Ayetullah Fatimi Niya’den 14 Nasihat

0

Şeytanı iyi tanımamız lazım. Şeytanın çok kuvvetli olduğunu slogan haline getirmişler…

1- Her ay ve günün kendine has nurları (amelleri) vardır ve hiçbir karşılık beklemeden evimize hatta ayağımıza kadar gelir. Bu nurlardan en iyi şekilde faydalanmak bizim kendi elimizdedir.

Hz. Ali’nin (a.s) dostları Allah katında aziz ve değerlidirler. Hz. Ali’yi (a.s) sevenler eğer namazlarını vaktinde kılarsa, anne ve babalarına saygıda kusur etmezlerse, gıybetten kaçınıp ahlaki değerlere de riayet ederlerse bu nurlar onlara belirli günlerde değil her gün gelir.

Ama çoğumuz ne yapıyor? Bu nurları koruyamıyoruz. Ben büyük bir makam sahibi olan meşhur arif İsfahanlı büyük âlim Hasan Ali Nohudeki’yi yakından tanıyan birine onun bu makama nasıl ulaştığını sormuştum. Bana: “O büyük âlim kendisine sunulanı korumasını biliyordu” diye cevap verdi.

İnsan gece tatlı uykusunu bölüp sıcak yatağında çıkıp gece namazı kılıyor. Ama sabah olunca gece namazında aldığı sevabı ettiği bir gıybetle yok ediyor. Gece namazının nuru önemsenmeyen kısacık bir cümleyle kayboluyor.

2- Ben bazılarına şaşırıyorum. Mesela Mümine bir bayan yirmi defa umreye gitmiş. Yirmi birinci defa gitmek istiyor. Ona “Umre parasını şu yetim kıza ver” diyorlar. Cevap ne oluyor “Ben yapamam. Tüm arkadaşlarım umreye gidiyorlar ben nasıl gitmeyeyim?”
Defalarca Umre ziyaretine giden bu bayana “Bu kadar Umre’ye gittin acaba evinde ahlaka riayet ediyor musun?”

Allah’ın dini alay konusu mudur? Her yıl Umre’ye gidiyorsun bir küçük hatanı düzeltmiyorsun. Elbette bu sözüm herkes için geçerlidir. Kadın – erkek fark etmez. Kötü ahlak, ibadetleri heba eder.

İnsan amel torbasında bir şeyler olduğunu sanıp kıyamet pazarına girdiğinde şaşıracak. Neden mi? “Rabbim ne oldu benim namazlarım ve Umre ziyaretlerim?” Ona şöyle cevap verilir: “Sen kalp kırdın, riya ettin ve dilinle insanları yaraladın.”

3- Ayetullah Bahauddini’nin huzurlarına vardığımda, sessizliğinin nedenini ve hikmetini sordum. Ayetullah Bahauddini ellerini yukarı doğru kaldırarak ağzını işaret etti şöyle buyurdu:

“Allah şahittir ki insanlar başkalarının haysiyetiyle oynamayı hafife almaktalar.”
Oysa Allah bir kaç tane günahı bağışlamıyor:

1- Bilerek namazı terk etmek.

2- Suçsuz yere adam öldürmek.

3- Anne ve Babanın Ahını almak.

4- İnsanın haysiyetiyle oynamak.

Bu günahların etkisi o kadar ağırdır ki bazen ona müptela olanlar tövbe etmeye bile başarılı olamıyorlar. Babası büyük bir arif olan kendi zamanının tanınmış âlimlerinden biri şöyle der:

Babama: “Bana bir nasihatte bulunsaydın ne derdin?” dedim. Babam başını aşağı eğdi ve başını kaldırdıktan sonra “Kimsenin haysiyetiyle oynama dedi!”

Maalesef büyük âlimlerin bu kadar önem verdiği şey günümüzde birçok cami ehli ve kendisini kutsal görenler tarafında hiç sayılıyor. Kolaylıkla insanların şahsiyetiyle oynuyorlar.

Azizlerim! İslam insanların haysiyetini korunmasını emreder. Dikkat edin zira küçük bir et parçasından ibaret olan dilin işlediği günahlar cehennem ateşini harlamaya sebebiyet verir.

Rivayetler cehennem ehlinin büyük çoğunluğunun dilleriyle günah işleyenler olduğunu söyler. Sadece içki içen veya komşusunun mahremiyet sınırlarını çiğneyenlerin cehenneme gireceğini sanmayın.

Ey azizim! Sen her zaman matem ve dua meclislerine iştirak ederdin. Cemaat namazı için ön saflarda yer alırdın. Ama namaz için oturduğun ön saflarda insanların şahsiyetiyle oynuyor, onlarla alay ediyordun.

Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor:

“Duyduğu her şeyi anlatan yalancıdır.”

4- Günahkârlar bir kaç kaç çeşittir. Bir insan günah işler ve hemen ardından pişman olup tövbe eder. Tövbesini tekrar bozacağına ihtimal bile vermez. Ama gaflete düşer tekrar günah işler. Bu günah deryasındaki git geller hep böyle devam eder.

Hadislerde işlediği günah sonrasında pişmanlık duyan ve duyduğu pişmanlığı her defasında biraz daha katlanarak arttıran insanın şeytanla başlatılan savaşta galip geleceğini yazılıdır.

Ama bozulan tövbeden sonra duyulan pişmanlık bırakın artmayı zamanla işlenen günahı sıradan bir şeymiş gibi gösterirse işte bu insan başlatılan savaşta şeytana yenilmiş demektir. Zira en kötü günah işlenen günahı küçümsemektir.

5- Din ve öğretileri hakkında ehli olanlar dışında ahkâm kesip hüküm verenlerin revaçta olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Herkes din uzmanı olmuş. Ne hikmetse tıbbi bir konuda doktorun konuşması gerektiğini savunanlar aynı hassasiyeti dini konularda göstermiyor. Adam ağzını açıp gözünü yummuş din hakkında bilgi veriyor. “Şu insan yanlış yapıyor. Dinde böyle bir şey olmaz. Bu helal şu haram olmalı diyor.” İnsanların dünya ve ahiretinin teminatı olan bir konuda konuşmak bu kadar kolay mı? Şimdi herkes din bilgileri eğitmeni olmuş, herkes arif olmuş. Bir aspirin içerken bile doktora danışan bizler söz konusu din olunca işin ehline sormak yerine ayetten hüküm çıkaran bir müfessir hadisi yorumlayan birer muhaddis kesiliriz.

6- Elindeki amel defteri ile kıyamet pazarına giren insan kendisini ateşten kurtaracak bir şeyleri var sanır. Ama ateşi görünce hem şaşkınlık hem de itiraz mahiyetinde “Ey rabbim! Namazlarım, oruçlarım nereye gitti?”

Verilecek cevap ibretli ve gayet açıktır:

“Sen kalp kırdın, riya ettin, Müslüman kardeşini dil yarası ile incittin.”

Aziz genç kardeşim! Eğer bir yerlere ulaşmak istiyorsan ilk önce evin içinden başlamalısın. Annenin babanın kız kardeşinin kalbini kırdıysan onların gönlünü razı etmeye çalış. Bazı gençler vardır güzel sakal bırakır, yüzük takar, güzel koku sürer, dini programlara katılır. Ama o genci birde ailesinden sorun. Hiç kimse ondan razı değildir. Sorarım sana genç kardeşim, Neden camiye gidiyorsun? Neden dini programlara katılıyorsun? Neden ahlak üstadı peşi sıra koşuyorsun? Sen önce ailende kırdığın kalpleri onar.

7- Kuran indirildiğinde dönemde bir kısım Kuran dinlemekten kaçınırdı. Hatta Kuran ayetlerinin insanların kulaklarına ulaşmaması için gürültü yapardı.

Bir kısım insanlarsa Kuran ayetlerini daha iyi duymak için en ufak bir sesi bile duymamak için etraflarındakileri sükûnete davet ederdi. Allah’ı inkâr eden yakınları tarafından dışlanan, İslam adına yapılan savaşlarda peygamberi korumak adına canlarını gözlerini bile kırpmadan feda edenlerin gönüller İlahi kelamın maneviyatıyla mest olmuştu. Kuran’a önem verin.

8- Kuran’ın çok zarif ve gönül okşayan noktaları vardır. Bunları sadece takva sahipleri anlar. Doğrudur Kuran bütün insanlara hitap eder ama bu zarif noktalar, sadece takva sahiplerini muhatap alır.

9- İnsanlar içinde mazlum olarak yalnız bırakılan ilk şahsiyet Hz. Ali’dir. Ve ne yazık ki aynı şey o yüce şahsiyetin Kumeyl Duası içinde geçerlidir. Kumeyl Duasının sahibi insanlar içerisinde, Kumeyl Duasının kendisi ise dualar içerisinde mazlum ve yalnız bırakılmıştır.

Elbette bunda âlimlerinden hatası vardır. Âlim, duanın ortasında konuşmaya başlıyor ve konuşmasını o kadar uzatıyor ki 20 dakikalık dua saatlerce sürüyor.  Gençler başta olmak üzere duaya katılanların şevkini kırılıyor. Sonra “gençler duaya katılmıyor” diye şikâyet ediyoruz.

Mevlevi şöyle bir olay nakleder:

“Eski zamanlarda kötü sesli bir müezzin vardı. Bir gün bir grup Mesihi’nin ellerinde hediyelerle kendini beklediklerini görür. Müezzin şaşırarak bu hediyelerin nedenini sormuş. Mesihiler hediyelerin sebebinin müezzinin sesi olduğunu söyleyince müezzin “Benim sesim çok kötüdür” dedi. Mesihiler “Din adamlarımız altı aydır Müslüman olmak isteyen bir genç kızı bu fikrinden vazgeçirmeye çalışıyordu. Ama bir türlü başaramadılar. Müslüman olmak isteyen bu kız senin sesini duyduktan sonra Müslüman olmaktan vazgeçti. Bu hediyeler Mesihilerin sana olan minnettarlığının bir göstergesidir” dediler.

10- Şeytanı iyi tanımamız lazım. Şeytanın çok kuvvetli olduğunu slogan haline getirmişler. Hayır, aslında şeytan kuvvetli değil, bizler zayıfız. Biz şeytana yüz veriyoruz.

Çocukluğum Tebriz’in yemyeşil, ağaçlarla dolu bir kasabasında geçti. Bir gün oyun oynarken çocuklardan birinin feryat ettiğini duyduk. Karıncadan biraz büyük akrep yavrusun zavallı çocuğu soktuğunu gördük. Akrep yavrusu tırnak kadar bir şeydi. Arkadaşımızın ayakkabısının yanında bulduğu küçük bir boşlukta içeri girmiş ve arkadaşımız sokmuş.

Aklıselim hiçbir insan o akrebin çok kuvvetli olduğunu söyleyemez. O zayıf ve küçük olan akrep sinsidir. Eğer fırsat bulursa zehrini tüm vücuda boşaltır. Şeytan da öyledir. Kuvvetli değil zayıftır. Onu gözünüzde büyütmeyin. Şeytanın sinsiliğinden Allah’a sığındığınızı söyleyin.

11- Allah Kuran’da kullarının üstünde kimsenin egemenlik kuramayacağını buyuruyor. Şeytanın hâkimiyeti ancak ona kul olanlaradır.

Aziz gençler! Ahlakınızı güzelleştirin. Namaza önem verin. Anne ve babanıza saygı gösterin. Ve şer’i vazifelerinize amel edin. Emin olun şeytan size yaklaşamayacaktır.

12- İnsan sıkıntılı anlarında ona Allahtan başka kimse yardım edemeyeceğini bilse bütün işleri yoluna girer. “Emmen yucibu” duasını çok okuyun!

13- Azizlerim! Annelerinizi üzmeyin. Kalplerinin kırmayın. Nehcul Belağa’nın yazarı Seyit Razi (r.a) annesi vefat ettikten sonra: “Bundan sonra beni bekleyen belalar hangi ellerin Allah’a açılmasıyla yok olacak?” diyordu.

Annenin eli Allah’ın dergâhına açıldığında sizden belalar uzaklaşır. Yazık değil mi çok ufak bir şeyden dolayı annelerinizi üzüyorsunuz.

14- Allah’ın sofrası geniştir. Yaşlı kör bir kadın Hz. Musa’nın (a.s) önünü keserrek:

“Ey Musa dua et Allah gözlerime şifa versin” dedi.

Hz. Musa (a.s) dua etti ve yaşlı kadının gözleri görmeye başladı. Kadın: “Ey Musa dua et Allah güzelliğimi de geri versin” dedi.

Hz Musa (a.s) bir an düşünceye daldı. Kendi kendine “Göz istedi Allah verdi, güzellikte nerden çıktı?” dedi. Bu arada Hz. Musa (a.s) “Ey Musa neden düşünü yorsun? Senden mi istiyor” diye bir ses duydu.
Allah’tan isteyin. Allah’ın nimeti sonsuzdur. Ve bu nimet sofrası herkese açıktır.

Bunları da beğenebilirsin Diğer Yazılar