Biz sana Kevser’i verdik 2

0

Allah-u Tealâ şöyle buyuruyor:

“Rahman, Rahîm Allah’ın adıyla. (Ey Habibim!) Biz sana Kevser’i verdik. Şu hâlde Rabbin için namaz kıl ve (tekbir alırken) ellerini boğazına kadar kaldır. Şüphesiz asıl soyu kesik olan, sana kin duyandır.”

 Bu sure o dört iddiaya cevap olarak indirilmiştir. Bu nedenle bu sureyi öyle bir şekilde açıklamalıyız ki o dört iddiaya cevap olabilsin. Her kim bu sureyi o dört iddiayla irtibatlandırmadan tefsir ederse, sure üzerinde yeterince teemmül etmemiştir.      Bazı müfessirler, Kevser’den maksadın Kur’an olduğunu söylemişlerdi. Ancak, acaba Allah-u Tealâ’nın Peygamberine Kur’an’ı indirmesi, o dört iddiaya cevap olabilir miydi? Çünkü onların bir iddiası da, Peygamber’in soyunun kesilecek olmasıydı. Acaba Peygamber’e Kur’an’ın verilmesi, Peygamber’in neslinin kesilmemesini sağlıyor muydu? Öyleyse bu söz doğru değildir.

Bazı müfessirler, maksadın nübüvvet olduğunu söylemişlerdi. Acaba nübüvvetin verilmesi, Peygamber neslinin devamını sağlar mıydı? Öyleyse bu ihtimal de doğru değildir.

Bazıları da, Kevser’den maksadın neslin çokluğu olduğunu söylemişlerdir. Fakat onlar diyorlardı ki: Resulullah vefat ettiğinde nesli kesilecek ve dini de ortadan kalkacaktır. Öyleyse ayetin manası, “Senin neslin de baki kalacak, dinin de.” şeklinde olmalıdır ki onlara cevap olabilsin. Eğer maksat, sadece neslin çokluğu olsaydı, bu da yeterli cevap olmazdı. Çünkü neslin çokluğu, dinin baki kalmasına neden olmaz.

Ama Kevser’den maksadın Hz. Fatıma-ı Zehra olduğunu söylersek, o zaman söz konusu her dört iddianın da cevabı verilmiş olur.

Onların diyorlardı ki: Resulullah’ın gitmesiyle, Peygamber’in nesli kesilecektir.

Kur’an diyor ki: Allah, Peygamber’e Fatıma’yı verdi ve Fatıma vasıtasıyla Peygamber’in nesli kıyamete kadar baki kalacaktır.

Onlar diyorlardı ki: Peygamber’in gitmesiyle adı da ortadan kalkacaktır.

Kur’an diyor ki: Allah, Peygamberine Fatıma’yı verdi ve Fatıma’nın evlâtları vasıtasıyla Peygamber’in adı ve yâdı her zaman baki kalacaktır. (Fatıma’nın evlâdı İmam Hüseyin (a.s) şehadetiyle, İmam Sadık (a.s) ise ilim ve öğretilerini neşretmekle Peygamber’in adının ortadan kalkmasına izin vermeyeceklerdir.)

Onlar diyorlar ki: Peygaber’in gitmesiyle onun dini ortadan kalkmış olacaktır.

Kur’an diyor ki: Allah, Peygamber’e Fatıma’yı verdi ki, onun ve evlâtlarının vasıtası ile Peygamber’in dini her zaman için baki kalsın. Yani Fatıma (s.a) ve onun evlâtları Resulullah’ın dininin ortadan kalkmasına izin vermeyeceklerdir.

Peygamber’in vefatından sonra meydana gelen olaylarda Hz. Fatıma’nın fedakârlıkları Resulullah’ın dininin baki kalmasına sebep olmuştur. Daha sonra da Hz. Hüseyin’in şahadeti ve diğer imamların zahmetleri, aynı fonksiyonu üstlenmiştir. Öyleyse bu sure üzerinde tefekkürle şu neticeye varıyoruz: O kevser, o hayr-ı kesir, o dünya ve ahiret hayrı ve Allah’ın Peygamber’e verdiği o bütün hayırlar Fatıma’dır.

Fatıma (s.a) hayrın merkezidir. Fatıma’nın isimlerinden biri de Mübareke’dir. Biliyoruz ki Allah-u Tealâ ve Resulullah’ın Fatıma, Ali ve diğer hidayet imamlarına verdikleri isimlerin hepsinin bir vech-i tesmiyesi, bir sebebi ve hikmeti vardır. Hadis kaynaklarımızda Fatıma’nın neden Fatıma diye isimlendirildiği açıklanmıştır. Örneğin bir hadiste, Fatıma’nın Fatıma diye adlandırılmış olması, “insanların onun hakikati ve künhünü tanımaktan kesilmiş (âciz) oldukları” şeklinde gerekçelendirilmiştir.

Evet, beşer Fatıma’yı tanıyamaz. Beşeriyet Fatıma’yı tam anlamıyla tanımaktan kesilmiştir. Fatıma lafzının kökü olan “fatm” kelimesi, lügatte kesmek ve ayırmak anlamına gelmektedir. Örneğin, çocuğu sütten kesmek için bu kelime kullanılır.

Bir başka hadiste İmam Sadık şöyle buyuruyor: “Fatıma, bütünüyle şerden ayrıldığı için ona bu ad verilmiştir.”

Bazı hadislerde Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Yüce Allah, kızım Fatıma’yı ve onun dostlarını cehennemden ayırdığı ve necat ehli oldukları için ona Fatıma adı verilmiştir.”

Buna göre, Fatıma’ya “Mübareke” isminin verilmiş olması da, mutlaka bu büyük hatunun bereket ve hayrın merkezi olmasından dolayıdır. Hayr-ı kesir, çok hayır anlamında olan “Kevser” de, ifade ettiği mana itibariyle “Mübareke” ismiyle tam bir uyum içerisindedir.

Buraya kadar, Tefsir-i Nişaburî’de sahabe ve tabiînden olan müfessirlerden aktarılan nüzul sebebinin de yardımıyla şu neticeye varıyoruz: Kevser’den maksat, Fatıma-ı Zehra’dır.

Bir başka karine de şudur: Hz. Fatıma’nın velâdetinden önce Resulullah’ın (s.a.a) düşmanları, Resulullah’ın vefat etmesiyle hükümetin onların eline geçeceğini ve İslâm’ın ortadan kalkacağını zannediyorlardı. Ama Hz. Fatıma’nın mübarek velâdetiyle İslâm düşmanlarının sevinci kursaklarında kaldı. Ayrıca Hz. Fatıma’nın velâdet tarihiyle Kevser suresinin nüzul tarihi de aynıdır. Bu da bize şunu gösteriyor: Hayır ve bereketin kaynağı olan Hz. Fatıma’nın bereketli doğumundan sonra Allah-u Tealâ, Resulüne diyor ki: “Biz sana Kevser’i verdik.” Yani, biz sana Fatıma’yı verdik.

Böylece şu neticeye varıyoruz: Tefsir-i Nişaburî’de, keza diğer tefsir kaynaklarında nakledilen nüzul sebebi karinesi, nüzul tarihi karinesi ve diğer bazı karinelerden hareketle, bu surenin tefsiriyle ilgili olarak ortaya atılan görüşler arasında Kevser’den maksadın Hz. Fatıma-ı Zehra olduğu görüşünün sahih olduğu anlaşılıyor.

Dikkat ederseniz, bu ayet, bu sure ve mevcut karineler üzerinde iyice tedebbür ve tefekkür edilmesi sonucunda, daha önce eski müfessirlerin değinmemiş olduğu yeni bir mana ortaya çıkmıştır.

Eski tefsirlerde, Kevser’in manasına ilişkin olarak çeşitli ihtimaller verilmiştir ki bunlardan biri de, nesil ve zürriyetin çokluğudur. Ancak Kevser’den özellikle Hz. Fatıma’nın kastedilmiş olduğu söylenmemiştir. Fakat son dönem âlimlerinden bazıları, derin düşünce ve tefekkürlerinin neticesinde bu güzel, değerli ve cazip istifadeyi etmişlerdir.

RIZA ÜSTADÎ