Ahiret Menzilleri (3)

0

BERZAH:
Allah Teala Müminun suresi 100. ayetinde Berzah aleminin dehşetli ve korkunç makamına işaret etmektedir: “Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir engel (berzah) vardır.”

Hz. Sadık (a.s) bir hadisinde şöyle buyurmaktadır:

“Allah’a andolsun ben sizler için berzahtan korkmaktayım!”

Ravi, “Berzah nedir?”diye sorunca da şöyle buyurdu:

“Berzah ölünce kıyamete kadar kalınan kabirdir.”[1]

Kutb-i Ravendi’nin “Lübb’ul– Lübab” kitabından şöyle bir rivayet nakledilmiştir: “Ramazan ayında her cuma akşamı ölüler yüksek sesle bağırarak şöyle derler: Ey ehlim! Ey çocuklarım! Ey yakınlarım! Bize her hangi bir şeyle merhamet edin, Allah size rahmet etsin, bizi hatırlayın, unutmayın, bize acıyın, garipliğimize merhamet edin, şüphesiz ki biz dar bir zindan, keder, gam ve zorluk içinde yaşamaktayız. O halde sizler de bizim gibi olmadan bize acıyın, duanızı esirgemeyin, bizim için sadaka  verin, belki bu vesileyle Allah bize rahmet eder.

Ey Allah’ın kulları! Biz de sizin gibi güçlüydük, sözlerimizi duyun, bizleri unutmayın, sizin içinde bulunduğunuz refahı biz de yaşadık, biz onları Allah yolunda harcamadık, hakkı engelledik, onlar bizim için günah oldu, başkalarına fayda verdi. Bize bir dirhem, bir parça ekmek veya herhangi bir şeyle merhamet edin, yakında siz de nefsinize ağlayacak, fayda görmeyeceksiniz. Nitekim biz de ağlıyor ama fayda görmüyoruz, o halde bizim gibi olmadan, çalışın” [2]

Cami’ul- Ahbar’da ashaptan bazısının naklettiğine göre Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ölülerinize hediye gönderin.”

Ashap, “Ölülerin hediyesi nedir?” diye sorduklarında da şöyle buyurdular:

“Sadaka ve duadır; müminlerin ruhu her cuma dünya semasına evlerinin karşısına iner, hüzünlü bir sesle ağlayarak feryat eder: ‘Ey ehlim! Ey babam! Ey annem! Ey yakınlarım! Bizlere merhamet edin, Allah da sizlere merhamet etsin, elinizde olan şeyler bize azap ve hesap oldu, faydası ise başkalarına ulaştı, bize bir dirhem, bir parça ekmek veya bir elbiseyle de olsa merhamet edin, Allah da size ziynet elbisesi giydirsin.”

Resulullah (s.a.a) de, biz de hep birlikte ağladık. Hz. Peygamber konuşamayacağı derecede hüngür hüngür ağlladıktan  sonra şöyle buyurdular:

“Onca nimet ve sevinçten sonra bu toprakta çürüyenler de sizin din kardeşlerinizdir. Kendi canları hakkında azap ve helak korkusuyla şöyle feryad ediyorlar:

‘Eyvahlar olsun bize, eğer elimizde olan şeyleri Allah’a itaat ve rızayeti yolunda harcamış olsaydık şimdi size muhtaç olmazdık.’ Sonra hasret ve pişmanlıkla geri dönerek şöyle feryad ederler: “Çabuk ölülerin sadakalarını gönderin.” [3]

Adı geçen eserde Hz. Peygamber’den yine şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Bir melek, ölü için verdiğiniz her sadakayı, parlak nuru yedi kat göklere erişen bir testi içerisine alır, kabrin kenarında durur ve şöyle feryad eder: ‘Selam olsun üzerinize ey kabir ehli! Yakınlarınız sizlere şu hediyeleri gönderdi.’ Ölü de onu alır kabrine koyar, böylece kabri genişler.”

Hz. Peygamber (s.a.a) daha sonra şöyle buyurdular:

“Bilin ki, ölüye sadaka vermekle de olsa merhamette bulunan kimseye, Allah nezdinde Uhud dağı kadar mükafat verilir, Allah’ın arşından başka hiçbir gölgenin olmadığı kıyamet gününde Allah’ın arşının gölgesinde olur, böylece bu sadakayla hem ölü hem de canlı kurtuluşa erer.” [4]

Söylenildiğine göre birisi Horasan Emirini rüyasında görüyor. Emir yalvarıp yakararak şöyle diyor:

“Köpeklerinizin önüne attığınız şeylerle de olsa bana bir şeyler gönderin, ona bile muhtaç durumdayım.” [5]

Allame Meclisi (r.a) Zat’ul- Mead kitabında şöyle buyuruyor:

“Ölüleri unutmamak lazım; zira hayırlı işlerden mahrum durumdalar, mümin kardeşleri yakınları ve çocuklarına ümit bağlamışlar, dört gözle onların ihsanlarını bekliyorlar. Özellikle de gece namazlarında, farz namazlardan sonra ve kutsal mekanlarda dualarını bekliyorlar, anne ve babaya diğerlerinden daha çok dua etmek ve hayırlı işler yapmak gerekir.

Rivayetlerde yer aldığına göre bazı evlatlar anne babaları hayattayken kötü olsalar da onlar öldükten sonra kendileri için yaptığı iyi işler sebebiyle hayırlı evlat olabilirler; hakeza anne babaları hayatta iken iyi olan evlatlar da yapması gereken hayırlı işleri az yaptıkları hasebiyle kötü evlat olurlar; anne baba için yapılacak başlıca hayırlı işler onların borçlarını ödemek, İlahi ve insani haklarını eda etmek, haç ve benzeri kazaya kalan ibadetlerini bizzat veya birini kiralamak suretiyle eda etmektir. [6]

Sahih rivayette yer aldığına göre İmam Sadık (a.s) her gece kendi evladı için ve her gün de anne babası için iki rekat namaz kılardı. Birinci  rekatında Kadir suresini, ikinci rekatında ise Kevser suresini okurdu. [7]

İmam Sadık (a.s) senedi sahih bir hadisinde şöyle buyuruyor: “Ölü darlık ve şiddet içinde olduğunda Allah Teala ona genişlik verir, darlıktan kurtarır ve ona; “Sana verilen bu genişlik falan mümin kardeşinin senin için kıldığı namaz sebebiyledir” denir.

Ravi, “İki rekat namaza iki ölüyü ortak kılabilir miyiz?” diye sorunca da İmam (a.s); “Evet” diye buyurdu.

Daha sonra şöyle buyurdu: “Canlı hediyeye sevindiği gibi, ölü de kendisi için yapılan dua ve istiğfarlarla genişlik bulur ve sevinir.” [8]

Yine şöyle buyurmuşlardır: “Namaz, oruç, hac, sadaka, dua ve diğer hayırlı ameller kabirdeki ölüye ulaşır. Bu amellerin sevabı hem ölüye, hem de o hayır ameli yapana yazılır.”

Başka bir hadiste şöyle buyurmuşlardır: “Müslümanlardan her kim bir ölü için salih amel yaparsa, Allah Teala onun sevabını kat kat verir ve ölü de o amelden faydalanır.” [9]

Başka bir rivayette de şöyle yer almıştır:

“Her hangi bir şahıs bir ölü için sadaka verdiğinde, Allah Teala Cebrail’e yetmiş bin melekle o ölünün kabrine gitmesini emreder, herbirinin elinde ilahi nimetlerle dolu bir tabak bulunur ve ona şöyle derler: ‘Selam olsun sana ey Allah’ın dostu, bu falan müminin sana gönderdiği hediyedir.’ Böylece kabri aydınlanır ve Allah (c.c) Cennet’te ona bin şehir ikram eder, onu bin huri ile evlendirir, ona bin elbise giydirir ve onun bin ihtiyacını giderir.” [10]

Ben de burada bir kaç faydalı hikaye ve sadık rüya nakletmeyi uygun görüyorum; sakın bunlara itinasızlık etme, sakın onları boş rüyalardan veya çocuklara nakledilen hikayelerden sanma, biraz düşün, iyice düşünecek olursan kafandan aklın,  gözünden uykun kaçar:

Bütün efsaneler,  uyku getirir;

Benim efsanem ise, uyku kaçırır.

“Şeyhimiz Sıkatu’-İslam Nuri (r.a), “Dar’us- Selam” kitabında büyük alim Seyyid Ali b. Hasan el- Hüseyini el- İsfahani’nin şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

“Allame babam vefat edince ben Necef’teydim. Ben ilim tahsiliyle meşgul idim. Babamın işlerine bazı mümin kardeşler baktığı için ben detayından habersizdim. Yedi ay sonra da annemi kaybettim. Annemin cenazesini de Necef’e getirip gömdüler. Bir gece rüyamda babamı gördüm. Oturduğum odaya geldi, ben hemen kalkıp kendisini selamladım. Odanın baş köşesine oturarak benim hal ve hatırımı sordu. O an öldüğünü de bildiğim için, “Siz İsfahan’da vefat ettiniz, buraya nasıl geldiniz?”diye sordum.

Babam şöyle dedi: “Evet vefat ettikten sonra beni Necef’e naklettiler ve şu anda mekanımız Necef’tedir.”

Kendisine; “Annem de yanında mı?”diye sordum.”Hayır!”deyince dehşete kapıldım. Bana; “O da Necef’tedir, ama başka bir mekandadır.” deyince, babamın alim olduğu için annemden daha üst bir makamda olduğunu anladım. Daha sonra babamın hal ve hatırını sordum, şöyle buyurdu: “Ben daha önce darlık ve sıkıntıda idim, ama şimdi Allah’a hamdolsun durumum iyidir. O darlık ve sıkıntılar genişlik ve ferahlığa dönüştü.”

Ben şaşkınlık içinde bunun nedenini sorunca da şöyle dedi: “Hacı Rıza adında birine borcum vardı. Bu yüzden durumum kötüleşti.”

Büyük şaşkınlıkla uykudan uyandım, korku içinde babamın vasisi olan kardeşime bir mektup yazarak gördüğüm rüyayı anlattım, babamın gerçekten Hacı Rıza’ya borcunun  olup olmadığını öğrenmesini istedim, kardeşim babamın borç defterinde böyle bir borcunun olmadığını söylediyse de bizzat o şahsa gidip sormasını istedim, kardeşim sorunca Hacı Rıza kendisine şöyle demiş: “Evet, benim babandan onsekiz tümen alacağım vardı ve bunu Allah’tan başka kimse bilmiyordu, baban vefat edince bu borcunu defterine yazmadığını öğrendim, iddia edecek olsaydım bile isbat edemezdim, onun borç defterine yazdığını zannetmiştim, herhalde müsamaha etmiş, dolayısıyla ben de alacağımdan ümidimi kestim.”

Kardeşim gördüğüm rüyayı ona anlatmış ve borcunu ödemek istemiş, Hacı Rıza ise babamın bu şekilde borcunu haber vermesinden dolayı hakkını helal edip almaktan vazgeçmiş. [11]

Hakeza büyük üstadım Nuri Hacı Molla Ebu’l Hasan “Dar’us- Selam” kitabında Mazenderani’den şöyle söylediğini nakletmektedir:

“Benim Molla Cafer adında Tilk’li büyük bir alim dostum vardı, veba salgınında bir çok insan ölmüş ve bu dostumu vasileri olarak tayin etmişlerdi. Molla Cafer onların vasiyeti üzere mallarını toplamış ama gerekli yerlere harcamadan ölmüştü, dolayısıyla mallar zayi olmuş, gerekli yerlere ulaştırılmamıştı.

Günün birinde Allah bana İmam Hüseyin (a.s)’in kabrini ziyaret etmeyi nasip etti, Kerbela’da bir gece rüyamda ateşler içinde yanan, boynuna zincir vurulmuş birini gördüm, zincirin iki tarafında iki şahıs durmuştu, boynunda zincir olan adamın dili uzamış, göğsüne kadar sarkmıştı, beni görünce yanıma geldi, yaklaştığında dostum Molla Cafer olduğunu gördüm, haline şaşırdım, benimle konuşmak ve yardım istediyse de o iki şahıs zincirin iki tarafından çekerek onu geriye attılar, konuşmasına izin vermediler, bu durum tam üç defa aynı şekilde cereyan etti, ben bu durumdan korkuya kapıldım ve çığlık atarak uyandım, çığlığımdan yanımda yatan bir alim de uyandı, ona gördüğüm rüyayı anlattım, o anda haremin kapıları açıldı, birlikte gidip ziyaret etmemizi ve dostum Molla Cafer için Allah’tan bağışlanma dilememizi istedim. İmam Hüseyin’in kabrini ziyaret ettik ve yapmak istediklerimizi yaptık ve bundan tam yirmi yıl geçti, ben Molla Cafer’in halkın malındaki kusuru sebebiyle bu hale geldiğini anladım.

Daha sonra Allah’ın lütfuyla Hacca gittim, Medine’ye dönerken hastalandım, yürüyecek halim yoktu, arkadaşlarıma beni yıkamalarını, elbiselerimi değiştirmelerini ve omuzlarına alarak Resulullah’ın kabrini ziyarete götürmelerini istedim. Arkadaşlarım da isteğimi yerine getirdiler, Resulullah (s.a.a)’in haremine varınca bayıldım, arkadaşlarım beni orada bırakıp kendi işlerine döndüler, uyanınca yeniden sırtlayıp Hz. Resulullah’ın kabrinin yanına götürdüler, oradan da arka taraftan Hz. Fatıma’nın evinin yakınına götürdüler, orada oturup ziyarette bulundum ve iyileşmem için Hz. Fatıma’ya tevessülde bulundum.

Hz. Fatıma (a.s) rivayetlerde yer aldığı üzere Hz. Hüseyin’i çok seviyordu, ben ise Kerbela’da Hz. Hüseyin’in kabrinin yakınında oturuyordum, bu vesileyle Hz. Fatıma’ya tevessül ederek Allah’tan kendim için şifa diledim, daha sonra Hz. Resululah’a teveccüh ederek hacetlerimi arzettim, Resulullah’tan vefat eden dostlarım için şefaat diledim, isimlerini tek tek zikredince aklıma daha önce rüyasını zikrettiğim dostum Molla Cafer geldi, çok üzüldüm, onun için bağışlanma ve şefaat diledim, onun için elimden gelen her şeyi yaptım.

Biraz hafifleyince yardım almaksızın eve döndüm, Hz. Fatıma’nın bereketiyle iyileştim, Medine’den ayrılmak üzereyken Uhut’ta konakladım, Uhut şehitlerini ziyaret ettikten sonra orada uyudum, rüyamda yine dostum Molla Cafer’i gördüm, bu defa oldukça sevinçliydi, beyaz elbiseler giymiş sarık takmış elinde bir baston vardı, bana selam verip şöyle dedi:

“Merhaba gerçek dostum, dost dediğin senin gibi olur, ben bunca yıldır darlık, bela ve şiddet içindeydim, sen ziyaretten dönünce ben de kurtuldum, iki üç gündür beni yıkayıp temizlediler, pisliklerden arındırdılar, bu elbiseleri bana Hz. Peygamber, bu abayı da Hz. Fatıma gönderdi, Allah’a şükür rahatlığa ve güzelliğe eriştim, ben seni uğurlamak ve müjdelemek için geldim. Sağ salim ehline döneceksin ve onlar da sağlık ve afiyet içindeler.”

Uykudan uyandım büyük bir sevinçle Allah’a şükrettim. [12]

Merhum Şeyh de şöyle buyurmuştur: “Akıllı ve bilgili insan bu rüyanın inceliklerini düşünmek zorundadır, zira bu rüyadaki sırlar insanın kalp körlüğünü ve basiretsizliğini gidermektedir.”

Hakeza büyük Şeyh Hacı Molla Ali, değerli babası Hacı Mirza Halil Tehrani’den şöyle dediğini nakletmektedir: “Ben Kerbela’daydım, annem ise Tahran’da. Gece rüyamda annemi gördüm, annem yanıma gelip bana şöyle dedi: “Ey oğlum! Ben öldüm, beni sana doğru getirdiler ve burnumu kırdılar.”

Korku içinde uyandım, bir kaç gün sonra da dostlarımdan bir mektub aldım. Mektupta şöyle yazılıydı: “Annen vefat etti, cenazesini sana yolladık.”

Daha sonra yetkililer annemin cenazesini teslim almışlar ve benim Necef’te olduğumu sanarak bir kervansaraya yerleştirmişlerdi. Böylece rüyamın doğru olduğunu anlamıştım. Ama henüz şaşkındım ve annemin; “Burnumu kırdılar.” sözünü anlayamamıştım. Annemin cenazesini teslim aldığımda gerçekten de burnunun kırıldığını gördüm.

Sebebini sorunca da bana şöyle dediler: “Biz kervansarayda annenin tabutunu oradaki diğer tabutların üstüne koymuştuk. Daha sonra izdiham nedeniyle cenaze yere düşmüştü. Belki burnu bundan dolayı kırılmış olabilir. Bundan başka bir bildiğimiz yok.”

Annemin cenazesini getirip Hz. Ebu’l-Fazl’ın kabrinin karşısında bir yere koydular. Ben şöyle arzettim: “Ey Ebu’l-Fazl! Annem namaz ve orucunu hakkıyla eda edemedi. Şimdi de sana geldi ve ben onun elli yıllık namaz ve orucunu kaza edeceğim. Ne olur şefaat et de azap ve eziyetten kurtulsun.”

Daha sonra onu defnettik. Ama sözünü verdiğim kaza oruç ve namazlarını eda etmede gevşek davrandım.

Bir gece rüyamda evimizin kapısında kavga ve gürültü olduğunu gördüm. Çıkıp ne olduğunu anlamak istedim. Aniden kapıda annemin bir ağaca bağlanıp kırbaçlandığını gördüm. Neden kırbaçladıklarını sorunca da şöyle dediler: “Biz Ebu’l Fazl tarafından, şu miktar para verene kadar onu dövmekle görevliyiz.”

Ben eve dönüp istedikleri parayı aldım ve kendilerine verdim. Annemi ağaçtan çözüp eve getirdim, hizmet etmeye başladım.

Uyanınca benden aldıkları paranın elli yıllık ibadet için verilen para miktarınca olduğunu anladım. Hemen o miktar parayı alıp, “Riyaz” kitabının yazarı Seyyid Ali’ye verdim ve şöyle dedim: “Bu elli yıllık ibadet parasıdır. Rica ediyorum bunu annem için gerekli yere verin.”[13]

Hakeza o büyük zat değerli babasından şöyle nakletmektedir: “Tahran’daki hamamlardan birinde oruç tutmayan ve namaz kılmayan bir hizmetçi vardı. Bir gün mimarlardan birinin yanına gelip kendisi için yeni bir hamam yapmasını istedi, mimar; “Nereden para getireceksin?” diye sordu.

Hizmetçi; “Seni ilgilendirmez sen paranı al ve bir hamam yap”dedi. O mimar da ismi Ali Talip olan bu hizmetçiye güzel bir hamam yaptı.

Merhum Hacı Molla Halil şöyle diyor: “Necef’te iken rüyamda Ebu Talip’in Necef’e, Vadi-i Selam’a geldiğini gördüm, şaşırarak, “Sen nasıl bu mukaddes mekana geldin; halbuki ne namaz kılıyor, ne de oruç tutuyordun?”diye sordum.

O şöyle dedi: “Ey falan! Ben öldüm ve beni zincirlere vurarak azap etmeye götürdüler, Hacı Molla Muhammed Kirmanşahi benim adıma kazaya kalan hac, oruç, namaz, zekat ve kul haklarının hepsini eda edecek bir vekil tuttu. Böylece üzerimde hiçbir hak bırakmadı ve beni kurtardı, Allah ona iyi mükafatlar versin.”

Korku içinde uyandım, bir müddet sonra Tahran’dan gelen birilerine Ali Talip’i sordum, onlar da bana rüyamda gördüğüm gibi her şeyi tıpatıp anlattılar. Hac, namaz ve oruç için tuttuğu vekillerin isimleri bile aynıydı, dolayısıyla bu sadık rüyama şaşırdım.”[14]

Şüphesiz bu rüya da, oruç, namaz, haç ve diğer hayır işlerin ölüye ulaştığını söyleyen rivayetleri tasdik etmektedir. Ölü darlık ve şiddet içinde kalınca salih ameller vasıtasıyla rahatlığa ermektedir.

Hakeza, “Alemde ölen her müminin ruhunu Vadi-i Selam’a götürürler.”[15] hadisini de doğrulamaktadır. Bazı rivayetlerde de, “Onların halkalar şeklinde oturduğunu ve birbirine hadis naklettiklerini görür gibiyim.”diye yer almıştır.

Rüyada sözü edilen Molla Muhammed Kirmanşahi ise hadis alimlerinden ve Tahran’ın salih zatlarından biridir.

Büyük alim Kadı Said Kummi’nin Erbainat kitabında şöyle nakledilmiştir: “Bize güvenilir kimseden ulaştığına göre, büyük üstat Şeyh Amili bir gün İsfahan mezarlığında yaşayan bir arif dostunu ziyarete gitti. O arif şahıs şeyhe şöyle dedi:

“Ben bu mezarlıkta önceki gün ilginç bir şey gördüm, bir grup insan, ölülerini götürüp defnettiler, bir müddet sonra bu aleme ait olmayan çok güzel bir koku hissettim, şaşırıp kaldım, kokunun nereden geldiğini anlamak için etrafıma bakındım, aniden padişahların elbisesini giyinmiş güzel yüzlü bir gencin az önceki mezarlığa doğru gittiğini gördüm, bu olaya şaşırdım, kabrin yanına oturunca da yok oldu, adeta kabirden içeri girmişti. Çok geçmeden bu defa her tarafa yayılan kötü bir koku aldım, bu defa bir köpeğin o gencin ardından gittiğini, kabre yaklaştığını ve kaybolduğunu gördüm. Donup kalmıştım, aniden o genç dışarı çıktı, bu defa oldukça kötü ve yaralı bir bedenle geldiği yerden geri döndü.

Ben ardından gittim ve ondan gerçeği bana anlatmasını istedim, bana şöyle dedi: “Ben bu ölünün salih ameliyim, mezarda da onunla olmakla görevliydim, ardından kabre giren o köpek ise onun kötü amelleriydi, ben onu dışarı çıkarmak ve görevimi yapmak istedim, o köpek beni ısırdı, yaraladı, onunla olmama izin vermedi. Artık mezarda onunla kalamadım, dışarı çıkıp onu yalnız bıraktım.”

Bu mükaşefe ehli arif, olayı nakledince şeyh şöyle dedi: “Doğru söylüyorsun, biz amellerin tecessümüne ve hal ile uygun şekillenmesine inanıyoruz.” [16]

Bu hikayeyi, Şeyh Saduk’un “Emali” kitabının başında naklettiği ve bizim özetle verdiğimiz şu rivayet de tastik etmektedir:

“Kays bin Asım, Temimoğulları’ndan bir grup insanla birlikte Resulullah’ın huzuruna vardı, Resulullah’tan kendilerine faydalı öğütlerde bulunmalarını istedi. Hz. Peygamber de onlara nasihat etti, bu cümleden olarak şöyle buyurdu:

“Ey Kays! Seninle defnedilen canlı bir arkadaşın olacaktır, sen de onunla defnedileceksin, ama sen ölüsün, eğer o kerim olursa sana ikram eder ve eğer aşağılık olursa seni yalnız bırakır, onunla haşr olursun, onunla sorgulanırsın, o halde onun salih olmasına çalış; zira eğer salih olursa onunla dost olursun; eğer fasit olursa ondan dehşete kapılırsın ve o senin amelindir.”

Kays şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resulü! Bu öğütün şiir diliyle söylenmesini istiyorum, böylece onunla yakınımızdaki Araplara övünür ve hem de onu azık edinmiş oluruz.”

Resulullah (s.a.a) de bunun için, şair olan Hasan bin Sabit’i çağırdı, Selsal bin Delhemes, Hasan bin Sabit gelmeden o öğütü şiir diliyle ifade etti ve şöyle dedi:

İşlerinden bir dost seç,

Şüphesiz mezardaki dost insanın amelidir,

Ölümden sonra için onu hazırlaman gerekir,

İnsanı çağırdıkları ve icabet ettiği gün için.

Eğer bir şeyle meşgul isen,

Allah’ın razı olmadığı şey olmasın.

İnsana ölümünden önce ve sonra,

Sadece ameli olur arkadaş.

Bil ki insan ehlinin misafiridir,

Az bir müddet kalır sonra göçer.

Şeyh Saduk (r.a) İmam Sadık(a.s)’ın Hz. Peygamber (s.a.a)’den şöyle buyurduğunu nakletmektedir:

“Hz. İsa kabirde azap gören birinin yanından geçti, ertesi yıl yine oradan geçerken o şahsın azaptan kurtulduğunu gördü, Allah’a şöyle arzetti: “Ey Allah’ım, geçen yıl buradan geçince sahibinin azapta olduğunu gördüm, bu yıl ise azaptan kurtulduğunu görüyorum, bunun hikmeti nedir?”

Hz. İsa’ya şöyle vahyedildi: “Ey Ruhullah, bu kabir sahibinin salih bir oğlu vardı, buluğ çağına erince bir yol yaptı, bir yetime sahip çıktı, ben de oğlunun bu ameli sebebiyle onu affettim.” [17]

 
——————————————————————————–

[1] – Sefinet’ul- Bihar, c. 1 s. 268.

[2] – Sefinet’ul- Bihar c. 8 s. 132.

[3] – Camiu’l-Ahbar s. 1979.

[4] – Camiu’l-Ahbar, s. 197

[5] – Sefinetu’l-Bihar c. 8, s. 133

[6] – Bihar’ul- Envar, c. 71, s. 59

[7] – Zad’ul- Mead, s.573-574.

[8] – Zad’ul- Mead/ 573-574.

[9] – Zad’ul- Mead/573-574.

[10] – Zad’ul- Mead/ 574

[11] – Dar’us-selam c. 2, s. 165.

[12] – Darus’selam c. 2, s. 155

[13] – Daru’s-Selam c. 2 s. 245

[14] – Dar’us Selam c. 2, s. 244

[15] – Bihar’ul- Envar c. 6, s. 268

[16] – Bihar’ul- Envar, c. 71, s. 111

[17] – Bihar’ul- Envar, c. 6, s. 220.

Bunları da beğenebilirsin Diğer Yazılar