A’raf’ın anlamı

0
A’raf kelimesi, Kur’ân’da sadece Â’râf Suresi’nin bu dört ayetinde (46-49) zikredilmiştir.
Bu ayetler üzerindeki incelememizin sonucuna göre A’raf, kıyamet günü ortaya çıkacak olan yüce insanî makamlardan biridir. Yüce Allah bu makamı, mükâfat ve ceza yurtları arasında, bu yurtları birbirinden ayıran bir perde, bir engel olarak ifade ediyor. Perde, doğal olarak her iki tarafla ilişkili olmakla birlikte, bu iki tarafın hükmü dışındadır. Bu engelin tepeleri, yüksek yerleri vardır ve bu tepelerde bazı adamlar bulunmaktadır. Bu adamlar, ilkinden sonuncusuna kadar bütün insanlara yukardan bakarlar. Herkesi, en yücesinden en aşağısına kadar bütün farklı dereceleri ile bulunduğu makamda görürler. Herkesi özel durumu ve ameli ile tanırlar. İstedikleri kimse ile konuşabilirler. İstediklerine güvence verirler ve Allah’ın izni ile cennete girme emri verirler.

Bunlardan anlaşılıyor ki, bu kimselerin özel bir konumu vardır. Bu konum iyi ameller sayesinde elde edilen mutluluk ile kötü işler yüzünden karşılaşılan bedbahtlık dışında bir konumdur; bu iki makamın her ikisinin de üstünde olduğu için bu makamların her ikisi için de hüküm ve egemenlik kaynağı olan bir makamdır.

Daha iyi anlaşılabilmesi için bu makamı padişahların çevresinde oluşan hiyerarşinin ışığında değerlendirebiliriz. Bilindiği gibi dünya hükümdarlarının çevresinde onların nimetleri ile nimetlenen, merhametlerinin kapsamına giren, canlarının istediği gibi mutlu hayat süren mutlu bir kesimin yanı sıra zindanlarda ceza çeken, acı içinde kıvranan bahtsız bir kesim vardır. Bunlar, mutlu ve bedbaht kimselerdir. Bunların arasında birbirlerine karışmalarını önleyen bir üçüncü kesim vardır. Bu üçüncü kesim, bu iki kesime hükmeder, onların işlerini düzenler. Bu kesimin bir bölümünü, hizmet elemanları oluşturur. Bunlar, mutlu kesime nimet sunarak ve bedbahtlara azap ileterek hükümdara hizmet ederler. Kendileri de mutlu kesimdendirler. Bu kesimin diğer bir bölümü, hizmet elemanlarının ötesindedir. Bunlar, bütün bu kesimlerin işlerini düzenlerler ve hükümdara en yakın aracılardır. Onlar da mutlu kesimdendirler. Çünkü mutluluğun mutlaklık ve kayıtlılık bakımından değişen, farklı dereceleri vardır.

Hesaplaşma gününün hükümdarı olan yüce Allah için de böyle bir uygulama sistemi imkânsız değildir. O, insanların bir kesimini rahmetinin kapsamına alarak iyilikleri sayesinde onları cennete koyabilir ve bereketlerini onlara bol bol ihsan edebilir. Çünkü O, büyük lütuf sahibi ve günahların affedicisidir. Buna karşılık, insanların bir başka kesimini de işledikleri kötülükler yüzünden cehenneme koyabilir. Çünkü O, üstün iradeli, intikam alıcı, şiddetli azabı olan ve günahkârları yakalayandır. Bunların yanı sıra bir üçüncü kesim insanlara da kendisi ile sözü edilen iki kesim arasında aracılık etme izni verebilir. Bu kimseler, O’nun bu iki kesim hakkındaki emirlerini ve hükümlerini yü-rütürler veya O’nun kimin mutlu ve kimin bedbaht olduğu ile ilgili hükmünü insanlara bildirirler. Çünkü O, kahredici birdir, her şeyi dilediği gibi kahreder. İstediğini aracı, istediğini mutlu ve dilediğini bedbaht yapar. “Bugün mülk kimindir? Bir ve kahredici olan Allah’ındır.” (Mü’min, 16) ayetinde buyrulduğu gibi. Bu noktayı iyi anlamak gerekir.

Bunları da beğenebilirsin Diğer Yazılar