Ayet ve Hadisler Işığında Şia

0
Şia’nın Üstünlüğü / Şia’nın Sıfatları (1) / Hz. Ali’ye (a.s) Uymak / Gece Abid Gündüz İse Aslandırlar / Şia’nın Sıfatları (3) / Basiret Gücü / Şia Olmayan Kimse (1) / Şia Olmayan Kimse (2) / Şia ve Kardeşlere Yardım / Şiilerin Çeşitleri / Şiaları Aşırılıktan Sakındırmak / Şiilerin Halka Karşı Takınması Gereken Tavırları / Kıyamette Şii’nin Makamı / Şii Olduğunu İddia Etmek
Kur’an:

“İbrahim de şüphesiz O’nun yolunda olanlardandı (Şialarındandı).
Nitekim Rabbine temiz bir kalple geldi.” [1]
“Biri kendi adamlarından (Şialarından), diğeri de düşmanı olan iki adamı dövüşür buldu.” [2]

İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Peygamber’in (s.a.a) eşi Ümmü Seleme’ye Ali b. Ebi Talib hakkında sorulunca şöyle buyurdu: “Allah Resulü’nden (s.a.a) şöyle buyurduğunu işittim: “Ali ve Şiaları kurtuluşa erenlerdir.”[3]

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “İnsanların bana karşı hasetini Allah’ın Resulü’ne (s.a.a) şikayette bulundum. O bana şöyle buyurdu: “Ey Ali! Cennete giren ilk dört kişi ben, sen, Hasan ve Hüseyin’dir. Arkamızdan soyumuz cennete girer. Soyumuzun arkasından dostlarımız, sağdan ve sol omuzdan Şialarımız cennete girer.”[4]

 

Şia’nın Sıfatları (1)
Hz. Ali’ye (a.s) Uymak

İmam Askeri (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ali’nin (a.s) Şiileri Allah yolunda ölümün kendilerine gelip çatmasından veya ölüme doğru gitmekten korkmayan kimselerdir. Ali’nin Şiileri (a.s), her ne kadar kendileri muhtaç olsa da kardeşlerini kendine tercih edenlerdir. Allah’ın kendilerini yasakladığı yerde görmediği ve emrettiği yerde sürekli hazır gördüğü kimselerdir. Ali’nin (a.s) Şiileri mümin kardeşlerini yüceltmede Ali’ye (a.s) uyanlardır.”[5]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şiilerimiz (takipçilerimiz) –günahlardan sakınma ve çaba ehlidirler. Onlar vefakarlık ve emanet ehlidirler. Zühd ve ibadet ehlidirler. Gece gündüz Elli bir rekat namaz kılanlardır. Geceleri ibadetle geçirir, gündüzleri oruç tutar, mallarının zekatını verir, hacca gider ve her haramdan sakınırlar.”[6]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şiilerimiz, iyi saydıkları şeyleri önceden gönderenler ve çirkin bildikleri şeylerden sakınanlardır. Onlar iyilikleri aşikar kılar, yüce Allah’ın rahmetine iştiyak sebebiyle büyük işlere koşarlar. Dolayısıyla o (bunlar) bizdendir, bize doğru gelir ve biz nerede olursak, bizimle beraberdirler.”[7]

İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şiilerimiz sadece Allah’tan korkan ve Allah’a itaat edenlerdir. Onlar sadece tevazu, huşu, emanetdarlık ve Allah’ı çok zikretmekle tanınırlar.”[8]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şiilerimiz Allah korkusundan rengi solmuş, bitkin ve zayıf olmuşlardır. Gece karanlığı çökünce gam ve hüzünle onu karşılarlar.”[9]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Gerçekte Ali’nin Şiileri karın ve tenasül organı, karın ve bel iffetine sahip olan kimselerdir. Onlar ibadette büyük gayret gösterir, Rableri için çalışır, onun sevabını ümit eder ve cezasından korkarlar. Böylesi kimseleri gördüğünde bil ki onlar Cafer’in Şiileridir.”[10]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şiilerimizi üç şeyde imtihan edin, namaz vakitlerini gözetmede, düşmanları karşısında sır saklama da, kardeşlerine yardımda bulunmada.”[11]

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Şiilerimiz, bizi adım adım izleyen, bizi takip eden ve yaptıklarımıza uyan kimselerdir.”[12]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şiilerimiz bu birkaç hasletle tanınırlar: Cömertlik, kardeşlere bağışta bulunma ve gece gündüz elli rekat namaz kılmak.”[13]

İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Farklı mezhepler (inançlar) sizleri sarsıp saptırmasın. Allah’a andolsun ki ancak aziz ve celil olan Allah’a itaat eden kimse bizim Şiamızdır.”[14]

Muhammed b. Hanefi’ye şöyle diyor: “Müminlerin Emiri (a.s) Cemel savaşından sona Basra’ya geldi. Ahnef b. Kays Müminlerin Emiri’ni davet etti. Bir yemek hazırladı ve onun ve ashabının peşice adam gönderdi. İmam (a.s) Ahnef’in evine geldi ve şöyle buyurdu: “Ey Ahnef! Ashabımı çağır.” Bunun üzerine eskimiş tulumu andıran kırık ve bitkin kimseler içeri girdiler. Ahnef b. Kays şöyle arz etti: “Ey Müminlerin Emiri! Bunların başına ne gelmiş? Yemek azlığından mıdır? Savaşın zorluğundan ve dehşetinden midir?” Müminlerin Emiri (a.s) şöyle buyurdu: “Hayır ey Ahnef! Münezzeh olan Allah dünya yurdunda görmediği halde kıyamet gününün yakın olduğunu bilen kimseler gibi kendisine ibadet eden ve kendisini Allah yolunda sıkıntıya düşüren kimseleri sever.”[15]

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah’a yemin olsun ki Şiilerim sabırlı, Allah’ı ve dinini bilen, Allah’a itaat eden, emirlerine uyan, muhabbeti vesilesiyle hidayete eren, ibadetten zayıflayan, züht içinde yaşayan, gece sabahladığından dolayı rengi sararan, çok ağladıklarından dolayı gözleri az görüp yaşlanan, dudakları zikretmekten kuruyan, karınları açlıktan sırtına yapışan, yüzlerinde ruhbanlık ve Allah’a tapma eserleri gözüken ve yüzlerindeki züht ve Allah korkusu belli olan kimselerdir ve onlar her karanlığı aydınlatan lambalardır… Onlar bir mecliste hazır bulunursa, hiç kimse onları tanımaz, orada olmazlarsa hiç kimse onları sormaz. Onlar benim temiz Şialarım ve değerli kardeşlerimdir. Onlara karşı ne kadar da iştiyak duyuyorum.”[16]

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şiilerimiz velayetimiz yolunda birbirine bağışta bulunan, muhabbet sevgimiz yolunda birbirini seven, emrimizi ihya etmek için birbiriyle görüşen kimselerdir. Şüphesiz onlar öfkelenirlerse zulmetmezler, hoşnut olurlarsa aşırı gitmezler, komşuları için bereket vesilesidirler, muaşeret ettiği kimselere barış ve sefa içinde karışırlar.”[17]

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah-u Teala yeryüzüne baktı ve bizi seçti ve bizim için, bize yardım eden, sevincimizle sevinen, hüznümüzle hüzünlenen, yolumuzda can ve malını feda eden Şialar seçti. Onlar bizdendir, bize doğru gelirler ve cennette bizimle birlikte olurlar.”[18]

İmam Hasan (a.s), kendisine, “Ben sizin Şiilerinizdenim” diyen birine şöyle buyurmuştur: “Ey Allah’ın kulu! Eğer bizim emir ve yasaklarımıza itaat edersen doğru söylüyorsun. Ama eğer böyle değilsen o halde ehli olmadığın yüce bir makam iddiasında bulunarak günahlarını arttırma. ”Ben sizin Şiilerinizdenim” deme. Aksine şöyle de: “Ben sizin dostlarınızdan, sizi sevenlerdenim ve sizin düşmanlarınıza düşmanım.” Bu durumda sen iyi bir kimsesin ve iyiliğe meyletmişsin.”[19]

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şiilerimiz Allah’ı tanıyan, Allah’ın emriyle amel eden ve fazilet ehli olan kimselerdir. Onların dili doğruyu ve dürüstlüğü söyler. Yiyecekleri ölmeyecek kadardır, giyimleri ılımlıdır, yolda gidişleri tevazu iledir…Onları hasta, bön ve deli sanırsın. Oysa onlar böyle değildir. Allah’ın azameti ve kudretinin yüceliği onları o kadar etkilemiştir ki kalpleri ona vurulmuş ve akılları onun karşısında şaşkınlığa düşmüştür. Şevk ve iştiyakları, tertemiz işlerle Allah’a doğru koşmalarına sebep olmuştur. Onlar Allah için az amel etmeye razı olmazlar ve çok ameli O’nun için çok görmezler.”[20]

Abdullah b. Ziyad şöyle diyor: “Mina’da İmam Sadık’a (a.s) selam verdim ve şöyle arz ettim: “Ey İbn-i Resulillah! Biz göçebe bir topluluğuz ve sürekli sizin meclisinizde hazır bulunamıyoruz. O halde bize tavsiyede bulun.” İmam şöyle buyurdu: “O halde Allah’tan sakınmaktan, doğru konuşmaktan, emanetdarlıktan, muaşeret ettiğiniz kimselerle güzel muaşerette bulunmaktan, selamı yaygınlaştırmaktan ve insanlara yemek yedirmekten ayrılmayın. Camilerinizde namaz kılın, hastalarınızı ziyaret edin, cenazelerini teşyi edin. Zira babam bana en iyi insanların biz Ehl-i Beyt’e uyan Şiaların olduğunu buyurmuştur. Eğer bir fakih varsa onlardan olmuştur, eğer bir müezzin varsa onlardan olmuştur, eğer bir imam varsa onlardan olmuştur, eğer bir emanetdar varsa onların arasından çıkmıştır, eğer bir ödünç sahibi varsa onlardan olmuştur. Bizleri işte bu şekilde halka sevdirin ve nefret ettirmeyin.”[21]

Ebu Meryem İmam Bakır’ın (a.s) şöyle buyurduğunu nakletmektedir: “Bir gün babam ashabının huzurunda şöyle buyurdu: “Sizden kim bir ateş parçasını eline alır ve sönünceye kadar elinde tutar. Hepsi korktular ve hiç kimse bu işe yanaşmadı. Ben kalkıp şöyle dedim: “Babacığım, bana emredin ben yapayım.” Babam şöyle buyurdu: “Maksadım sen değilsin, ben ve sen aynıyız. Maksadım bunlardır.” İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Babam üç defa bu cümleyi tekrarları ve daha sonra şöyle buyurdu: “Söz ne de çoktur ve amel ne de azdır! Gerçekten de amel ehli çok azdır. Biliniz ki ben hem amel ve hem de söz ehli olan kimseleri tanıyorum. Allah’a yemin olsun ki yeryüzü adeta onları canlı canlı kendisine geçirmiştir.”[22]

İmam Kazım (a.s) Musa bin Bekr Vasiti’ye şöyle buyurmuştur: “Eğer Şiilerimizi ayırırsam onlar arasında sadece söz ehli olanı bulabilirim. Onları imtihan etmek istesem hepsi mürted olur. Eğer onları iyi ve kötü diye ayırırsam ancak bin kişiden bir kişi halis bulunur. Eğer onları elersem bana ait olandan başka hiçbir şey baki kalmaz. Onlar uzun bir suredir tahtlarına yaslanmış ve şöyle diyorlar: “Biz Ali’nin Şiileriyiz.” Oysa Ali’nin Şiileri sadece amelleri sözlerini tasdik edenlerdir.”[23]

 

Gece Abid Gündüz İse Aslandırlar

İmam Bakır (a.s) Şianın sıfatlarını beyan hususunda şöyle buyurmuştur: “Onlar sağlam bir kaledirler. Göğüsleri emanettardır. Düşünceleri doğrudur, geveze, söz taşıyan, cefa eden, iki yüzlü kimseler değillerdir. Onlar gece abid gündüz ise aslandırlar.”[24]

İmam Ali (a.s) Nevf-i el Bekaliyy’e şöyle buyurmuştur: “Ey Nevf! Benim Şiilerimin kimler olduğunu biliyor musun?” O şöyle arzetti. “Hayır Allah’a andolsun ki bilmiyorum.” İmam (Ali (a.s) şöyle buyurdu: “Benim Şiilerim dudakları oruç susuzluğundan kuruyan, karınları açlıktan arkasına yapışan kimselerdir. Onların yüzünde ibadetin eserleri vardır. Onlar gece ruhbanları (abidleri) ve gündüzün aslanlarıdırlar.”[25]

 

Şianın Sıfatları (3)

Basiret Gücü

 
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şiilerimiz dört göze sahiptir: Baştaki iki göz, ve kalpteki iki göz. Biliniz ki bütün insanlar böyledir. Lakin aziz ve celil olan Allah-u Teala gözlerinizi açmış sizin onların gözünü ise kör kılmıştır.”[26]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Eğer Şiilerimiz dosdoğru olsalardı melekler onlarla tokalaşır bulutlar başlarına gölge ederdi ve gündüz bile parlarlardı. Başlarının üstünden ve ayaklarının altından rızıklanırlardı. (gök ve yeryüzünün bereketleri onlara yağardı) ve Allah’tan ne isteseler onlara verirdi.”[27]

 

Şia Olmayan Kimse (1)

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Dili ile Şia olduğunu söyleyen ama aksine amel eden kimse Şiilerimizden değildir.”[28]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ey Al-i Muhammed’in Şiileri! Öfkelendiğinde nefsine sahip olmayan ve arkadaşına, yoldaşına, kendisiyle barışık olana ve kendisine muhalif olana karşı iyi davranmayan kimse bizden değildir.”[29]

İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: “Yalnızlık ve halvet zamanında kalbi (Allah’tan korkmayan kimse bizim Şiilerimizden değildir.”[30]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Bin kişilik bir şehirde yaşadığı halde o şehirde kendisinden daha takvalı birisi bulunan kimse Şiilerimizden değildir.”[31]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Bir grup benim onların imamı olduğumu söylüyorlar. Allah’a yemin olsun ki ben onların imamı değilim. Allah onlara lanet etsin ben her ne kadar onları örtmeye çalışıyorsam da onlar perdeyi yırtıyorlar. Ben, “Şöyle veya böyle” diyorum onlar, “Maksadı falan filandır” diyorlar. Ben, “Bana itaat eden kimsenin imamıyım.”[32]

İmam Askeri (a.s) şöyle buyurmuştur: “Adamın biri Allah Resulü’ne (s.a.a) şöyle arz etti: “Falan kimse komşusunun namusuna bakıyor ve eğer imkan bulursa günah işlemekten de sakınmıyor.” Allah Resulü kızdı ve şöyle buyurdu: “Onu benim yanıma getirin.” Başka birisi şöyle arz etti: “Ey Allah’ın Resulü! O sizin Şiilerinizdendir. (taraftarlarınızdandır) Sizin ve Ali’nin sevgisine inanıyor. İkinizin düşmanlarından uzak duruyor.” Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: “Onun bizim Şiilerimizden (taraftarlarımızdan) olduğunu söyleme. Şüphesiz bizim Şiilerimiz bizi takip eden ve yaptıklarımıza uyan kimselerdir.”[33]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Benim ashabım akıllı ve sakınan kimselerdir. O halde akıllı olmayan ve sakınmayan kimse benim ashabımdan değildir.”[34]

 

Şia Olmayan Kimse (2)

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Dört şeyi inkar eden kimse bizim Şiilerimizden değildir: Miracı, kabir sorgusunu, cennet ve cehennemin yaratılmış olduğunu ve şefaat konusunu.”[35]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şiilerimiz her ne olursa olsun şu üç ayıba sahip değildirler. Onlar arasında dilencilik yapan kimse yoktur. Onlar arsında cimri kimse yoktur ve onlar arasında homoseksüel kimse yoktur.”[36]

 

Şia ve Kardeşlere Yardım

İmam Sadık (a.s) birine mümin kardeşlerini sordu. O şahıs mümin kardeşlerini övdü ve onların temiz ve iyi insanlar olduğunu söyledi. Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurmuştur: “Zenginlerin fakirlerle ilgilenmesi nasıldır?” O şahıs: “Azdır” deyince İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Zenginlerin fakirleri ziyaret edip onlara baş vurması nasıldır?” O şahıs, “Azdır” dedi. İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Zenginlerin fakirlere mali yardımı nasıldır?” O şahıs, “Siz bizim aramızda çok az bulunan sıfat ve ahlaktan bahsediyorsunuz” dedi. İmam (a.s) şöyle buyurdu: “O halde onlar nasıl Şia olduğunu iddia ediyorlar.”[37]

İmam Bakır (a.s) huzurunda Şiilerin çokluğundan söz eden bir dostuna şöyle buyurdu: “Acaba zengin fakire teveccüh ediyor mu ve  iyilik eden kimse kendisine kötülük eden kimseyi bağışlıyor mu? Birbirlerinin derdini paylaşıyorlar mı?” Ben, “Hayır” dedim. İmam şöyle buyurdu: O halde onlar Şii değildir. Şii bu işleri yapan kimsedir.”[38]

İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ey İsmail! Aranızda birinin elbisesi olmadığında fazla bir elbisesi olan kardeşide elbise sahibi olsun diye ona veriyor mu?” Ben, “Hayır” dedim. İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Eğer bir örtüsü varsa kardeşine o da örtü sahibi olsun diye fazla örtüsünü gönderiyor mu? Ben, “Hayır” dedim. İmam, elleriyle dizine vurarak şöyle buyurdu: “Bunlar kardeş değildirler.”[39]

 

Şiilerin Çeşitleri

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şiiler üç türdür: (Bizi seven ve bize ilgi duyan Şiiler. Bu tür Şiiler bizdendir. Kendisini bizimle süsleyen Şiiler. Kendisini bizimle süsleyen kimseye biz de onun süslenme sebebi oluruz. Ve bizi rızıklanma vesilesi kılan Şialar fakirliğe düçar olur.”[40]

İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şiilerimiz üç gruptur: Bir grubu bizim adımıza halkı soyar, bir grubu süzgeç gibidir (içinde olan her şeyi gösterir)[41] Üçüncü grup ise kızıl altın gibidir. Her ne kadar ateşte yakılırsa daha da saf olur.”[42]

İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şiilerimiz üç gruptur: Bir grubu bizim vesilemizle süslenir (bize bağlanarak haysiyet sahibi olur), bir grubu bizim vesilemizle rızık elde eder ve bir grubu bizdendir ve bize dönerler.”[43]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “İnsanlar bizim hakkımızda üç gruptur: Bir grubu bizi sever ve dünyamızdan bir şey elde etmek için Kaim’imizin zuhurunu beklerler. Bunlar bizim sözlerimizi söyler, onları ezberler ama yaptıklarımızla amel etmezler. Çok yakında Allah bu grubu ateşte haşredecektir. Bir grup ise bizi sever, sözümüzü işitir ve yaptıklarımızla amel ederler ki bizim adımıza insanları soysunlar. Allah bu grubun karnını ateşle dolduracak, onlara açlık ve susuzluğu musallat kılacaktır. Bir grup ise bizi sever, sözümüzü ezberler, emrimize itaat eder, yaptığımızın aksine bir şey yapmaz. Bunlar bizdendir ve bizde onlardanız.”[44]

İmam Sadık (a.s), yanına gelip kendisine dostlarından  ve onu sevenlerden biri olduğunu iddia eden birine şöyle buyurmuştur: “Sen bizim hangi dostlarımızdansın?” O şahıs sustu. Sudeyr şöyle sordu: “Ey İbn-i Resulillah! Sizin kaç tür dostlarınız vardır?” İmam şöyle buyurdu: “Dostlarımız üç gruptur: Birisi zahirde bizi sever, ama batında (gerçekte) sevmez. Bazıları batında (gerçekte) bizleri sever ama zahirde bizleri sevmez. Bir grubu ise hem batında ve hem de zahirde bizleri sever. Bunlar en önde gelenlerdir.

İkinci grup daha aşağı bir gruptur. Zahirde bizlere sevgi gösterir ama padişahlar gibi davranırlar. Dilleri bizimle ama kılıçları aleyhimizdedir. Üçüncü grup ise orta merhalede yer almaktadır. Kalpte bizi sevmekte ama zahirde bizi sevmemektedir. Allah’a andolsun ki eğer batında bizleri sevecek olsaydı, gündüz oruç tutanlar ve gece ibadet edenlerden olurlardı. İbadetin izleri yüzlerinde açıkça görülür, teslim ve itaat ehli olurlardı.
O şahıs şöyle dedi: “Ben sizin zahiri ve batini dostunuzum.” İmam Sadık (a.s) şöyle buyurdu: “Bizim zahiri ve batıni dostlarımızın kendileriyle tanındığı bir takım nişaneleri vardır.” O şahıs, “O nişaneler nedir?” diye sordu. İmam şöyle buyurdu: “Şu birkaç haslettir: İlk hasleti Allah’ı hakkıyla tanımaları ve tevhid ilmini sağlam ve iyi öğrenmeleridir.”[45]

 

Şiaları Aşırılıktan Sakındırmak

 
İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ey Şiiler topluluğu! –Al-i Muhammed’in Şiileri- Ilımlı bir dayanak olun ki aşırı gidenler size dönsün ve geri kalanlar size ulaşsın.” Ensar’dan Sa’d adında bir şahıs şöyle dedi: “Fedan olayım! Aşırı giden kimdir?” İmam şöyle buyurdu: “Bizler hakkında kendimizin bile inanmadığı bir takım şeylere inanan gruptur. Bunlar bizden değildir ve biz onlardan değiliz.” O, “Geri kalanlar kimdir?” diye arz etti. İmam şöyle buyurdu: “Onlar da hayrı arar ve taleb ederler, hayra ulaşır ve sevabını elde ederler.”[46]

 

Şiilerin Halka Karşı Takınması Gereken Tavırları

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ey Şiiler topluluğu! Sizler bize mensupsunuz. O halde bize süs olun. Bizlere utanç sebebi olmayın.”[47]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Bizleri halka sevdiren ve nefret ettirmeyen kimseye Allah rahmet etsin. Allah’a yemin olsun ki eğer insanlara bizim sözlerimizin güzelliklerini rivayet etselerdi, daha değerli olurlardı ve hiç kimse onlara bir şey isnat etmezdi.”[48]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Bizi insanlara sevdiren ve onlara nefret ettirmeyen kimseye Allah rahmet etsin! Bilin! Allah’a andolsun ki eğer bizlerin güzel sözlerini rivayet etselerdi daha değerli olurlardı ve hiç kimse onlara (kötü bir şey) isnat etmezdi. Ama onlardan biri bizden bir şey işitiyor ve ona on cümle daha ekliyor.”[49]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ey Abdula’la!…Benim selamımı ve Allah’ın rahmetini Şiilere ulaştır ve de ki: “(İmam Sadık) sizlere şöyle diyor: “İnsanlara derk ettiği sözleri bildirerek ve onların derk etmediği şeyleri beyan etmekten sakınarak insanların sevgisini bizlere ve kendisine celbeden kimseye Allah rahmet etsin.”[50]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ey Şiiler topluluğu! Bize süs olun, utanç vesilesi olmayın. İnsanlara güzel sözler söyleyin, dilinizi koruyun ve dillerinizi boş ve çirkin sözlerden alı koyun.”[51]

İmam Hadi (a.s), kendi Şiilerine şöyle buyurmuştur: “Allah’tan korkun ve bizlere süs olun; utanç sebebi değil. Sevgileri bizlere celb edin ve her türlü çirkinliği bizden uzak kılın.”[52]

 

Kıyamette Şiinin Makamı

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ey Ali! Bu dostum Cebrail aziz ve celil olan Allah katından haber verdi ki seni sevenlere ve şiilerine yedi haslet vermiştir: Ölüm anında kolaylık, yalnızlıkta arkadaşlık, karanlıkta nur, korku anında güvenlik, amel terazisinin kefelerinin denk olması sırattan geçiş ve insanların cennete girişinden seksen yıl önce cennete giriş.”[53]

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü vilayetimizde halis olan benim ve Ehl-i Beyt’imin şiileri için arşın etrafına minberler kurulur, aziz ve celil olan Allah şöyle buyurur: “Ey Allah’ın Kulları! Bana doğru gelin ki kerametimi sizler arasına yayayım. Zira sizler dünyada eziyet çektiniz.”[54]

Resulullah (s.a.a), Allah-u Teala’nın “Önde olanlar öndedirler. İşte onlar en yakın olanlardır” ayetini soran İbn-i Abbas’a şöyle buyurmuştur: “Cebrail bana şöyle buyurmuştur: “Onlar Ali ve Şiileridir. Onlar cennete ilk önce koşanlardır ve Allah’ın lütuf ve kerameti sebebiyle O’na yakın olanlardır.”[55]

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü kurtuluşa erenler Ali’nin şiileridir.”[56]

Resulullah (s.a.a), Ali’ye (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü senin Şiilerin suya kanmış ve susuz olmadığı bir halde gelirler. Düşmanların ise susuz bir halde gelir, su taleb eder ve hiç kimse onlara su vermez.”[57]

 

Şii Olduğunu İddia Etmek

Kufe kadısı Ammar Duhni’ye “Rafizi” deyince Ammar ağladı. Kadı bu ağlamasının sebebini sorunca Ammar şöyle diyor: “(Ben hem kendim için ve hem senin için ağlıyorum) Kendim için ağlamamın sebebi şudur ki sen beni layık olmadığım büyük bir makamla nitelendirdin. Rafizi olduğumu söyledin. Yazıklar olsun sana. İmam Sadık (a.s) bana şöyle buyurmuştur: “Rafizi olarak adlandırılan ilk kimseler, Musa’nın (a.s) nübüvvet nişanelerini görünce ona iman eden ve ona uyan ve Firavun’un emrini reddeden ve bu sebeple başlarına gelen tüm belalara boyun eğen, göğüs geren sihirbazlardır. Firavun onları Rafizi olarak adlandırdı. Çünkü onun dini refz (red) etmişlerdi.” O halde Rafizi Allah-u Teala’nın sevmediği her şeyi reddeden ve Allah’ın emrettiği her şeyle amel eden kimsedir. Bu zamanda böyle kimseler nerede bulunur? Kendim için ağladım, çünkü Allah’ın kalbimden haberdar olmasından ve böyle şerafetli bir ismi kendim için kabul ettiğimden dolayı beni kınamasından ve bana şöyle buyurmasından korkuyorum: “Ey Ammar! Sen batıl şeyleri reddettin mi ve itaat ederek amel ettin mi ki bu kadı senin hakkında böyle diyor?” O halde bu Allah’ın beni idare edeceği ve derecemi düşüreceği taktirdedir. Ama eğer bana sıkı davranırsa efendilerimin bana şefaat etmeleri dışında şiddetli azabıma sebep olur.

Ama senin için ağlamamın sebebi ise beni adımdan başka bir isimle adlandırıp büyük bir yalan atmandır. En şerafetli ismi en aşağılık isme değiştirdiğin için senin için Allah’ın şiddetli azabından korkuyorum. Senin bedenin söylediğin bu sözün azabına nasıl tahammül edebilir?”[58]

İmam Kazım’a (a.s), “Pazarda birisi feryad edip şöyle diyordu: “Ben Muhammed ve Al-i Muhammed’in halis Şii’siyim.” O bir takım elbiseleri açık artırmaya koymuş ve, “Kim bu elbiselere en fazla parayı verir?” diye feryat ediyordu” denilince şöyle buyurmuştur: “Kendi değerini bilen kimse cehalet ve helak çukuruna düşmez. Böyle bir kimsenin kime benzediğini biliyor musunuz? O tıpkı şöyle söyleyen birine benzer: “Ben Selman, Ebuzer, Mikdad gibiyim.” Buna rağmen ölçü ve terazide hilekarlık eder ve malın ayıplarını müşteriden saklar. Bir mal alır ve onu bu malı isteyen yabancı birine pahalı bir fiyatla satar. Müşteri gidince de şöyle der: “Ben onu istediği taktirde en az bir fiyatla da kendisine verirdim?” Acaba böyle bir kimse Ebuzer, Selman, Mikdad ve Ammar gibi midir? Haşa onun gibi olsun. Ama biz onun, “Ben Muhammed ve Al-i Muhammed’in dostlarındanım, dostlarına dost ve düşmanlarına düşmanım” demesine engel olmayız.”[59]

İmam Rıza (a.s), iki gün huzuruna giriş izni vermediği bir gruba şöyle buyurmuştur: “Zira sizler Müminlerin Emiri Ali b. Ebi Talib’in şiileri olduğunuzu iddia ettiniz. Yazıklar olsun size, onun şiileri gerçekte, Hasan, Hüseyin, Selman, Ebuzer, Mikdad, Ammar ve Muhammed b. Ebi Bekr idiler ki onun hiçbir emrine muhalefet etmediler ve hiçbir sakındırdığı şeye bulaşmadılar.

Ama sizler onun şiileri olduğunuzu söylediğiniz halde amellerinizin çoğu onun isteklerine aykırıdır. Bir çok farzlarda ihmalkarlık ediyor, dini kardeşlerinizin büyük haklarına itina göstermiyorsunuz. Takiyyenin farz olmadığı yerde takiyye yapıyor ve takiyye etmeniz gereken yerde takiyye yapmıyorsunuz.”[60]

İmam Rıza (a.s), kendisine, “Ben sizin halis Şii’nizim” diyen birine şöyle buyurmuştur: “Hey! Kardeşlerine yaptığın iyilikleri ve sadakaları bu sözünle yok ettin.” “Ben sizin halis Şii’niz olduğum halde nasıl onları yok ettim?” diye sorduğunda ise “Eyvahlar olsun sana! Bizim halis şiilerimizin olduğunu bilmiyor musun?” diye buyurdu. O, “Hayır bilmiyorum” deyince de İmam şöyle buyurdu: “Bizim halis şiilerimiz, mümin Hizkil, Al-i Firavun’un mümini ve Allah-u Teala’nın hakkında şöyle buyurduğu Yasin sahibidir: “Şehrin öbür ucundan koşarak bir adam geldi…” Selman, Ebu Zer, Mikdad ve Ammar’dır. Sen kendini bunlara denk mi tutuyorsun? Bil ki sen bu iddianla melekleri ve bizleri incittin.” O şahıs şöyle buyurdu: “Allah’tan bağışlanma dilerim ve onun dergahına yönelirim. O halde ne diyeyim?” İmam şöyle buyurdu: “Ben sizlerin dostlarınızdan ve sevenlerinizdenim. Düşmanlarınıza düşman ve dostlarınıza dostum.” [61]

İmam Askeri (a.s), hırsızlıkla suçlanan ve Şii olduğunu iddia eden birisi hakkında valiye şöyle buyurmuştur: “Allah’a sığınırım! Bu Ali’nin (a.s) şiilerinden değildir. Allah onu sadece Ali’nin (a.s) Şii’si olduğunu sandığı için senin eline düşürmüştür.”[62