir çok mevzuda ihtilaf etmişlerdir, bazıları bazılarına lanet bile etmiştir.(5) ve hatta birbirlerini ihtilafları yüzünden öldürdükleri'(6) bile olmuştur. Bazı sahabelere şarap içtiği, zina ettiği ve hırsızlıkta bulunduğu için hadd bile uygulanmıştır. Tarihte bu ve benzeri bir çok olaylar vuku bulmuştur. O halde hangi akıl bu gibi insanlara, mutlak surette uymayı emreden bir hadisin doğru bir hadis olduğunu kabul edebilir? Hz. Ali (a.s) ile savaşan(7) Muaviye ve benzerlerine uyanların hidayete ermiş olmaları mümkün olabilir mi? Oysa ki Resulullah (s.a.a)ın Muaviye'yi "bağilerin önderi" olarak adlandırdığı herkesçe bilinmektedir.(8) Hakeza Emevi saltanatını güçlendirmek ve desteklemek maksadıyla masum insanları katleden Bisr b. Ertat, Mugire b.Şu'be ve Amr b. As'a uyan kimselerin, doğru yolu bulmaları nasıl mümkün olabilir? Ey Aziz ve akıl sahibi okuyucu, "Ashabım yıldızlar gibidir..." hadisini okuduğunda bunun bir uydurma hadis olduğunu anlamış olman gerekir. Zira bu hadis, sözde sahabeye hitap etmektedir, o halde nasıl olur da peygamber "ey as ha bırn, as ha bı ma, uyun" diyebilir? Ama "Ey ashabım, Ehl-i Beyt'imden olan imarnlara uyunuz; onlar sizi benden sonra doğru yola hidayet edenlerdir" hadisi hakkında şüphe dahi edilmez. Zira Sünnet-i Nebevi'de bunun başka bir çok örnek ve şahitleri de vardır. Bu yüzden şia, hadisinden maksadın da Ehl-i Beyt'ten olan on iki ma'sum imarnın olduğunu söylüyor. Rasulullah ümmetine, Kur'an'a uymayı emrettiği ve farz kıldığı gibi Ehl-i Beyt imamlarına da uymalarını farz kılmıştır.(9) Elbette Şia Ehl-i Beyt imamlarının teşri hakkının olduğunu veya onlann sünnetinin de kendilerinin bir ictihadı olduğunu söylememektedir. Şia'nın görüşü şudur: "İmamların verdiği tüm hükümler Allah'ın kitabı ve Hz. Rasulullah (s.a.a)'ın Hz. Ali'ye ve Hz. Ali'nin de evlatlarına (masum insanlara mahsus yöntemle) öğrettiği yol-yordamdan ibarettir. Yani onların ilmi ilahi irade gereği miras yoluyla peygamber (s.a.a)'dan Ehl-i Beyt'e intikal etmiş bir ilimdir." Şia'nın bu hususta bir çok delilleri vardır ki Ehl-i Sünnet alimleri de kendi sihah, müsned ve tarihlerinde bu delilleri nakletmişlerdir. Burada karşımıza şu soru çıkmaktadır: "O halde Ehl-i Sünnet niçin kendi yanlarında sahih olan bu hadislerle amel etmemiştir?' Bir başka hususta şudur: daha önce açıkladığımız üzere Şia ve Ehl-i Sünnet Kur'an-ı Kerim'in tefsirinde ihtilaf ettikleri gibi Hz. Rasulullah (s.a.a)'tan gelen hadislerin de tefsirinde ihtilafa düşmüşlerdir. Örneğin, her iki tarafın kabul ettikleri bir hadiste yer alan "raşid halifeler" kelimesini, Ehl-i Sünnet Rasulullah (s.a.a)'dan sonra hilafet makamına geçen dört halifelere yorumlarken, şia bundan maksadın Ehl-i Beyt imamları olan on iki halife olduğunu söylemektedir. Bu ihtiların, Kur'an-ı Kerim veya Hz. Rasulullah (s.a.a)'ın övdüğü ve kendilerine uyulmasını emrettiği şahıslarla ilgili bütün konularda sözkonusu olduğunu görüyoruz. Örneğin: Bu örneklerden anlaşılıyor ki, Ehl-i Sünnet'in görüşü Kur'an-ı Kerim ve Nebevi Sünnet'in ispat ettiği bu tahsisle çelişmektedir. Ayrıca akıl da Ehl-i Sünnet'in bu husustaki görüşüne razı olmamaktadır; zira bu görüşte Allah-u Teala'nın bütün kötülükleri onlardan gidererek tertemiz kıldığı, hakiki alimlerin kimler olduğunu açıklanmamakla birlikte bu alimlerle Emevi ve Abbasi hükümdarlarını överek İslam ümmetinin başına zulümle gelen alimler arasında bir fark gözetilmemektedir. Oysa bu gibi alimlerle Peygamber'in vasilerine mahsus ilahi bir güçle ilimlerini kendi babalarından (Hz. Resuluılah (s.a.a)'dan) alan ve bunun dışında her hangi bir üstaddan ilim öğrendikleri tarihte tespit olmayan Ehl-i Beyt imamlan arasında ne kadar büyük bir fark vardır. Ehl-i Sünnet'in kendi alimlerinin, onların ilimleri hakkında özellikle de Imam Muhammed Bakır, İmam Cafer Sadık ve Me'mun'un topladığı kırk kadıyı susturan İmam Rıza'nın ilimleri hakkında naklettikleri rivayetlerde onlarla diğer alimler arasında ilim yönünden mukayesesi mümkün olmayan büyük bir farkın var olduğunu iyice göstermektedir.(12) Sünnet alimleri de bu görüşün batıl olduğunu ve bunun inanç birliğini yok ettiğinin farkına vardıklarından dolayı içtihad kapısını kapatmak zorunda kalmışlardır. Ama Şia inancı, Allah-u Teil! ve Resulünün emirlerine mutlak teslimiyyete ve bu teslimiyet gereği her asırda muslümanlann mühtaç olduğu ilimiere ilihi iradeyle sahib olan imamların etrafında toplanma esasına dayalıdır. Bu yüzden de artık hiç kimse Allah ve Rasulüne yalan isnat ederek yeni bir mezhep çıkaramaz ve halkı ona uymakla yükümlü kılamaz. Ehl-i Sünnet'le Şia'nın bu konudaki ihtilafları bir yönden her iki fırkanın da inandıklan Hz. Mehdi (AF.) hakkındaki ihtilafa benzemektedir. Şia'nın nezdinde Hz. Mehdi(a.s) babası, soyu, bilinen belirli bir şahıstır. Ama Ehl-i Sünnet'in nezdinde ahir zamanda doğacak olan meçhul bir kimsedir. Bu yüzden de onlardan bir çoğunun Mehdi olduklarını iddia ettiklerini görüyoruz. Ama şiilerden hiç kimsenin böyle bir şey iddia etmesi mümkün değildir. Eğer onlar çocuklannın ismini Mehdi koysalar da bu aynen çocuklarımızı Muhammed veya Ali adlandırdığımız gibi teberrük olsun diyedir. Zira Şia Hz. Mehdi'nin on iki asır önce doğmuş olduğuna ve şimdilik gaybet döneminde olduğundan dolayı görülmediğine inanmaktadır. O halde Hz. Mehdi'nin zuhuru Şia'ya göre bir nevi mucizedir. Ehl-i Sünnet ve Şia bazen de şahıslarla ilgili olmayan hadisler hakkında ihtilaf etmiştir. Örneğin: Ama şia bu hadisin başka bir anlamda olduğunu söylüyor. Çünkü Şia'nın hadis kaynaklarında nakledilen bir hadiste şöyle kaydedilmiştir. Imam Ca'fer Sadık (a.s)'tan "Ümmetimin ihtilafı rahmettir" hadisi için bu nasıl olur diye sorulunca, Hz. İmam Ca'fer Sadık(a.s) "Allah'ın Resul'ü doğru söylemiştir" dedi. O zaman soruyu soran şahıs "Eğer ihtilafları rahmet ise birlikleri bela mıdır, dedi. İmam: "Hayır, senin anladığın ve onların anladığı (yani Ehl-i Sünnet alimlerinin anladığı) şekilde değildir. Bundan Hz. Rasulullah(s.a.a) müslümanların karşılıklı ilim almak için birbirlerinin nezdine gitmelerini kastediyor" diyerek Tövbe Suresinin 122. ayetine istinad etti. Bu ayette Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor. ilim öğrensin ve döndüklerinde kendi kavimlerini korkutsunlar belki onlar sakınırlar." Daha sonra imam Cafer Sadık (AS) sözlerine şöyle devam ettiler. "Eğer dinde ibtilaf etseler şeytamn bizbi olurlar." (Yani, hadiste geçen "ihtilaf' kelimesi Arapça'da bir çok anlamda kullanıldığı gibi "gidip-gelmek" anlamındadır. Bu hadiste ise ümmetin ilim için sefere çıkması anlamındadır, tefrika ve görüş ayrılığı anlamında değildir.) Bir ümmetin, fertlerini birbirlerine düşman kılan ve neticede birbirlerini küfre düşmekle suçlamağa ve hatta başkalarının kanını dökmeği bile helal saymaya sebep olan tefrikadan yani mezhebi bölünmelerden daha kötü bir ayrılık düşünülebilir mi? Tarih boyunca vuku bulan olaylar bunun en büyük şahitleridir. Oysa Allah-u Teala müslümanları bölündükleri takdirde ne gibi korkunç sonuçlarla karşılaşacaklarından haberdar etmiştir. Al-i İmran suresinin 105 ayetinde şöyle buyuruyor: Yani: "Müşriklerden olmayın; onlar ki dinlerini böldüler ve grup-grup oldular, her bir hizip kendi sahip olduğuyla sevinmektedir." Burada şu noktaya işaret etmekte yarar görüyorum: Ayette geçen şiye'an (grup-grup) kelimesinin bazı insanların zannettiği gibi şia ile hiç bir ilgisi yoktur. Bir defasında bir cahil gelip bana nasihat ederek şunları söyledi: "Şia'yı bırak! Zira onları Allah sevrnemektedir. Resulünü de onlardan olmaktan sakındırmıştır." O'na "Bu hususta bir delilin var mıdır?" dediğimde, cevap olarak yukarıda okuduğumuz "Onlar ki dinlerini bölüp grup-grup oldular sen onlardan değilsin" ayetini okudu. Ona ayette geçen şiye'an kelimesinin grup-grup demek olduğunu ve bunun şia ile hiç bir ilgisi olmadığı hususunda ikna etmeğe çalıştım, fakat ne yazık ki o, yine kendi batıl sözünde israr etti.(14) Zira ona Allah'ın cisim olduğunu öğreten Cami Şimdi asıl konuya dönrnek istiyorum. Ben hakikati bilmeden önce "Ümmetimin ihtilafı rahmettir" hadisini okuyup, Hz. Rasulullah (s.a.a)'den nakledilen Hz. İmam Ali (a.s) hak olarak Ehl-i Beyt hakkında şöyle buyuruyor "Peygamberinizin Ehl-i Beyt'ine bakınız ve onlara sarılın; onlara tabi olun; onlar sizi hidayetten çıkarmaz ve sizi kötülüğe çevirmez. Eğer onlar otururlarsa siz de oturun; eğer onlar kalkarlarsa siz de kalkın. Onlardan öne Yine Hazret Ali (a.s) Ehl-i Beyt'in değerini açıkladığı başka bir hutbede şöyle buyuruyor. "Onlar ilmin hayatı, cehaletin ölümüdürler. Onların hilmi, onların ilminden, onların zahiri onların batınından, onların susması mantıklarının hikmetinden haber vermektedir. Onlar hakka muhalefet etmezler ve onda ihtilafa düşmezler. Onlar İslam'ın direkleri ve kurtuluş sığınaklarıdırlar. Onlarla hak, kendi haddine (kemaline) ulaştı; ve batıl yerinden koparılıp dili kökünden kesildi. Onlar dini koruma ve uygulama aklıyla taakkül etmişler; duymak ve nakletrnek aklıyla değil; ilmi nakledenler çok olur ama ona riayet eden ise az olur. (18) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Değerli site ziyaretcileri... |
|
Sitemizin bütün bölümlerine erişmeniz için mutlaka üye olmanız gerekmektedir. Ücretsiz Üyelik işleminizi yaparak : Yardımlar Listesine,Sohbet Bölümüne,Soru ve cevap Bölümüne ve sadece üyelere açık olan bütün bölümlere ulaşabilirsiniz. Üye olmanızı önemle rica ederiz. Camimize Aşağıdaki Bankalar Aracılığıyla Bağış Yapabilirsiniz. Yapı kredi Bankası Kars Şb : 805.08.264 Web : www.isiklicamii.org ve www.karsehlibeyt.org e-mail : Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. İletişim : 0474 223 35 38 |
| Rabiü'l-Evvel |
| 14 Sali |
| 1433 Hicri |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
| Bugün | 56 |
| Dün | 600 |
| Bu Hafta | 656 |
| Bu Ay | 3778 |
| Tüm Zamanlar | 321209 |
![]() | 906 Kayıtlı Üye |
![]() | 0 Bugün |
![]() | 1 Bu Hafta |
![]() | 3 Bu Ay |
![]() | Son Üye: rahim |