Bilinçli İman

0
Çocukluk devresindeki iman bütün saflığına ve temizliğine rağmen şu noksanlığa sahiptir: daha çok çevrenin etkisi altında oluşma…
 Bu da bilinç ile içice olan çözümleme yeteneğinden kaynaklanmaktadır. Gerçekten bu bir çeşit yansımadır. Bu nedenle çocukluk devresindeki iman buluğ devresindeki şikâyetlere karşı bir direnme gücüne sahip değildir.       Daha önce de söylediğimiz gibi, çocukluk devresindeki iman, buluğ devresinde çoğu konularda sarsılmaya başlar. Hakikat şudur ki; çocukluk devresinde böylesi yüzeysel ve sade bir imandan öte bir iman beklenemez.

Ama biz buluğ devresinde ve ondan sonraki devrelerde bilinçli bir imana sahip olma imkânına sahibiz. Muhasebe, inceleme, çözümleme ve derin tahlil sonucu elde ettiğimiz imana yani.

“Bilinçli bir iman”ı elde etmede başarılı olmanın ölçüsü, çeşitli fertlere göre değişiyor. Halkın büyük bir çoğunluğunu, buluğ devresindeki şüphe, çok sade ve sınırlı bir şekilde etkilemektedir. Bu şüphe, çocukluk devresinde iman ettikleri çoğu meselelere sirayet etmektedir.

Böylelikle bu gibi şahısların bu çeşit meselelerdeki imanı, akli olgunluk yaşlarına erdikleri zamana kadar devam ediyor.

Bu iman, çocukluk devresindeki imanın devamıdır. Sonraki senelerde öz olarak daha çok destek kazanmış olmakla beraber bu iman; “bilinçli iman” olarak adlandırılamaz. Böylesi bir iman, çeşitli branşlarda tahsil yapmış olan seçkin şahıslar ara­sında bile oldukça fazladır.

Öyle seçkin bilginler vardır ki; kendi ilim ve fen dallarında gerçekten mümtaz örneklerdir. Ama bir yol ve düzen seçme konusunda veya sosyal ve siyasi bir gidiş tarzı seçme konusunda, çözümleme ve tahlil yapmaksızın kendi ilmi makamlarına uy­gun olmayan bir şekilde çevrelerinin önlerine koyduğu yoldan gitmektedirler. Oysa İslam bu metodu benimsemiyor.

İslami öğretimin en yüce kaynağı yani Kur’an, bizi daima tefekküre, düşünmeye görüş ve gerçek müşahede ile birlikte incelemeye, çözümlemeye ve mantıki tahlile davet ediyor.

Kur’an yol ve düstur konusunda bilgisizliğin peşinden gitme tavrına serzenişte bulunuyor. Bunu kınıyor ve diyor ki: “Hayır; “Doğrusu biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerinden gitmekteyiz” derler.” (Zuhruf-22)

        “Senden önce herhangi bir memlekete gönderdiğimiz uyarıcıya, oranın şımarık varlıkları sadece: “Doğrusu babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerini izlemekteyiz” derlerdi. Gönderilen uyarıcı: “Eğer size babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu getirmiş isem de mi bana uymazsınız?” derdi. Onlar: “Doğrusu sizinle gönderilen şeyi inkâr ediyoruz” derlerdi.” (Zuhruf-23,24)

       Maide suresindeki şu ayet de bu konu ile ilgilidir: “Onlara, ‘Gelin Allah’ın indirdiği Kitab’a ve peygambere uyun’ dendiğinde ‘Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter’ derler. Ya ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyseler?” (Maide-104)

Kur’an özellikle iman konusunda, düstur ve yol seçme konusunda şu noktayı vurguluyor: “İmanın bilgiye ve tatmin edici incelemeye dayanması lazımdır Bilinçli bir alt yapı taşımayan imanın bir değeri yoktur.  Böylesi bir iman, insanı,  hakikati arama ve araştırmaya muhtaç olmaktan beri kılmıyor.”

Putperestlik hurafesi ile mücadele konusunda birkaç akli delil getirdikten sonra Yunus suresinin 36. ayeti şöyle der: “Onların çoğu zanna uyarlar. Gerçekte ise zan hakikat karşısında bir şey ifade etmez. Allah (onların) yaptıklarını şüphesiz bilir.”

Necm suresinin 27. ve 28. ayetlerinde İslam’ın bu yüce fikri başka bir vesile ile tekrar edilmiştir:

‘Doğrusu ahirete inanmayanlar, meleklere ‘dişi'[1] adını takarlar. Oysa onların bu hususta bir bilgileri yoktur, sadece zanna uyarlar. Zan ise şüphesiz gerçeği ifade etmez.”

Bakara suresi ayet 78’de, En’am suresi ayet 116 ve 148’de, Yunus Suresi ayet 23’de, bilgisiz ve şuursuz iman; zan ve şüpheye dayanan sağlam bir fikri alt yapıya sahip olmayan iman; çeşitli biçimlerde tenkit edilmektedir.

Kur’an’a göre insan, anne, baba ve çevresinin kendisine sunduğu veya çocukluğunda çevresinden edindiği fikirleri bir tarafa bırakmak ve tanımayla donanmış cihazını (beynini-aklını) kullanmakla görevlidir.

İnsanın kendisine ve etrafındaki dünyaya dikkatle bakması, sabırla düşünmesi ve bu düşünmeyi neticeye sonuna kadar sürdürmesi gerekir. Ancak o zaman, bu neticeye gönülden bağlanması ve iman etmesi, bunu kendi şahsi hayatındaki fikri düzenin, akidevi düzenin ve ilmi düzenin alt yapısı olarak kararlaştırması gerekir:

Kur’an tabiat âleminin bizzat gözlemlenmesini tavsiye ediyor. Bizden, vücudunun o bütün hayret verici ince yönleriyle insanı, bütün o rengârenk alametleri ile tabiatı, bütün o debdebesiyle yeri ve göğü, yaratılışındaki esrarla bitkileri ve hayvanları dikkatle gözlemlememizi ve incelememizi istiyor. Onu düşünmemizi istiyor. Bu gözlem ve düşünme hakikatin çehresini tanımanın en doğru yoludur.

Bu şekilde Kur’an, bilimsel çalışmaya, araştırmaya dayanan deneysel ilimleri antropolojiyi, tabiat bilimim ve hür dü­şünceyi sadece imanın faydasına saymakla kalmıyor, belki onları çok değerli olan iman incisini elde etmek için her insana açık olan en uygun yol olarak tanıtıyor. Yani bizi “bilinçli iman”a ulaştırması mümkün olan bir yol. Şimdi siz aziz dostlarımızla birlikte o amacın (bilinçli imana giden yolun) peşindeyiz.

—————————————————————

[1] Kadın tanrıların benzeri bir şey, Yunan ve Roma’daki tanrıçalar örneği