
Özetle; Ehlibeyt İmamları, kendilerine karşı samimiyetle sevgi ve muhabbet besleyen, gerçek manada her konuda onlara bağlı olan Şiîlerine karşı en üstün şefkati göstererek onları eğitmeye çalışırken yalan olarak Ehlibeyt’i sevdiklerini iddia edip bu mektebi kendi hevesleri doğrultusunda yorumlamaya kalkışanları da kendilerinden itmişlerdir.
İbn-i Hacer es-Savaik’ul-Muhrika adlı kitabında şöyle rivayet etmektedir: “Hz. Ali (a.s) bir grubun yanından geçiyordu; onlar Hz. Ali’yi görünce hemen ayağa kalktılar. Hz. Ali, “Bunlar kimdir?” diye sordu. “Bunlar senin Şiîlerinden bir gruptur.” diye cevap verilince, Hz. Ali onlara şöyle buyurdu: “Güzel de, neden dostlarımızın ziynetini ve Şiîlerin nişanesini sizlerde göremiyorum?” Onlar başlarını aşağı salıp sessiz kaldılar. Bu sırada Hz. Ali ile birlikte olanlardan biri; “Ya Ali, siz Ehlibeyt’i saygın kılan ve birçok özellikler veren Allah aşkına lütfen Şiîlerinizin niteliklerini beyan eder misiniz?” diye arz etti. Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu: “Bizim Şiîlerimiz Allah’ı tanıyanlar ve Allah’ın emriyle amel edenlerdir.” [1]
Bazı insanlar günah ve şehvet bataklığında yüzdükleri hâlde Allah’ın emirlerine ve buyruklarına isyan noktasında Ehlibeyt’in muhabbetini kendilerine bir özür ve bahane olarak ileri sürürlerdi. Oysa Ehlibeyt İmamları, bu sevgi ve dostluğu sadece salih amel, doğruluk, emanet, takva ve züht olduğu takdirde makbul görürlerdi. Nitekim İmam Sadık (a.s) ashabından birine hitap ederek şöyle buyurmuştur: “Ey Huzeyme, onlara şu mesajımızı ilet ki bizim salih ameller dışında hiçbir hususta Allah’tan kendilerine bir kifayetimiz ve yeterliliğimiz olmayacaktır. Onlar takva ve züht dışında hiçbir şeyle velâyetimize erişemezler. Kıyamet gününde de hasret çekenlerin en şiddetlisi, adalet üzere konuşan, ama amelleriyle adalete muhalif davranan kimsedir.” [2]



CAFERİLİK 













