Allah’a Yakın Olmanın Anlamı Nedir?

0
Soru: Allah’a yakınlıktan maksat nedir? İnsanın Allah’a yakın olması nasıl tasavvur edilebilir?

Cevap: Yakınlık tabiri üç yerde kullanılır:

1- Mekan yakınlığı: Mekan açısından birbirine yakın olan iki varlığa, birbirine yakındır denir.

2- Zaman yakınlığı: Zaman açısından birbirlerine yakın olan iki şeye, bu ikisi birbirlerine yakındır denir. Kulların Allah’a yakınlığı bu iki türden biri değildir. Zira Allahu Teâlâ, zaman ve mekan zarflarında vaki olmamıştır. Dolaysıyla hiç bir şeyin ona oranla zaman veya mekan yakınlığı sözkonusu olamaz; bilakis, Allahu Teâlâ zaman ve mekanın yaratıcısı olup her ikisini kapsar.

3- Mecazî yakınlık: Bazen falan adam falanca adama yakındır der, bundan, ona saygı ve ilgi duyduğunu, onun isteklerini yerine getirdiğini kastederiz. Bu türden olan yakınlık mecazî, itibarî ve teşrifatî yakınlık olup hakiki yakınlık değildir. İnsanın Allah’a yakınlığı da bu türden olabilir mi? Allah’ın, liyakatli kullarına ilgi duyduğu ve onlara istediklerini verdiği doğrudur. Ancak insanın Allah’a yakınlığını bu türden sayamayız, zira daha önce de dediğimiz gibi insanın zâti fiili, onun yönü ve doğru yolu gerçek ve hakiki olup itibarî ve teşrifatî şeyler olmadığı akli ilimlerle ispatlanmıştır; ayet ve hadisler de delalet etmektedir buna. Allah’a dönüş de ayet ve hadislerde geçer ve bu da itibarî olamaz. İşte birkaç örnek:

    Allahu Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

“Ey iyiden iyiye inanmış, şüpheden kurtulmuş can! Dön rabbine, O’ndan râzı olarak ve rızâsını kazanmış bulunarak.” [1]

     Ayrıca buyuruyor ki:

“Kim salih bir amelde bulunursa kendi lehinedir, kim de kötülük yaparsa, artık o da kendi aleyhinedir. Sonra siz Rabbinize döndürüleceksiniz.” [2]

     Başka bir yerde de şöyle buyurmaktadır:

“Onlara bir musibet isabet ettiğinde derler ki; “Biz Allah’a ait (kullar)ız ve şüphesiz O’na dönücüleriz.” [3]

Her halukârda Allah’a dönüş, sırat-ı müstakim, Allah’ın yolu ve nefsin mükemmelleşmesi, hakiki ve gerçek şeyler olup itibarî ve mecazî değillerdir. İnsanın Allah’a doğru hareketi, sonucu ölümden sonra aşikar olacak bilinçli ve irâdi bir harekettir. Varlığın başlangıcından itibaren bu hareket de başlar ve ölünceye kadar da devam eder. Binaenaleyh, Allah’a yakınlık da gerçeği olan bir şeydir. Allah’ın liyakatli kulları Allah’a gerçekten yaklaşır, salih olmayan günahkâr kullar da Allah’tan gerçekten uzaklaşırlar. Dolayısıyla, Allah’a yakınlığın ne demek olduğuna bakmalıyız.

Allah’a yakınlık halk arasında bilinen yakınlıklardan farklıdır. Bu, onlardan ayrı bir yakınlıktır. Buna kemalî yakınlık ve varlıksal bir derece de denilebilir. Bu konunun açıklığa kavuşması için bir noktaya işaret etmemiz gerekiyor.

İslamî hikmet ve felsefe kitaplarında varlığın değişik derece ve mertebeleri olan bir hakikat olduğu ispatlanmıştır. Varlık, zaaf ve kuvvet derecesi olan bir ışık gibidir. Nurun en zayıf derecesi de ışıktır (mesela bir voltluk bir ışık gibi), en kuvvetli dereceleri de. Işığın en zayıf derecesiyle en kuvvetli derecesi arasında zaaf ve kuvveti değişen nur -ışık- mertebeleri vardır; bunların hepsi de nurdur. Keza varlığın da şiddet ve zaafa göre değişen çeşitli mertebeleri vardır. Varlığın en düşük mertebesi tabiat ve maddenin varlığıdır; en yüksek mertebesi ise kemal açısından sonsuz ve sınırsız olan Allahu Teâlâ’nın mukaddes zatıdır. Bu iki mertebe arasında, varlığın şiddet ve zaafı değişen çeşitli mertebeleri, muhtelif dereceleri vardır. Buradan anlaşılıyor ki varlık ne kadar kuvvetli olur, derece ve mertebesi ne kadar yüksek ve daha mükemmel olursa Allahu Teâlâ’nın mukaddes ve nihayeti olmayan zatına bir o kadar yakın olur; aksine, ne kadar zayıf ve düşük olursa Vacibul-vücud’un zatından da bir o kadar uzak olur.

Şimdi yukardaki açıklamaya dikkat ederek insanın Allah’a yakınlığını ve ondan uzaklığını tasavvur edebiliriz. İnsan fiil açısından maddeye bağlı olan, ruhî açıdan soyut bir hakikattır. Dolayısıyla hareket edebilir ve varlığının nihaî mertebesine ulaşıncaya dek tedricen mükemmelleşebilir. Hareketinin başlangıcında hedefe ulaşıncaya kadar bir gerçek ve hakikatten başka bir şey değildir; ancak mükemmelleşir ve varlığın mertebelerinde seyredip yükselirse varlığın kaynağına, yani Allahu Teâlâ’nın sonsuz ve mukaddes varlığına bir o kadar yaklaşmış olur. İnsan, iman ve salih amel vasıtasıyla varlığını tedricen mükemmelleştirerek Allah’a yakınlık makamına ulaşabilir; varlığın madeninden, kemâl ve cemâlin kaynağından daha fazla feyizler alarak kendisi daha fazla eserlerin kaynağı olabilir.

Bu açıklamayla insanın nihayeti olmayan bir hedefe doğru hareket ve yükselişinin devam ettiği ve herkesin kendi çabası miktarınca Allah’a yakınlığın bir mertebesine ulaştığı ve bir başka deyişle yakınlık makamının bir nokta olmayıp derece ve mertebeleri olan bir hakikat olduğu; bu yakınlığın nisbî bir şey olup insanın, ne kadar çaba harcarsa bir o kadar yüksek makama yükseleceği ve daha fazla feyze sahip olacağı ortadadır.

—————————————————————————

 

[1]- Fecr / 28.

[2]- Casiye / 15.

[3]- Bakara / 156.

Bunları da beğenebilirsin Diğer Yazılar