1460360586656_jpg_852x400_q90_box-0,60,960,518_crop_detail

Alizade: İran’a karşı Kafkas cephesi hayata geçiriliyor!

rmenistan işgali altında bulunan Dağlık Karabağ’da Azerbaycan-Ermenistan arasında sorun olmaya devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde bu sorun büyük bir çatışmaya da neden oldu. Her ne kadar bu sorun iki ülke arasında görünüyor olsa da, küresel güçlerin de ilgi gösterdiği bir gerçektir. Rusya ile Amerika bu gelişmeleri pek yakından izlerken, bölge ülkelerinden olan İran ve Türkiye kayıtsız kalamayacaklarını kestirmek mümkün. Bütün bu gelişmeler sürerken, Türkiye’de bir kesim bu sorun üzerinden İran’ı hedef alıyor: İran Azerbaycan halkına yardım etmiyor ve hep Ermenistan’ın yanında duruyor! Bu iddiaları ise, Kafkaslar ve Ortadoğu uzmanı, aynı zamanda Dağlık Karabağlı Global Düşünce ve Araştırmalar Merkezi Başkanı Hekim Alizade gerçeklerle alakası olmadığını, bilakis tam tersi olduğunu söylüyor.

7SABAH-Son 5-6 yıldır Ortadoğu’da, beklenmedik gelişmeler yaşandı. Demokrasi iddiasıyla “Arap Baharı” başlatan güçler, halka demokrasi getireceklerine Afganistan ve Irak’ta yaptıklarını tekrarladılar. Ortadoğu’da yeni haritaları da gündeme getiren bu plan, adım adım hayata geçiriliyor. Tunus’ta başlayan ayaklanma, Suriye’de durdu. Aynı ayaklanma Yemen ve Bahreyn’de gerçekleşti ve hala devam etmesine rağmen ne dünya kamuoyunun ilgisini çekti, ne de gündeme getirildi. Öte tarafta Suriye’ye yönelik küresel terörizm ihraç edildi. Gelinen noktada ülke harabeye dönüşmüş, yüzbinler masum halk katledildi. Milyonlar mülteci oldu. Konumuz Azerbaycan/Dağlık Karabağ, ancak Ermenistan ile Azerbaycan arasında yaşanan gerilimi doğru anlamak için Ortadoğu’daki gelişmelerin üzerinden yola çıkmak gerekiyor. Dolayısıyla sizinle Azerbaycan ve Ermenistan’ı konuşurken küresel güçlerin planlarını nasıl işlendiğini görmek gerekiyor. Böyle bir giriş yaptıktan sonra şunu sormak istiyorum; Dağlık Karabağ’da neler oluyor?

Hekim Alizade- Öncelikle Karabağ’ın sorununa bakalım. Sovyetler yıkıldıktan sonra böyle bir sorun ortaya çıktı. Sovyetler Birliği’nin yıkılması yürütülen bir savağın sonucuydu. Ancak ben bunu hep diyorum bu savaş Rusların yaptığı bir savaş değil, Amerika’nın ve Batı dünyasının Sovyetleri yıkmak için yarattığı bir kaosun neticesidir.  Azerbaycan da, Ermenistan da, Gürcistan da ve Moldovya da bir sorun vardı.  Özbekistan ile Kırgızistan arasında sorun vardı. Yani çeşitli bölgelerde sıkıntılar çıkarıldı ve Karabağ’da bunun en şiddetlisi oldu. Yani bu sorunu ortaya çıkaran ne Rusya’dır ne İran’dır. Bu sorunu çıkaran Amerika’dır. Direk Sovyetleri yıkmak adına. Ondan sonra savaş esnasında birleşmiş milletlerin tanıdığı toprakların Azerilerin yüzde 85-90 yaşadığı toprakları Tamamen Ermeniler işgal etti. Dağlık Karabağ dışında kalan şehirleri de Karabağ’ı işgal etti.  94’e kadar savaş devam etti. 94’ün mayıs ayında ateşkes imzalandı. 23 yıldır bu ateşkes devam ediyor. AGİT’in güvencesi altında ve Minsk grubunun tasarrufunda bu sorunların çözülmesi için görevlendirilmiştir. Minsk grubu Rusya, Amerika ve Fransa’dan oluşuyor. İşin ilginç tarafı bu ülkelerin hiç biri Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan toprakları olduğu yönünde bir beyanatları yoktur. Azerbaycan’ı masaya zorladılar, taviz vermeye zorladılar. Savaşı kaybeden tarafsın, taviz vermelisin dayatmasında bulundular. 20 yıldır sürdürülen ateşkesin son çatışmalarla bozulmasının nedeni de bu dayatmalardır. Dolayısıyla Dağlık Karabağ sorunu Azerbaycan için ideolojik bir durumu yoktur. Topraklarımız işgal altında ve mutlaka geri alınmalıdır deniliyor. Yönetimde kim olduğu Azerbaycan halkı için hiç fark etmez. O yüzden kimse çıkıp son yaşananların politik reflekslerin bir tezahürüdür diyemez. Karabağ kurtarılmadığı sürece bölgede barışın olması mümkün değildir.

Azerbaycan’ın bu anlamda kimseden icazet alacak konumda değildir. 90’lı yılların Azerbaycan’ı yok artık. Ekonomisi, siyasi ve askeri gücü önemli bir noktaya gelmiştir. Azerbaycan’ın tek politikası da budur. Farklı yorumlarla kamuoyunu yanıltan politikaları yıkmak lazım. Bu savaş orta vadede değil, kısa vadede sonuca götürülmelidir. Savaş uzadığı takdirde dış güçlerin topraklarımızda farklı alanlar açması kaçınılmaz olur. Böyle bir durum en çok da Rusya ve İran’ı rahatsız eder. Bu nedenle Minsk’in bir an evvel bu sorunu çözmesi gerekirken, maalesef görevini yapmamıştır. Rusya işte böyle bir durumda bu 3’lüyü devre dışı bırakmak zorunda kalmıştır. Sorun ancak işgal edilen şehirlerin geri verilmesiyle çözüme kavuşur. 13 Şehir geri verilsin, göçe zorlanan halk yeniden geri dönsün ve yapılacak referandumla oranın statüsü belirlensin. Ermenistan ise bu şartları kabul etmiyor ve diyor ki; ben buraları savaşarak aldım, ben kazanan tarafım. Bu tutum karşısında Rusya kenara çekildi. Tabiri caizse Azerbaycan savaşsın seninle, bakalım kazanacak mısın dedi. Yani bir nevi Rusya Ermenistan’ı masaya oturup, anlaşmaya imza atmaları için zorluyor.

Bu görünen tarafı, birde resmin büyük tarafı var. Ortadoğu’da, yani Irak’ta Suriye’de falan 2. durağı Kafkaslar var. Kafkaslar Ortadoğu’yla içli dışlıdır. Ama Kafkas öyle bir yerdir ki hem Ortadoğu’yla ilişkisi var, hem de Orta Asya’yla… Bunu Rusya biliyor. Bunu devletler biliyor. Bunu Türkiye de görüyor. Şimdi Rusya bu savaşın kendi kapısına dayanmadan çözmek istiyor. Rusya, Ermenistan’dan ziyade Azerbaycan’ı yanına almak istiyor. Çünkü Azerbaycan Kafkasların en büyük devletidir ve bu büyük devletinin yüzde 90’ı Şii’dir. Rusya’nın güvenliğini tehdit eden Selefi akımların orada faaliyet göstermesi imkânsızdır. Ama Ermenistan olursa, o bölge küresel cihatçıların da yuvası haline gelir. Burada İran’ın konumu çok önemlidir. Azerbaycan ile Rusya arasında sağlanan birliktelik bunun bir örneğidir. Bu aynı zamanda İran için de önemli ve stratejik bir hakikattir. İran için en güvenli bölge Azerbaycan sınırlarıdır, Dağlık Karabağ ise hayati bir öneme sahiptir. Yani bana göre ABD ve Batının üzerinde durduğu ve orada büyük bir savaşı çıkarmak istiyor. ABD’nin ve Suudi Arabistan’ın izlediği politika ortadadır. Öte yandan Kafkaslara vehhabilik ihraç ediliyor. Bu ihraç edilen akım son derece tehlikeli bir akımdır.

7SABAH- Ben aslında burada araya girmek istiyorum. Sız batı dünyasının Rusya’yı özellikle Sovyetler birliğinin dağılmasıyla ilgili bir takım şeyler söylediniz. Orda hemen aklıma Çeçenistan geldi. Bilindiği üzere 90’lı yıllarda başlayan Çeçenistan mücadelesi… Şuan Suriye’de cihatçılar kavramı öne sürüldü?

Hekim Alizade -Aynen, Çeçen halkı o zaman bağımsızlık mücadelesi verdiler ama nereye kadar? Amerika, Suudi Arabistan’ın, Katar’ın ve diğer ülkelerin eliyle yapıldı. Türkiye’nin de bunu içinde payı var. Çeçenistan’ı Vahhabileştirdiler. Selefi grupları oraya gönderdi. Afganistan’dan Emirlik görevini yapan vardı. Taliban üyesi de komutandı. Yani Taliban komutanı oraya geldi. Sünni olan Çeçen halkını Selefileştirdiler. O zamana kadar orada bağımsız hareket edildi. Cevher Dudayev öldürüldükten sonra tekfirciler öne çıktı. Sonra herkesin malumu, Çeçen özgürlük mücadelesinden uzaklaştı ve Müslümanları hedef haline getiren IŞİD gibi bir örgütün mensubu oldular. Şunu da belirtelim ki IŞİD, Kafkasya’daki örgütün en büyük koludur. Bu örgütün büyük bir kısmı Çeçenistanlı, Dağıstanlı ve tekfirci Azerilerden oluşuyor. Suriye’de bu kadar başarıllı olmalarının nedeni de budur. En zor şartlarda bile savaşabilen insanlardır. Kafkaslardaki deneyimlerini Suriye sahasında iyi sergiliyorlar. Şimdi bu akım Suriye ve Irak’ta açtığı cephenin bir benzerini de Kafkaslarda açmak istiyor. Bu cephe için en ideal yer ise Azerbaycan’dır. Hem Şii olması, hem de İran’ın komşu olması yeterli bir gerekçedir.

7SABAH- Ben burada bunu sormak istiyorum. Daha demin dediniz ki, Azerbaycan’da bir Şia faktörü var. İran’a olan yakınlığı da ortadadır. Buna rağmen İsrail’in Azerbaycan’dan İran’a karşı bir cephe açmayı amaçlıyor. Hatta Azerbaycan’da askeri üsler açtı. Azerbaycan halkına rağmen, ki İran’da ciddi bir Azeri nüfusu var, burada kendi soydaş ve dindaşlarına yönelik bir saldırı söz konusu. Bu tabloya rağmen kim ve hangi hesaplarla böyle bir girişimde bulunabiliyor?

Hekim Alizade -Şimdi olaya iki yerden görmemiz lazım, İran ve Rusya cephesinden bakmamız lazım. şimdi İran cephesinden baktığımızda İran’ın güneyinde sıkıntılı bir cephesi var. Tekfirci akımların en çok Irak’tan tehdit ettiğini görüyoruz. Pakistan sınırında da ciddi tehditler var. Bunların dışında Suriye ve Lübnan’da İran karşıtı bir cephe var. Dolayısıyla İran’ın en güvenli ve sağlam cephesi Kafkas cephesidir. Yani büyük bir sınırı olan Azerbaycan’dır. Ülkedeki Şii nüfusunun da çoğunlukta olduğu için batı emperyalizmi için tehdit oluşturuyor. Bu nedenle Azerbaycan’ın mutlak suretle İran’ın etkisinden kurtarılması amaçlanıyor. Azerbaycan’da halkı selefileştirme çalışmaları da en üst düzeyde yürütülüyor. Vahhabi akımların çok rahatça hareket ettiğini görmekteyiz. Burada Azerbaycan’dan İran’a karşı açılması planlanan şer cephesi için yoğun bir çalışma var. Tekfirci akımların elinde önemli bir koz olduğunu da belirtmek lazım. Genel bir propaganda yürütüyor. Yandaşlarına Azerbaycan’ı sunarken kendileri için önemli argümanları kullanıyor. Diyor ki; Azerbaycan Şia’dır. Şialara karşı savaşmak onlar için en büyük cihattır. Dolayısıyla arzulanan ortam ve zemin sağlandığı takdirde Vahhabi-selefi tekfirci akımların hücum edeceği bir bölgedir Azerbaycan. İran bu tehlikenin farkındadır. 630 kilometre sınırı bulunan İran-Azerbaycan bütün yönleriyle ciddi tedbirler alıyor. Yöneticilere rağmen Azerbaycan halkı İran’a karşı bir yapılanmaya müsaade etmez. Hatta yöneticiler de bu riski göze alamaz. Rusya ise, burnunun dibinde Amerika ve İsrail gücünü görmek istemez. Azerbaycan’da ABD ve İsrail’in varlık gösterdiği takdirde Suudi Arabistan’ın da çok rahatça hareket etmesini sağlar. Tekfirci akımları destekleyen Suud yönetimidir. Azerbaycan’da varlık gösterdiği takdirde Rusya da o tekfirci akımların hedefi haline gelir. Dolayısıyla Rusya, Amerika’nın orada varlığını asla kabul edemez. Bu nedenle Azerbaycan, İran, Rusya ve Türkiye dörtlüsünün önemini göz ardı edilmemeli. Bunu Rusya iyi görüyor ve ona göre de tedbirini alıyor. ABD, İsrail ve Suudi etkisini kırarak bölgeyi, bölgenin üzerinde tasarrufu olan ülkelerle çözmek istiyor.

7SABAH-Azerbaycan’ın İran’a olan yakınlığı ve samimiyetinden bahsettiniz. Oysa zaman zaman Azerilerin İran’a karşı faaliyet yürüttüğünü görüyoruz. Benzer çalışmalar Türkiye’de de yapılıyor. En son Azerbaycan-Ermenistan çatışmalarının yaşandığı bir süreçte gördük. Medya üzerinden yürütülen kampanyada, İran’ın Azerbaycan’ın yanında değil de, Ermenistan’ın yanında duruyor. Yani İran Ermenistan’a yardım ediyor. Buna mukabil sürekli sorulan bir soru var; İran neden Azerbaycan’ın işgaline ses çıkarmadı, neden Azerbaycan’a yardım etmedi? Bu İddialar merkezi Ankara’da olan bir STK tarafından organize ediliyor, bu STK’nın yöneticileri de Azeri…bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hekim Alizade -Ben bu söylediklerinize tamamen katılmıyorum. Ancak kısmen de olsa böyle bir propaganda var. Bu propaganda Türkiye’de yaşayan milliyetçi Azeriler üzerinden yapılıyor. Bu milliyetçi kesim İran’ı düşman olarak göstermeye çalışıyor. Bunun dışında Azerbaycan halkı ortaya atılan iddialara inanmıyor. İran her zaman Azerbaycan halkı yanında olmuş ve Ermenistan’ın Karabağ’daki işgaline hiçbir zaman razı olmamıştır. Bu iddiaları ortaya atanlar tarihten haberleri yoktur. Azerilerle Farslar arasında çok eskilerden gelen önemli bir bağ vardır. Kardeş gibidirler. Ortak tarihleri, kültürleri ve inançları vardır. Bu önemli bağlar söz konusuyken düşmanlık olur mu? Bizim İran’la ilişkimiz Türklerle Kürtler arasındaki ilişkiye benzer. Nasıl ki Türkler ile Kürtlerin kalpleri aynı değer için çarpıyorsa, nasıl ki Türkler İle Arapların kalbi aynı değerler için çarpıyorsa, bizim de İranlılarla aynı şekilde duygularımız vardır. Burada çok önemli bir detay var, İran’da Azerilere karşı bir ayrımcılık yoktur. İslam’dan önce aynı inanç ve kültüre sahip iki toplum, İslam’a girildikten sonra da aynı ortak değerleri taşımıştır. Safeviler gerçeği var, bin yıllık bir Azeri yönetimi var. 1920’ye kadar İran’ı Azeriler yönetmiş. Hala da Azeriler İran’da en önemli konumdalar. Ve Azeriler ülkeyi yönetiyor. Kimse çıkıp sen Azerisin, niye yönetiyorsun demiyor.

7SABAH-yani bir ayrım söz konusu değil?

Hekim Alizade -Asla… Şöyle bir şey söyleyeyim İran’ın güvenlik güçlerinin büyük bir kesimi Azeridir. Özelikle devrim muhafızları… İran’da Azeri toplumu savaşçı bir toplumdur. Bu savaş geleneği Türklerin bir geleneğidir. Cephede savaşmayı severler, silaha meraklılar. Farslar ise, daha çok ilim ve bilim işleriyle uğraşırlar. Bugün Suriye’de şehit olanların çoğu da İranlı Azerilerdir. Bu İrani bir kültürdür. Bu durumdan kimse de şikayetçi değildir. Gelelim İran neden Azerbaycan’ın yanında değil iddialarına… Ben Karabağlıyım ve Karabağ savaşının da tanığıyım. Karabağ halkı işgalci güçlerden kaçarken, İranlılar sahip çıktı. İlk çadır kenti İranlılar kurdu. Bu çadır kenti İran İslam Cumhuriyeti İmam Humeyni İmdat yardım cemiyeti tarafından kuruldu. İki general görevlendirerek Azerbaycan’da karargah kurdu. Operasyonları onlar yönetiyordu. Özel birlikleri eğitti, silah ve para yardımı yaptı. Kimse Horabis operasyonunu unutamaz. Horabis operasyonu bir dönüm noktasıydı.

7SABAH-Horabis nedir?

Hekim Alizade -Horabis benim memleketimdir. 3 ay Ermenilerin işgali altında bulundu. Halk ile birlikte operasyon yaparak köyümüzü işgalden kurtardı. Afgan mücahitlerini (ŞİA) bütün masraflarını karşılayarak ve onların maaşını vererek Azerbaycan’da konuşlandırdı. Onlar da büyük bir mücadele verdi ve 23 köyümüzü işgalden kurtardılar. Bu hakikatleri hiç kimse inkâr edemez. 1995’e kadar kimse bunlara değinmedi. Avrupa ile masaya oturulana kadar…20 Eylül’de yapılan anlaşmaların detayında yer alanlar çok önemlidir. En önemli şartlarında biri İran’la olan bütün ilişkilerin kesilmesi şartıydı. Hatta İran’a karşı bizim yanımızda ol, bizi barındır, diyordu. Bu anlaşmada Avrupa Azerbaycan’da ticari ilişkiler kurdu. Azerbaycan bu teklifi kabul etti. İsrail, ABD, SUUD ve Avrupa ile yakınlaşınca, İran da Ermenistan’la ticari ilişkiler kurmak zorunda kaldı. Zaten İran’a yönelik ambargolar vardı. Haliyle mecburi ilişkiler kurması gerekiyordu. Azerbaycan bu anlaşmalar gereği İran’ın aldığı silahların ülkesinden geçmesine izin vermiyordu. İran mecburen Ermenistan üzerinden bu ihtiyacını karşılıyordu. Azerbaycan yönetimin bu uygulamasına rağmen İran hiçbir zaman işgal altındaki Azerbaycan topraklarını inkar etmedi ve hatta o dönem yayınladığı fetva ile Karabağ/Dağlık Karabağ Azerbaycan topraklarıdır dedi. Son geçtiğimiz günlerde başlayan çatışmalar sırasında gazetecilerin Rehber Hamanei’ye aynı soruyu sormaları üzerine, Hamanei o fetvanın hala geçerli olduğunu söyledi. bütün bu çabalar Azerbaycan halkının İran yardımlarını inkar etmesini sağlayamayacaktır. Biz İran’la içli dışlıyız…

 

7SABAH-İran’da Azerilere yönelik hiç mi sıkıntı yok?

Hekim Alizade -Ben kendimi bölgede siyasetle ilgilenen biri olarak görüyorum. Ülkelerin kendi iç meseleleri vardır. Bu her zaman mümkündür. Örneğin Türkiye’de Kürtler ile ilgili ciddi sorunlar var ve bunun üzerine siyasilerin çabası var. Zaman zaman şiddete dayalı eylemlere dönüşüyor. Yanlış politikalar böyle sonuçlar doğurabilir. Bu Azerbaycan için de geçerli, İran için de. Ben bunları iç mesele olarak görüyorum.

7SABAH-Benim üzerinden durduğum daha önemli meseleler var. Bizim asıl konumuz Dağlık Karabağ-Azerbaycan Ermenistan gerginliği olsa da, bu gerilimin ana temelini bölgesel siyasetin etkili olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin Suriye cephesi… Türkiye bu cephede kaybetti, tıpkı Amerika gibi, İsrail gibi… Yani batı dünyasının finanse ettiği ve her açıdan desteklediği cihadist örgütlerin “SURİYE MUHALEFETİ” olarak sunulması. Bütün çabalara rağmen küresel aktörler kaybetti ve geri adım attı, Türkiye ise aynı tutumunu sergiledi ve yalnız kaldı. Yaptığı hata neydi ve neden yalnız kaldı?

Hekim Alizade -Şöyle, Suriye’de her milletin kendi çıkarları vardı, beklentisi vardı. Amerika’nın çıkara dayalı beklentisi vardı. İsrail’in, Türkiye’nin ve diğer aktör devletlerin. Hepsinin bir çıkara dayalı hesapları vardı. Ancak Esad’ın gitmemesi onların bütün hesaplarını alt üst etti. tabi burada küçük bir ayrıntı var, onu da belirtmek isterim. ABD-İsrail Esad’ın gitmesinden ziyade, istikrarsız bir Suriye istiyordu. Hamas’ı desteklemeyen, Hizbullah’ı desteklemeyen, yani İsrail ve Amerika’nın çıkarlarına müsaade etmeyen bir Suriye istenmiyordu. ABD ve İsrail’in ekonomik, siyasi ve güvenlik eksenli hesapları vardı. Türkiye’nin ise, bölgede tek söz sahibi ülke olmak istiyordu. Yani Neo Osmanlı hayalleri… Mısır’da sözüm geçen biri olsun, Suriye’de dediklerimi yapan bir yönetici olsun gibi hesaplar… bu hesaplar doğrultusunda Direniş Cephesi hedef alındı. ABD ve İsrail’in bir diğer hesabı ise, İran’ın bölgede giderek artan gücüydü. Bunu kısmen de başardılar. Direniş cephesini oluşturan etkenler zayıflatıldı. Hamas’ın durumu ortada. Hizbullah bütün saldırılara rağmen gücünü ayakta tutmayı başardı. Filistin davasını savunan Filistinli gruplar ise, eksen kayması yaşıyor şimdi. Yani kendilerine her zaman yardım eden Suriye devletine ihanet ettiler. Diğer yandan Suriye üzerinde ciddi hesapları olan bir Suudi Arabistan vardı. O da İran’ın yükselişinden rahatsızdı. Birebir savaşa dahil olmaktansa, Vahhabi-Selefi tekfircileri Suriye’ye sürdü. Suriye operasyonuyla biraz kazançlı çıkan biri varsa o da Suud yönetimidir. Çünkü mezhepçi bir politika yürüten Suud hanedanlığı, Sünnileri etkilemeyi başardı ve aşırılıktan yana olan Sünnileri yanına almayı başardı. Ama yine de Suriye’de yenilmekten kurtulamadı. Bu güçler Suriye’ye girerken bir çıkış kapısı bırakmışlardı, fakat Türkiye bunu yapmadı. Girerken bir çıkış kapısı bırakmadı. Şimdi bunun sıkıntılarını yaşıyor. Sonuçlar ortada…

7sabah

Devam edecek…




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir