Ahiret Menzilleri (1)

0

ÖLÜM
Yolculuğun ilk konağı ölümdür. . . Bu konağın sarp ve meşakkatli durakları vardır. Biz şimdi onun iki durağına değineceğiz:

Birinci durak ölüm sekeratı (sarhoşluğu) ve can verme zorluğudur. Bu konuda Allah Teala buyuruyor ki:

“Yan çizip kaçmakta olduğun o ölüm sarhoşluğu bir gerçek olarak gelip çattı.” [1]

Bu durak, her taraftan sıkıntı ve zorlukların ölüm yatağında olan insana yöneldiği çok çetin bir duraktır. Bir taraftan hastalığın şiddeti, ağrısı, dilin tutulması, gücün tükenmesi ve diğer taraftan çoluk çocuğun ağlaması, onlarla vedalaşmak, çocukların yetim olma ve sahipsiz kalmaları gamı, diğer bir taraftan da ömrünü harcayarak gam ve çilelerle veya çeşitli hile ve entrikalarla veya gasp ve zulümlerle elde ettiği mal, mülk ve servetten ayrılmakta, humus ve zekatını vermediği, helal ve haram demeden yediği nice mal ve paraları hatırlamakta ve bunları telafi etme yollarının ise artık kapandığını ve işin işten geçtiğini görmektedir.

Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:

“İnsan ölüm yatağında, topladığı malları, onları elde etmek için gözlerini kapattığını (helal ve harama dikkat etmediğini) ve onları şüpheli olan yerlerden kazandığını hatırlamaktadır. Topladığı malların yan etkileri ve doğurduğu neticeler artık onunla birliktedir (onu sarmıştır), o mallardan ayrılmaya yüz koymuştur; onlar artık geride kalanlara (varislere) kalmaktadır, onlar onunla faydalanacaktır; lezzet ve hoşnutluğu başkası içindir vebal ve ağırlığı ise onun sırtındadır. (Onlar yiyip içecek, bu zavallı ise onların hesabını verecektir.)”[2]

Diğer bir taraftan da ölüm yatağında olan kimse, başka bir aleme girme vahşetine de kapılmaktadır; önceden görmediği şeyleri artık gözü görmektedir.

Allah Teala buyuruyor ki:

“Andolsun, sen bundan bir gaflet içindeydin; işte biz de senin üzerindeki (gözlerinin önündeki) örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş gücün oldukça keskindir.” [3]

Yine ölüm yatağında olan kimse, Hz. Peygamber ve Ehl-i Beyt’inin, rahmet ve gazap meleklerinin, onun hakkında hüküm vermek veya bir tavsiyede bulunmak için hazır olduklarını, Şeytan ve yardımcılarının da onu şüpheye sokmak ve dünyadan imansız olarak gitmesi için toplanıp bir iş yapmak istediklerini görmekte ve diğer taraftan da ölüm meleğini ne şekilde geleceği ve onun canını nasıl alacağı korkusuna kapılmaktadır. Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki: “Ölüm sekeratı onun üzerine çullanmıştır, onun başına gelen artık vasf edilmez.”[4]

Şeyh Kuleynî İmam Sadık (a.s)’dan şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

“Hz. Ali (a.s) gözlerinden rahatsızdı, Resulullah (s.a.a) onun ziyaretine gitti, İmam Ali’nin acıdan feryat ettiğini gördü. Resulullah (s.a.a) bu durumu görünce şöyle buyurdular: “Acaba bu bağırman sabırsızlıktan mıdır, yoksa ağrının şiddetinden dolayı mıdır?”

Hz. Ali (a.s) cevaben şöyle arz ettiler: “Ya Resulallah, ben bu ağrıdan daha şiddetli bir ağrı görmedim.”

Resulullah buyurdular ki: “Ya Ali! Ölüm meleği kafirin ruhunu almak için geldiğinde kendisiyle birlikte ateşten olan bir şiş de getirip, o şişle onun ruhunu çekip çıkarır!; Cehennem ise bundan dolayı şiddetle ses çıkarır.”

Hz. Ali (a.s) bu sözü duyunca kalkıp oturdu ve şöyle dedi: “Ya Resulellah! O hadisi bana tekrarla; zira o söz derdimi bana unutturdu. Acaba senin ümmetinden bu şekilde ruhu alınan kimse var mıdır?”

Resulullah (s.a.a); “Evet, zulüm eden hakimin, haksız yere yetimin malını yiyen kimsenin ve yalan yere tanıklık eden şahsın ruhu bu şekilde alınmaktadır.” [5] dedi.”

Ölüm sekeratının (sarhoşluğunun) kolay olmasına sebep olan şeylere gelince…

Şeyh Saduk (r.a) İmam Sadık (a.s)’dan şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

“Kim Allah Teala’nın, ölüm sekeratını kendisi için kolay etmesini istiyorsa, kendi akrabalarına, anne ve babasına iyilik ve ihsan yapsın. Kim böyle yaparsa Allah Teala, ölüm zorluklarını onun için kolaylaştırır ve hayatında asla fakir olmaz.” [6]

Nakl olunduğuna göre Resulullah (s.a.a) vefat anında olan bir gencin yanına gelip; “La ilahe illâllah söyle”diye buyurdular. O gencin dili tutulup söyleyemedi. Hazret ne kadar tekrarladıysa da o söyleyemedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) o gencin baş ucunda olan kadına; “Bu gencin annesi var mıdır?”diye sordu?

Kadın; “Evet, ben onun annesiyim” dedi.

Resulullah (s.a.a) annesine; “Sen ona karşı öfkeli misin?” dedi.

Kadın, “Evet, altı yıl oluyor ki, onunla konuşmamışım.”dedi.

Resulullah (s.a.a); “Ondan razı ol.”dedi.

Kadın; “Senin razı olmanla Allah Teala ondan razı ve hoşnut olsun.” dedi.

Kadın oğlundan razı olduğunu gösteren bu sözü söyleyince o gencin dili açıldı.

Resulullah (s.a.a) ona; “La ilahe illâllah söyle” diye buyurdu.

O genç; “La ilahe illellah” dedi.

Resulullah (s.a.a) o gence; “Ne görüyorsun?”diye sordu.

Genç; “Siyah kıyafetli, kirli, kötü kokulu ve çirkin elbiseli bir adamın benim yanıma gelip boğazımdan tuttuğunu görüyorum” dedi.

Resulullah (s.a.a) ona; “Şöyle söyle” buyurdular:

“Ey az ibadeti kabul eden ve çok günahtan geçen! Benden az itaati kabul et ve çok günahlarımdan geç. Şüphesiz sen çok bağışlayan ve merhametlisin.”

O genç bu sözü söyledi. Resulullah (s.a.a) o gence; “Bak şimdi ne görüyorsun?”diye sordu.

O genç cevaben; “Beyaz ve güzel yüzlü, güzel kokulu ve temiz elbiseli bir kişi benim yanıma geldi, o siyah adam gitmek istiyor” dedi.

Resulullah (s.a.a); “Bu sözleri tekrarla” diye buyurdu; o da tekrarladı.

Sonra Resulullah (s.a.a); “Şimdi ne görüyorsun?”diye sordu.

O genç cevaben; “Artık o siyah adamı görmüyorum, o beyaz yüzlü kişi benim yanımdadır.” diyerek vefat etti.[7]

Bu hadis hakkında iyice düşün, anneye karşı gelmenin etkisinin ne kadar olduğuna bir bak. Bu genç ashaptan olmasına ve rahmet Peygamber’inin onun ziyaretine gelerek şahadet (La ilahe illâllah) kelimesini ona telkin etmesine rağmen, o kelimeyi söyleyemedi. Ama annesi ondan razı olur olmaz dili açılıp o kelimeyi söyleyebildi.

İmam Sadık (a.s)’dan da şöyle bir hadis naklolunmuştur:

“Kim mümin kardeşine kışlık veya yazlık bir elbise giydirse, Allah Teala cennet elbiselerinden ona giydirir. Ölüm sarhoşluğunu ona kolaylaştırır, kabri de ona genişletir.” [8]

Resulullah (s.a.a)’den de şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

“Kim mümin kardeşine helva yedirirse, Allah Teala, ölüm acılığını (tatsızlığını) ondan giderir.”

Can çekişenin daha çabuk can verebilmesi için faydalı olan şeylerden diğer biri de onun yanında Yasin ve Saffat sureleri ve ferec kelimelerinin (Namazların kunut duasında okunan: “La ilahe illellah’ul- halim’ul- kerim…” duasıdır.) okunmasıdır.[9]

Şeyh Saduk Hz. Sadık (a.s)’dan şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

“Kim Recep ayının sonuncu gününü oruç tutarsa, Allah Teala onu ölüm sarhoşluğunun şiddetinden, ölümden sonraki vahşetten ve kabir azabından güvende kılar.” [10]

Bil ki, Recep ayından yirmi dört gün oruç tutmak için çok sevaplar nakledilmiştir. Örneğin: Ölüm meleği (Azrail) güzel bir elbise ve cennet şarabından (dolu) bir kadehle bir genç şeklinde onun ruhunu almak için hazır olur; ölüm baygınlığının ona kolay olması için o şarabı ona içirir.

Resulullah (s.a.a)’den  şöyle buyurduğu nakl olunmuştur:

“Kim Recep ayının yedinci gecesinde dört rekat namaz kılar ve her rekatta bir defa Hamd, üç defa Tevhit, Felak ve Nâs surelerini okursa ve namazı kılıp bitirdikten sonra da on defa salavat getirir ve on defa da Tesbihat-i Erbaa okursa, Hak Teala ona kendi arşı gölgesinde yer verir; Ramazan ayının orucunu tutanın sevabı kadar ona sevap verir; bu namazı kılıp bitirene kadar melekler ona mağfiret dilerler; can vermesini kolaylaştırır, kabir azabını hafifletir, kendi yerini cennette görmedikçe dünyadan ayrılmaz ve Hak Teala onu büyük korkudan (kıyamet gününün korkusundan) güvende kılar.”

Şeyh Kef’âmî, Hz. Resulullah (s.a.a)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

“Kim her gün bu duayı on defa okursa, Allah Teala onun dört bin büyük günahlarını bağışlar ve onu ölüm sekeratından (baygınlığından), kabir azabından ve kıyametin   yüz bin vahşetinden kurtarır, Şeytan ve ordusunun şerrinden onu korur, borcu ödenir, gam ve kederi yok olur.”

Dua şudur:

“A’dedtu li kulli havlin la ilahe illellahu ve likulli hemmin ve gammin maşaellahu ve likulli ni’metin elhamdu lillahi ve likulli rehain eş şukru lillahi ve likulli u’cubetin subhanellahi ve likulli zenbin esteğfirullahe ve likulli musibetin inna lillahi ve inna ileyhi raciun ve likulli zaykın hasbiyellahu ve likulli kazain ve kaderin tevekkeltu alallahi ve likulli aduvvin i’tesamtu billahi ve likulli taatin ve ma’siyetin la havle vela kuvvete illa billah’il aliyyil azim.” [11]

Yine bil ki, şu değerli zikir için yetmiş tane büyük fazl ve ihsan vardır ; ölüm vakti onu (cennetle) müjdelemeleri de o fazl ve ihsanlardan biridir. O zikir şudur:

“Ya esmeas samiin veya ebsaren nazirin veya esreal hasibin veya ahkemel hakimin.”

Şeyh Kuleyni (r.a) İmam Sadık (a.s)’dan şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

“İza zulzilet’il erzu zilzaleha” (Zilzal) suresini okumaktan yorulmayınız. Çünkü kim müstahap namazlarında bu sureyi okursa, Allah Teala zelzeleyi (depremi) ebedi olarak ona ulaştırmaz, normal ölümle ölene dek zelzele, yıldırım ve dünya afetlerinden biriyle  canını kaybetmez. Öldüğü zaman, Hak Teala yanından kerim bir melek ona nazil olur, onun baş ucunda oturur ve şöyle der: Ey ölüm meleği! Allah’ın dostuna yumuşak davran. Çünkü o, beni çok anıyordu.” [12]

İkinci durak, ölüm anındaki adiledir…

Adile ölüm anında haktan batıla sapmak demektir. Şöyle ki, Şeytan o anda can çekişen insanın yanında hazır olur, onu vesvese eder, imandan çıkarmak için onu şüpheye sokar. İşte bundan dolayı dualarda o durumdan Allah’a sığınılmıştır.

Fahr’ul- Muhakkikin (r.a) şöyle buyurmuştur:

Kim o durumdan salim kalmak (kurtulmak) istiyorsa, iman delillerini ve usul-u dini, kesin deliller ve açık bir zihniyetle istihzar etmeli (akılda tutmalı) ve onu, ölüm anında ona geri çevirmesi için Hak Telâla’ya emanet etmeli ve hak olan akideleri zikrettikten sonra şöyle demelidir:

“Allahumme ya erham’er rahimin, innî kad evda’tuke yakini haza ve sebate dinî ve ente hayru mustevdein ve kad emertena bihifz’il vedayii feruddehu aleyye vakte huzuri mevtî.”

Tercümesi:

“Allah’ım, ey merhamet edenlerin en merhametlisi! Kuşkusuz ben bu yakinimi ve dinimin sebatını sana emanet ettim; şüphesiz sen yanına emanet bırakılanların en hayırlısısın; ve bize emanetleri korumamızı emretmişsin, öyleyse onu ölüm anında bana geri çevir.”

Binaenaleyh o büyük alimin buyurduğuna göre meşhur olan Adile duasını okumak ve onun manasını akılda tutmak, ölüm anı haktan batıla sapma tehlikesinden esenlikle kurtulmak için faydalıdır.[13]

Şeyh Tusi (r.a), Muhammed bin Süleyman-i Deylemi’den şöyle nakletmiştir:

İmam Sadık (a.s)’ın huzuruna vararak Hazret’e şöyle arz ettim: Sizin Şiileriniz, iman iki kısımdır diyorlar; biri müstakar ve sabittir, diğeri ise emanet olarak verilip zail olandır. Öyleyse bana öyle bir dua öğret ki, onu okuduğumda imanım kâmil olsun ve benden ayrılmasın.

İmam (a.s) cevaben şöyle buyurdular:

“Her farz namazdan sonra şöyle de: ‘Razıytu billahi rabben ve bi-Muhammed’in (s.a.a) nebiyyen ve bi’l İslam’ı dinen ve bi’l-Kur’ân’i kitaben ve bi’l-Ka’beti kibleten ve bi-Aliyyin veliyyen ve İmamen ve bi’l Hasan’i ve’l- Hüseyn’i ve Aliyy’ibn’il-Hüseyn’i ve Muhammed’ibn’i Aliyyin ve Câfer’ibn-i Muhammed’in ve Musa’bn-i Ca’fer’in ve Aliyy’ibn-i Musa ve Muhammed ibn-i Aliyyin ve Aliyy’ibn-i Muhammed’in ve’l-Hasan’ibn-i Aliyy’in ve’l- Huccet’ibn’il- Hasan’i salavatullahi aleyhim eimmeten. Allahumme innî razıytu bihim eimmeten ferzinî lehum, inneke ala kulli şey’in kadir.”[14]

Tercümesi:

“Allah’ı bir Rab olarak, Muhammed’i bir Peygamber olarak, İslam’ı bir din olarak, Kur’ân’ı bir (semavi) kitap olarak, Kabe’yi bir kıble olarak, Ali’yi bir veli ve İmam olarak, Hasan ve Hüseyn’i, Ali bin Hüseyn’i, Muhammed bin Ali’yi, Câfer bin Muhammed’i, Musa bin Ca’fer’i, Ali bin Musa’yı, Muhammed bin Ali’yi, Ali bin Muhammed’i, Hasan bin Ali’yi ve Hüccet bin Hasan’ı (Allah’ın selamı onlara olsun) birer İmamlar olarak kabul ettim. Allah’ım, ben onlara razı oldum; öyleyse onların hürmeti için benden razı ol. Kuşkusuz sen her şeye kadirsin.”

Bu durak için faydalı olan şeylerden biri de farz namazların vakitlerini gözetmektir. Bir hadiste şöyle geçiyor:

“Dünyanın doğu ve batısında, ölüm meleğinin her gece ve gündüz beş namaz vakitlerinde kendilerine bakmadığı bir aile yoktur. Eğer canını almak istediği şahıs, namazlarını gözeten ve onları kendi vakitlerinde kılan kimselerden olursa, ölüm meleği şahadeteyni ona telkin eder ve Allah’ın rahmetinden uzak olan İblis’i ondan uzaklaştırır.” [15]

Nakledildiğine göre İmam Sadık (a.s) bir adama şöyle yazdı:

“Eğer en üstün ameller içerisinde olduğun halde ruhunun alınması için amelinin hayırla son bulmasını istiyorsan, öyleyse Allah’ın hakkını büyük say ve O’nun nimetlerini O’na karşı günah işlemekte sarf etmekten sakın, Allah’ın sana karşı halim davranmasıyla mağrur olma, bizi anan ve bizi sevdiğini iddia eden kimselere ikram et; ister doğru, isterse yalan söylesinler, onlara ikram etmenin senin için bir sakıncası yoktur; çünkü sana, niyetinin yararı ulaşır; onlara ise yalanlarının zararı dokunur.”

Sonucun iyi olması ve şekavetten (bedbahtlıktan) saadete ulaşmak için Sahife-i Seccadiye’nin 11.duasını (yani, “Ya men zikruhu şerefun lizzakirin…” cümlesiyle başlayan duayı) ve Kafi ile diğer kitaplarda naklolan ve bende-i hakirin de “Bakiyat-i Salihat” kitabında Saatlar Duası’ndan sonra naklettiğim Temcid Duasın’ı okumak, Zilkade ayının Pazar günü kılınması müstahap olan namazı kılmak ve şu zikri: “Rabbena la tuziğ kulubena ba’de iz hedeytena veheb lena min ledunke rahmeten inneke ent’el- vehhab.” sürekli olarak söylemek yararlıdır.

Yine Hz. Fatıma (a.s)’ın tesbihini (zikrini) söylemeye devam etmek, kaşında “Muhammed nebiyyullah ve Aliyyun veliyyullah” yazılı olan akik yüzüğü parmağa takmak, her Cuma “Muminun” suresini okumak, sabah ve akşam namazlarından sonra yedi defa: “Bismillahirrahmanirrahim, la havle vela kuvvete illa billah’il-aliyy’il-azim” demek, Recep ayının 22. gecesinde sekiz rekat namaz kılmak ve her rekâtında bir defa “Hamd” ve yedi defa da “Kâfirun” surelerini okumak ve namazı bitirdikten sonra on defa salavat getirmek ve on defa da mağfiret dilemek, ömrün hayırla sonuçlanması için faydalıdır.

Seyyid bin Tavus, Resulullah (s.a.a)’den şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

“Kim Şaban ayının altıncı gecesi dört rekat namaz kılarsa ve her rekatta bir defa Hamd ve elli defa da Tevhit (İhlas) surelerini okursa, Allah Teala onun ruhunu saadet üzere alır, kabrini genişletir ve yüzü ay gibi (parlak) olduğu halde kabirden dışarı çıkar.”

Bu namaz, Hz. Ali (a.s)’ın namazının aynısıdır; o namazın çok fazileti vardır. Ben burada iki hikayeyi zikretmeyi münasip ve uygun görüyorum.

1-Tarikat alimlerinden biri olan Fuzayl bin Ayyaz’ın, bütün öğrencilerinden üstün olan bir öğrencisi vardı, hastalanıp ölüm yatağına düştüğünde Fuzayl onun yanına geldi, onun baş ucunda oturup Yâsin suresini okumaya başladı. Öğrenci üstada; “Ey üstat! Bu sureyi okuma!”dedi. Fuzayl o sureyi okumaktan vazgeçip öğrencisine; “La ilahe illelleh söyle.” dedi.

Öğrenci; “Onu söylemiyorum; çünkü ben ondan (elayazu billah) beriyim” dedi

Sonra bu haliyle de öldü. Fuzayl onun bu durumundan rahatsız olup evine döndü ve evinden dışarı çıkmadı. Sonra rüya aleminde onu cehenneme doğru götürdüklerini gördü. Fuzayl ona; “Sen benim en bilgin öğrencim idin, nasıl oldu da Allah Teala marifeti senden aldı ve kötü bir sonuç üzere öldün?”diye sordu.

Öğrencisi cevabında şöyle dedi: “Üş haslet bende olduğundan dolayı bu duruma düştüm: Birincisi koğuculuk yapmak, ikincisi kıskançlıkta bulunmak, üçüncüsü ise şarap içmek. Şöyle ki, bir hastalığım vardı, bundan dolayı bir tabibe başvurdum, o bana her yıl bir kadeh şarap içmemi, içmediğim takdirde o hastalığın iyileşmeyeceğini söyledi. Ben de o tabibin sözüne uyarak şarap içiyordum. İşte bende olan bu üç haslet beni bu kötü sonuca duçar etti ve bu hal üzere öldüm.”

Bu hikayeden sonra şu hadisi nakletmeyi de uygun görüyorum:

Şeyh Kuleyni, Ebu Basir’den şöyle dediğini nakletmiştir:

Ümmü Halid-i Mabediyye İmam Sadık (a.s)’ın huzuruna geldi -ben de İmam’ın hizmetinde idim – ve şöyle arz etti: “Sana feda olayım, karın ağrısına duçar olmuşum, Irak doktorları, bir çeşit şarap olan kavutla nebiz suyunu içmemi tavsiye ettiler, sizin onu sevmediğinizi bildiğimden dolayı onu içmekten sakındım, bu meseleyi sizin kendinizden sormak istedim.”

İmam (a.s) ona: “Sizi, onu içmekten alıkoyan ne idi?”diye sordu.

O cevaben şöyle dedi: “Ben, kıyamet günü Cafer bin Muhammed (a.s) bana emr ve nehy etti diyebilmem için kendi dinimde sana itaat etme gerdanlığını boynuma asmışım.”

İmam (a.s) Ebu Basir’e dönerek; “Ey Eba Muhammed! Bu kadının söz ve meselelerini işitmiyor musun?”diye buyurdular.

Sonra Hazret o kadına dönerek şöyle buyurdular: “Hayır! Allah’a ant olsun ki, ondan bir damla içmene bile izin vermiyorum. Canın buraya – boğazına işaret etti – yetiştiği zaman onu içmekten pişman olacaksın.”

Bu sözü üş defa tekrarlayıp o kadına; “Ne söylediğimi anladın mı?”diye buyurdular.[16]

2-Şeyh Behai (attarallah merkadeh), Keşkul kitabında şöyle nakletmiştir:

“Çok zengin ve refah içerisinde olan bir adam hastalanıp ölüm döşeğine düştüğünde, ihtizar halinde şehadeteyn kelimesini ona telkin ettiler, o şehadeteyni söyleyeceğine şu şiiri okuyordu:

Yol yürümekten yorulan kadın nerededir?

O, Mencab’ın hamamı nerededir?

Onun bu şiiri okumasının sebebi şundan ibarettir: Bir gün iffetli ve güzel yüzlü bir kadın Mencab’ın meşhur olan hamamına gitmek için evinden dışarı çıktı, ama hamamın yolunu bulamadı, nihayet dolaşmaktan yoruldu, evinin önünde duran bir erkeği görüp “Mencab’ın hamamı nerededir?”diye sordu. O adam da kendi evine işaret edip; “Hamam burasıdır.” dedi.

Kadın, oranın hamam olduğunu zannederek o adamın evine girdi. O adam hemen kapıyı onun yüzüne kapattı ve onunla zina yapmak istedi. O zavallı kadın tuzağa düştüğünü anlayınca tedbirle onun elinden kurtulmayı düşündü, zahirde bu işe rağbetli olduğunu izhar etti ve şöyle dedi:

“Benim bedenim çirkef ve kötü kokuludur, işte bundan dolayı hamama gitmek istiyordum. Biraz güzel koku al da sana güzel kokulu olmam için onu kullanayım, beraber yemek yememiz için de biraz yemek temin et, çabuk gel de sana aşığım.”

O adam, o kadının kendisine rağbetli olduğunu görünce mutmain olup onu evde bıraktı, yemek ve esans almak için evden dışarı çıktı. O sapık adam ayağını evden dışarıya atınca o kadın da evden çıkıp kendisini kurtardı.

Sapık adam eve döndüğünde o kadını göremedi ve hasretten başka bir şey ona nasip olmadı. ihzar halinde olan o adam, o anda o kadını hatırlayıp şehadeteyn kelimesi yerine o kadının kıssasını kendi şiirinde okuyordu.[17]

Ey mümin kardeş! Bu hikaye hakkında biraz düşün, o adamın bir günahı kastetmesinin, onu ölüm anında şehadeteyni ikrar etmekten nasıl alıkoyduğuna bir bak! Gerçi o, günah işlemeye

 

——————————————————————————–

[1] – Kaf/19.

[2] – Nehc’ul– Belağa, 108. Hutbe.

[3] – Kaf/22.

[4] – Nehc’ul– Belağa, hutbe: 108.

[5] – Envar, c. 6, s. 170.

[6] – Bihar’ul– Envar, c. 71, s. 66.

[7] – Mustedrek’ul– Vesail, c. 1, s. 92.

[8] – Bihar’ul– Envar, c. 71, s. 380.

[9] – Bihar’ul– Envar, c. 78, s. 238.

[10] – Bihar’ul– Envar, c. 94, s. 33.

[11] – Sefinet’ul– Bihar, c. 7, s. 194

[12] – Bihar’ul– Envar, c. 89, s. 331.

[13] – Mefatih’ul– Cinan, Adile duası.

[14] – a.g.e.

[15] – Sefinet’ul– Bihar, c. 8, s. 107.

[16] – Vesail’uş- Şia, c. 17, s. 275.

[17] – Keşkul-u Şeyh Behai, c. 1, s. 232.

Bunları da beğenebilirsin Diğer Yazılar