Bir Güneş Doğuyor, İmamet Semasında

0
Rebiü’l-evvel ayının 17. günü, Ehl-i Beyt dostları için pek kutlu ve mübarek bir gündür. Bundan 14 asır önce bu mübarek günde, Allah’’ın son elçisi, ve nebiler ve resullerin efendisi,
ve Nebiler ve Resullerin efendisi, hidayet Peygamberlerinin sonuncusu Hz. Muhammed Mustafa Resul-ü Ekrem’in (s.a.a.) soyu olan mübarek Ehl-i Beyt’i için Rebiül evvel ayının 17. günü pek kutlu ve mübarek bir gündü… Bu mübarek günden yaklaşık 1400 yıl önce Allah Tealâ sevgili peygamberi dünyaya gözlerini açmışmıştır.  Ve aradan geçen 1,5 asıra yakın lık bir zaman geçtikten sürecinden sonra da, aynı günde, o yüce zatın o yüce hazretin pâk ve mutahhar soyundan bir yüce zat evladı daha dünyaya gözlerini açıyordu….

O gün, evet, çağımızın imamı ve asrın hidayet meşalesi İmam Muhammed Bâkır’ ın (a.s.) hazretlerinin (a.s) evi neşeyle doluydu… o gün.

Ceddi. Resulullah’ın (s.a.a.)’ın yüce dinini tüm insanlık âlemine tebliğ edecek,  Allah’ın has kullarını eğitip yetiştirecek mübarek bir bebek geliyordu dünyaya.…

Medine, yeni bir güneşin daha doğuşuna şahit olmadaydı, insanlık âleminin ufkunda….

Bu güneş soyundan olan bu güneş çocuğun ve güneş evladının adını “”Câfer”” koydular, Ceddi Hz. Resulullah’’ın (s.a.a.) bildirdiği gibi tıpkı…

Künyesi “Ebu Abdullah,ı”, lakabı “Sadık” idi.

Babası,, müminlerin beşinci imamı, İmam Muhammed Bâkır (a.s.) hazretleri, annesi, çağının nadide müminelerinden olan Ümmü Ferve’dir. Hicretin 83. yılı Rebi’ulevvel’inin 17. günü dünyaya getirmişti bu mübarek bebeği İmam (a.s.), annesini anlatırken; “Yaşadığı devrin en takvalı, en mümin ve en iyiliksever kadınlarındandı.” buyurmuştur.

 

İmam Câfer Sadık (a.s.), Hicrî 83 yılının rebiülevvel ayının 17. günü dünyaya gözlerini açmış, İmam Cafer-i Sadık, 65 yıl yaşamış,; H.k. 114’.te başlayan imameti, H.k. 148’’de noktalanan ömrüyle 34 yıl sürmüştür. Bu müddet zarfında Hişam bin Abdulmelik, Velid bin Yezid, Yezid bin Velid, İbrahim bin Velid ve Mervan-ı Hiımar gibi zalim Emevîi halifelerinin, keza ; Seffah ve Mansur Devaneki gibi Abbasî halifelerinin zulüm ve gaspla dolu iktidarlarına şahit olmuştur.
 Kendisinden sonra imamet meşalesini, oğlu İmam Musa Kâzım (a.s.) hazretleri taşımıştır.

İmam Sadık’ın  -as- yedi oğlu, üç kızı olmuştur.

İmam Sadık hazretleri (a.s.), sevgili dedesi İmam Zeyne’ül Abidin’in (a.s.) hazretlerinin  hayatta bulunduğu dönemlerde dünyaya geldi; ve geceleri aziz sevgili dedesi ve sevgili  ninesinin Kur’’an tilaveti, duaları ve münacatlarına şahit olarak  yetişti. Babası İmam Muhammed Bâkır’ın (a.s.)’nın türlü hadiseler ve zorluklarla geçen hayatında ona daima destek verip yardımcı oldu. Babasıyla birlikte defalarca hacca gitti. Şam yolculuğu sırasında ve gaddar Emevî halifesi Hişam’ın zulüm sarayında da babasını yalnız bırakmadı.

  İmam Sadık (a.s.) çok oruç tutar, çok namaz kılar, sürekli Allah’ı anardı. zikrederdi “Malik bin Enes, bu gerçeği belgeleyen insanlardan biridir;, “Onu ne zaman gördüysem ya oruçluydu, ya namazdaydı, ya da zikirle meşguldü.” der ve şöyle ekler: “İmam Sadık (a.s.), hazretleri çağının en çok ibadet eden ileri abid ve zahitdlerindendi. Pek çok hadis naklederdi; çok güzel konuşurdu, konuşmaları pek faydalıydı.

“Resulullah buyurur ki……” derken hali değişiverirdi. Bir hac yolculuğunda onunla  hazretle birlikteydim, ihrama bürünürken hali değişiverdi, öyle  bir hale girdi ki artık “lebbeyk” diyemiyordu, . Halsizlik ve heyecandan, neredeyse bineğinden düşecek “gibi oldu, “Ey Resulullah’ın oğlu! , lebbeyk deyiniz, demezseniz olmaz ki…” dedim. İçinde bulunduğu o ulvî fevkalade manevî haliyle “Nasıl lebbeyk diyeyim?! Ya karşılık olarak ‘Lalâ lebbeyk!  derse? “La labbeyk’!” derse, ne yaparım?!” dedi.”

 

Ehl-i Beyt İmamları, babaları Hz. Resulullah’ın (s.a.a.) yüce ahlakına sahiplerdi. Etraflarını saran müminlere daima; “İslam’ı dilinizle değil, amelinizle tebliğ edin.” buyurur ve herkesten önce bizzat kendileri bu prensibe uyuyorlardı.

İslam’ın emrettiği her konuda herkesten öndeydiler onlar; amel etmedikleri hiçbir mâruf, uzak durmadıkları hiçbir münker yoktu. İnsanları dâvet ettikleri her iyiliği önce kendileri yaparlar, insanları men ettikleri hiçbir işi kendileri yapmazlardı.

Bu ilahî insanlar, taşıdıkları ihlas, iman, ilim ve diğer insanî erdemlerden dolayı müminlerin gönlüne taht kurmuş, aradan geçen asırlara rağmen onlara duyulan ilgi ve sevgide zerre kadar azalma olmamış, hatta zaman geçtikçe kişiliklerinin boyutları daha iyi anlaşıldığından sevgileri gönüllerde daha bir yer etmiştir.

Bunları da beğenebilirsin Diğer Yazılar